Anne, Kaanı hemen gelmesi için söyle! diye bağırdı Aysel, gözleri su dolu. Üç küçük çocuğum ateş içinde, ağlıyor. Ben yalnız başıma hastaneye ulaşamıyorum. Arabayla gelmesi gerekir. Sevimin sesi titredi, içi torunları için endişeyle sıkışmıştı. Şimdi halledeceğim, canım. Üzülme, diye sakinleşmeye çalıştı Sevim, sesi titrek bir melodiyi andırıyordu. Telefonu çaldı, parmakları titrek bir şekilde Kaanın numarasını aradı. Üç hasta çocuk, yalnız Aysel, işte Murat, durum kritik. Kaan yardım edecekti, emin oldu. İlk zil, ikinci zil, sonunda Kaan cevap verdi.
Anne, merhaba, dedi çabukça.
Kaancığım, durum çok çetin diye titrek bir sesle anlattı Sevim. Aysel aradı. Üç çocuğu hastalanmış, acilen doktora gitmeleri lazım. Murat işe gidip izin alamaz. Sen gelip, yeğenleri götürür müsün? Çok uzun sürmez. Seste bir anlık suskunluk, fonun ardında bir gürültü duyuldu.
Kaanım, bugün olmaz, diye iç çekti Kaan. Ayşenin doğum günü vardı. Restoranı iki hafta önce rezerve ettik. Şehrin bir tarafından diğerine koşturmak şu an imkânsız. Rezervasyonu kaçıracağız. O yüzden ben
Sevim telefonunu daha sıkı kavradı, avuçları terledi. Kaan gerçekten yardım etmeyecek miydi?
Kaan, duymuyor musun? Çocuklar hasta! Senin yeğenlerin! diye bağırmaya çalıştı Sevim, sesinde kırılma yoktu. Aysel, üç kaprisli çocuğu tek başına kaldıramaz. Onların acilen doktora gitmesi lazım!
Kaan, anlıyorum ama planlarımız var, diye soğuk bir tonla yanıtladı Kaan. Taksi çağırın ya da babanla birlikte gidin. Sorun ne? Sevim sandalye üzerine oturdu, bacakları titredi, inanamadı.
Baba işte! Artık dayanamaz! dedi Sevim, artık tutamaz bir çığlıkla. Üç hasta çocukla tek başıma ne yaparım! Temel şeyleri anlamıyor musun?
Kaan, üzgünüm ama yapamam, diye keskin bir sesle yanıtladı. Bu benim sorunum değil. Çocuklar Ayselin sorumluluğu. Kendisi halleder.
Sevim öfkeyle boğulmuştu. Nasıl senin sorunun değil! Bu senin ailein! Kardeşim! Bir kere de yardım etmez misin?
Kaan, söylemiştim, yapamam! Toplanma zamanı, affet, diyerek bağlantıyı kesti. Kısa zil sesleri kulakları yırtıyordu. Sevim telefon ekranına bakıp, hâlâ bir şeyler anlamaya çalışıyordu, elleri hafifçe titriyordu. Tekrar numarayı çaldı; Kaan cevap vermedi, sessizlik hâkimdi. İçinde bir ateş yanıyordu, yanan bir öfke.
Güle, damadına, telefon etti: Alo, Sevim Hanım? Gül hemen cevap verdi.
Sevgili Gül, söyle Kaandan neden yardım istemiyorum? Bunlar onun yeğenleri! Hasta! Aysel tek başına çok zor durumda! Sen bir anne olarak bunu anlamaz mısın?
Gül, sakin bir sesle, adeta kayıtsız bir rüzgar gibi, Sevim Hanım, çocukların sorunları ebeveynlerin sorumluluğunda. Taksi, ambulans var. Çocuklar artık bebek değil. Aysel yetişkin, halleder, dedi. Sevimin içi yanıyordu, Gülün sözleri babanın reddine benzer bir yanık gibi.
Aysele, üç hastalıklı çocuğu taksiyle götürmek nasıl olur? Çok küçükler, Aysel tek başına baş edemez! diye haykırdı Sevim, artık sesini tutamıyordu.
Bu bizim çocuklarımız, Sevim Hanım, diye Gül yine kayıtsızca, Biz akşam planımızı önceden yaptık, başkalarının sorunlarıyla bozmuyoruz.
Sevimin öfkesi bir volkan gibi yükseldi. O zaman kendi çocuklarınızla bile yardım istemeyin! diye çığlık attı ve telefonu kapattı.
Günler sis gibi geçti. Sevim Kaana bir daha aramadı, o da sessiz kaldı. Gece uyuyamayan Sevim, aklında o çarpık konuşma döngüsü dönüyordu. Oğlum nasıl böyle davranabilir? Ben neyi yanlış yaptım? Nasıl böyle bir insana sahip oldum? Kocası bir kaç kez konuşmaya çalıştı ama Sevim geri çevirdi, kendi içinde çözüm aramaya başladı.
Dördüncü gün akşamüstü dayanamayarak Kaanı ziyaret etmeye karar verdi. Kapıyı Gül açtı; şaşkınlıkla ama sessizce geri çekildi. Sevim içeri girdi, ceketi bile çıkarmadı.
Kaan nerede? diye sertçe sordu.
Odanın içinde, dedi Gül, kapıya işaret ederek.
Sevim kapıyı açtı. Kaan gözleriyle ona baktı, bir an için gözlerinde tuhaf bir ışık parladı, ama hemen donuk bir maske takındı.
Anne, ne oldu? diye kaşlarını çattı.
Nasıl olur da böyle bir şey yaparsın? diye çığlık attı Sevim, o kadar yüksek ki Kaan titredi. Dört gün içinde birikmiş tüm öfke bir anda dışarı fırladı.
Kaan, hasta çocuklara neden hayır dedin? Kardeşine? Seni böyle büyütmedim! Seni bencil ve soğuk birine yetiştirmedim!
Kaan yavaşça ayağa kalktı, yüzü hâlâ kayıtsız, neredeyse duyarsızdı.
Anne, taksiye kendin de çağırabilirdin, Aysele gidip çocuklara yardım edebilirdin. Ben tüm işleri bir anda bırakamam, diye omuz silkerek yanıtladı.
Bir an durakladı, Sevimin gözlerine dikildi. Hatırlamıyor musun Ayselin ne zaman bizimle konuşmayı bıraktığını? O da bize ne anlatıyor, kimseye ne fısıldıyor?
Ev satın aldığımızdan beri Anlamıyorum, ne için öfkelenmiş, telefonları açmıyor, kapı önünde bağırıyor. Altı ay bu hâl, şimdi yardım istiyor, ama şimdi olmaz mı?
Sevim boğuldu, kelimeler boğazında düğümlendi.
Bu bu sadece Aysel üç çocukla kiralık dairede yaşıyor, dedi zorlanarak.
Biz Elif ve ben iki odalı kendi evimizde, çocuksuz. Tabii ki o da üzülür. Ama bu ne demek, bilmedim Kim ne söylüyor?
Kaan bir göz kırptı, Gül kapıda elleri çapraz, yüzü kayıtsızdı.
Birçok şey söyleniyor, ben de ona bazen şöyle diyorum, Aysel de bir şeyler söylüyor ama daire işi onun işi değil, dedi Kaan soğukkanlı bir tavırla.
Biz bu daireyi kendimiz kazandık, kimse bize yardım etmedi. Aysel kendi sorunlarını kendi çözsün, ailemi seninle karıştırma!
Sevim bir adım öne geçti, yumrukları kendiliğinden sıkıldı.
Ne diyorsun? Bu senin kardeşin! Kan bağımız var!
Hayır anne, benim ailem Elif, dedi Kaan sesini yükselterek. Aysel daha önce de kafasını kullanmalıydı!
Aysel kendi isteğiyle üç çocuk doğurdu, kimse zorlamadı! Ben onun sorunlarını ilk anda çözmek zorunda değilim!
Sevim suratını buruşturdu.
Sen bencil! diye bağırdı. Sadece kendini düşünüyor! Kardeşin çocuklarıyla zorlanıyor, sen bir kere bile yardım edemiyorsun!
Kardeşime yardım mı? Kaan alayla gülümsedi. Neden ben bir yarım yıldır konuşmadığım birine yardım etmeliyim? Aysel ile iletişimimizi kestik. Bunu fark etmedin mi?
Kaan nefesini tutup, daha sakin bir tonda devam etti: Bu ne demek? Sen hep sadece Ayseli düşünüyor, ben ise senin için boş bir yerim.
Kalpsizsin! Nasıl böyle söyleyebilirsin? Kardeşin çocuklarıyla neredeyse başa çıkamıyor! Sen bir kez bile yardım edemezsin!
Kardeşime yardım? Kaan kısaca gülümsedi. Neden ben birine yardım etmeliyim ki, o beni bir yarım yıldır görmezden geliyor? Biz Ayselle iletişimimizi kestik! Bunu nasıl fark etmedin?
Kaan bir an nefesini toparlayıp, daha yumuşak bir sesle ekledi: Ne demek istiyorum? Sen hep sadece Ayselle ilgileniyorsun, ben senin için bir boşluk oldum.
Sevim bir anda geri çekildi, gözleri ufka baktı, dışarıda gece yarısı sokak lambaları soluk bir ışık saçıyordu. Kendini bir merdivenin başında hissetti; içinde her şey yanıyordu.
Soğuk rüzgar yüzünü yakıyordu, ama nefes almak daha zor değildi. Sevim otobüs durağının yanına yürürken aklında tek bir soru dönüyordu: Neyi yanlış yaptım? Nasıl böyle bir insan yetiştirdim? Neden Kaan aile bağının en temel kuralını, birbirine yardım etmeyi, anlamıyor?
İçinde bir yerlerde, bastırdığı bir korku filizleniyordu; Kaanın Aysel hakkındaki sözleri, daire alımı sonrası sessizliğin ve kötü sözlerin gölgesi.
Sevim kaldırımın ortasında durdu. Yürüyenler iki yanından geçiyordu. Belki de Kaan haklıdır, diye düşündü, Belki de ben çok fazla talep ettim, onun kendi sorunlarını görmedim.
Hayır, denedi başını sallayarak. Ben anne olarak neyin doğru olduğunu en iyi bilirim.
Şüphe bir çivi gibi içinde çöküyordu, küçük ama keskin. Her adımda büyüyen bir gölge, yavaş yavaş bütünleşiyordu.
Otobüse bindi, camdan dışarı baktı; binalar, arabalar, sıradan bir hayat akıyordu. Sevimin içinde bir şey kırıldı, bir şey sonsuza dek değişti.
Gelecekte bunu onarabilecek mi? Oğluyla yeniden konuşabilecek mi? Kaanın reddini affedebilecek mi? Ya da onun gözündeki körlüğü ve kendi körlüğünü?
Otobüs engebeli yollarda titredi, Sevim gözlerini kapattı. Belki yarın her şey aydınlanır, doğru sözler bulunur, aile tekrar bir aile olur.
Ya da belki çok geçtir




