Kuyruklu Yoldaş

Kuyruklu Yol Arkadaşı

Fikretin iş yeri, sevgiyle dolu değildi; daha çok uzak durulan bir yerdir. O, sözünü tutan sürücü, deneyimli ve görevine sadıktır; ama ne çok sosyal ne de neşelidir. Kimse onun yanına ortak olmaya cesaret etmez, Fikret bu yalnızlığa sevinçle bağlanır. Bir keresinde bir yöneticisi ona el salladı ve ona Karanlık lakabı takıldı. Bu lakap kulaktan kulağa dolaşır, adı ise zaman zaman unutulur.

Bu yolculuk da sıradan bir şey vaat etmezdi. Tanıdık bir rota, sıradan bir yük. Direksiyonu tut, yola bak

Yol kenarında çalılıkların içinde bir şey sürünüyordu, sanki otların içinde canlanan bir varlık. Fikret, ne bir hayvan ne bir insan olduğu belli olmayan bu şeyi görmek için kamyonunu durdurdu. Büyük, çizgili bir kedi hırlayarak ortaya çıktı; sanki hayatını bir bedel karşılığında satmaya hazırlanıyormuş gibi. Kedilerin dokuz tane olduğu söylenir; bu kedinin birini kaybetmiş olduğu belli, nefesi zor, bıyıkları kanla kaplıydı.

Ne yaptın kendine, kedi? diye eğildi Fikret, kediye bakarak sordu.

Kedi dişlerini gösterdi, hırıltılı bir miyavla, Yardımına ihtiyacım yok, yolun devam et! gibi bir şey fısıldadı.

Anlıyorum, gururlu, dedi Fikret, kedinin küçüklüğünü hatırlayan bir sesle. Babamın annesinin kedisi, çocukluğumda ısıttığı ocakta yan yana uyurduğumuz bir hatıra Şimdi yok, ama o sıcaklık hâlâ aklımda.

Kedi yaralanmaları uzmanı değilim ama bunu görmezden gelmek doğru olmaz, diye devam etti Fikret. Burada bir klinik yok, ama seni bir veteriner hastaneye götüreyim.

Dikkatle kediyi kamyonun arkasına yerleştirdi. Kedi bir an titredi, sonra sessizleşti, sanki artık daha kötü bir şey olmayacağını kabul etmişti.

Rotayı terk ederek küçük bir kasabaya yöneldi, veteriner kliniğini buldu. Üstte bir kedi taşıyan yalnız bir adamı görünce, az sayıda hasta olan bekleme odasındaki hastalar ona sırası gelmeden içeri girdi.

Şanslısın kedi, dedi yaşlı doktor, Şimdi dezenfekte edeceğiz, alçı koyacağız, sonra yola devam edebilirsin.

Benimle mi? Benim rotam var! diye bağırdı bir kamyoncu. Benim bir sevkiyatım var!

Hâlâ burada bir yer yok, hayvan barınağı da kapalı, kedi sağlıklı, bebek de değil, diyerek doktor omuz silkti.

Kedinin yeşil gözleri Fikretin ruhuna bakıp, bir suçluluk duygusu yarattı. Yardım etmek mi, yoksa bırakmak mı?

Tamam, diye homurdandı ve koridora yöneldi. Orada iki yaşlı kadın sohbet ediyordu:

Lale, kızım yine bana kaçıyor, kocasından saklanıyor, dedi biri.

Ne yazık ki, Lale! Kadını altın gibi, kocası ise bir çark gibi, dedi diğeri, Allah ona sabır versin.

İşine gitmeyi bırakmadı, o da benzer bir çarpıntı yaşıyor, diye birinci kadın ekledi. Bugün bir Nikolaçı görüyorum!

Fikret, bu kadının hayatına karışmadı; herkesin bir eksikliği vardır. Kendi evlenme vaadiyle yanıp tutuşan birini düşünürken, bir kediyle yeni bir sorumluluk doğmuştu.

Veteriner, kediye hafif bir alçı takıp, Üç hafta içinde kontrol edelim dedi. Fikret, kediyi kucağına alıp kapıya doğru yürüdü.

Zaman daralıyordu, programı bozulmuştu; önce yükü teslim etmesi gerekiyordu, sonra diğer her şey belli olurdu. Kediyi yanına koydu, yola çıktı.

Birkaç kilometre sonra yol kenarında iki siluet belirdi; bir kadın çığlık atıyor, bir kız çocuğu tereddütle ona tutunuyordu.

Yolcu alıyorum! diye homurdandı Fikret, kendi kurallarına sıkı sıkıya bağlıydı.

Miyav! sesini arkasından duydu.

Uyanık mısın? diye sordu Fikret, Ne istiyorsun?

Miyav! diye tekrar etti kedi, sanki bir şey istediğini hatırlatıyormuş.

Belki de bir şeyler ihtiyacın var, diye düşündü Fikret, İyi ki uyardın, yoksa bana bir teşekkür bile vermedim.

Kamyonu durdurup kediyi çimenlere bıraktı; kedi kuyruğunu salladı, Fikretin tahminini doğruladı.

Hey, siz nereye gidiyorsunuz? diye iki kişi ona doğru koştu.

Kadın, çocuğunu tutarak beş dakikadan fazla geçmeden yanına geldi.

Lütfen, bizi alır mısınız? 30 kilometre kadar yol var, diye yalvardı kadın, gözleri yaşlı.

Kız çocuğu suskun, gözyaşları damlayarak ona bakıyordu.

Ben taksi şoförü değil, kamyoncuyum! diye uyardı Fikret. Otobüsle gidebilirsiniz.

Biz geç kaldık, sadece bir seferimiz kaldı, diye savundu kadın. Sizin için dua edeceğiz!

Kedi, yürüyüşünü bitirip, kızın bacağına sürtündü; kız oturdu, kediyi okşadı ve kedi memleket bir miyav çıkardı.

Ben sizi alayım, kediyi de yanınıza alır mısınız? diye önerdi Fikret. Bakın, nasıl yapışıyor!

Kadının yanaklarından gözyaşları süzüldü.

Alırız, ben hayvanları severim, veterinerlik yapıyorum! Ancak henüz yer bulamıyoruz. Komşu şehirde bir halam var, ona soracağız, dedi kadın.

Korkunç bir şey mi oldu? diye homurdandı Fikret, kızın kediyi okşadığını izlerken.

Kızın açık sarı saçları, gözleri tedirgin ama kediyi sevmişti. Kadın, bir önceki veteriner sohbetini hatırladı; Elif, kocası öfkeli bir adamdı. İçine girmedi, sadece başını salladı.

Tamam, götürürüm, dedi Fikret.

Kızım, Verda! diye sevinçle bağırdı kadın.

Fikret kediyi alıp, yolculuk devam etti; kız arka koltukta, kadın yan koltukta oturdu.

Ücret ödeyeceğim, söz veriyorum! dedi kadın, ama Fikret sadece homurdandı: O zaman götürürüm. Kediyi sevdiğin için insanlar iyi. Ona teşekkür et!

Kedi, teşekkür ederim, diye içtenlikle seslendi kadın. Ona ne ad veriyoruz?

Kedi ve kedi, dedi Fikret, Bugün yolda bulduk, tanımadık.

Çok iyi bir insansınız! diye coşkuyla bağırdı kadın. Sizin adınız ne, çiçek gibi?

Fikret, diye homurdandı sürücü.

Ben Elif, kızımın adı Vera, dedi kadın.

Hala kabul eder mi? diye merakla sordu Fikret.

Umarım, diye iç çekti kadın.

Arayıp sor, diyerek Fikret sen diye hitap etti.

Elif birden kızardı, fısıldadı: Telefon yok Kocam kırdı

Numarayı hatırlıyor musun? diye uzattı Fikret bir telefon.

Kadın fısıldadı, sadece koca, kaçtılar ve kedi kelimelerini duydu.

Kediyi alacağız, ama kedi olmaz, diye özür diledi Elif.

Vera hıçkırık bir sesle bağırdı: Kedim, sen bizim yanımıza gel!

Zaten kediyle anlaşma yaptık, diye homurdandı Fikret.

Kadının telaşıyla, kediyi halaya teslim etti; halay, kediyi tutamıyordu. Vera kediyi kollarına alıp, yüzüne öptü, sonra Fikrete sarıldı.

Vera, bunu yapamazsın! diye korktu Elif.

Kocası yok, bu yüzden sarılıyor, diye homurdandı halay.

Fikretin yüreği sıkıştı; aile hayalleri bir anda karıştı.

Dede, bize geleceksin? diye sordu Vera, büyük gözleriyle. Kedimizle birlikte?

Deneyeceğim, diye Fikret cevap veremedi, gözlerinden kaçamayan bir umutla.

Vera bir an evine koştu. Fikret kamyonuna döndü, yoluna devam etti; aklında hâlâ kız ve endişeli anne vardı.

Kedim, bu adamlar nereden geliyor, zayıf karakterlerini neden dışarı atıyorlar? diye sordu kediden. Kedi bir sesle mırıttı, kabul ederek.

Ben ona elle anlatmak isterdim, neden kadın ve çocuklara el kaldırmamalı! diye iç çekti Fikret.

Miyav! diye onayladı kedi, diş ve pençelerini de ekleyerek.

Fikret, kedinin varlığıyla rahatladığını hissetti; ilk defa yolda konuşacak bir dostu vardı. Kendi ailesi, askerlik, politika üzerine kediye anlattı; kedi ara sıra onaylayarak miyavlıyordu.

Yol kenarında iki adam bir arabada çabalıyordu; biri aniden yola çıktı ve ellerini havaya kaldırdı. Yardım isterlerdi.

Fikret sordu: Ne oldu? ve kapıyı araladı.

O anda bir adam silahını çekti, başka bir adamı bir kuyruklu meteordan kaçıran bir ışık hızıyla süzüldü! Kedi, pençeleriyle saldırganın yüzüne saldırdı; adam silahı bırakıp kaçmaya çalışırken Fikret silahı kaptı ve hedef aldı:

Ellerinizi havaya kaldırın!

Kediyi çıkar! diye bağırdı saldırgan. Şimdi gözlerimi kaşar!

Yeter! diye bağırdı Fikret, ikinci saldırgan koşarken, bir darbeyle çeneye vurdu, kediyi tutup silahı bırakmadı, kamyonuna atladı:

Hadi!

Numaraları hatırladı, polis karakoluna birkaç saniyede telefon etti. Yarım saat sonra polis, iki adamı tutukladı ve Fikrete haber verdi.

Adamlar tanıdı, Fikrete şöyle dedi: Ülke kahramanlarını tanımalı!

Ben kahraman mıyım? diye şaşırdı Fikret. Kahraman olsam ikisini de aynı anda bağlayabilirdim, ama ben kaçtım!

Polis, Bazı kamyoncular çok sert, ama senin ellerini kirletmek gereksiz, yaralı bir hayvan taşıyorsun. O senin kedin mi? diye sordu.

Fikret kediye baktı, kedi de ona baktı.

Evet, benim. Ben kamyoncuyum. Onun yanındayım, dedi kararlı bir sesle.

Şanslısın bir yoldaşla, dedi polis, Banderoyu yüzüne çarptın, seni korudu!

Şanslı! diye cevapladı Fikret ciddiyetle.

Hikaye internette yayıldı; herkes onları selamladı, teşekkür etti. Fikret, kediyi yanına aldıkça bir değişim hissetti; buz gibi bir kış eriyormuş gibi nefesi hafifledi.

Üç hafta boyunca yollarda dolaştılar, alçı çıkarılınca Fikret eski kasabaya, Elif ve Verayı bıraktığı yere gitti. Veteriner kliniğinin kapısını açtı ve Elifi orada buldu.

Ah, siz misiniz, dedi Elif, gözlerini Fikrettan ayırmadan. Bir rüya gördüm, gelmenizi hayal ettim!

Rüya işte, dedi Fikret, ne söyleyeceğini bilemedi. Verdaya bir şey söyleyin.

Hayır, dedi Elif, başını öne eğerek. Halam bizi seviyor, ben de boşanma davası açtım, fısıldadı.

Doğru, dedi Fikret, ve kendi kendine, Benim için gelmek ister misin? diye ekledi.

Elifin gözleri büyüdü, ağzı açıla açık kaldı. Kedi, bu sahneyi izleyerek bir miyav attı.

Elimde bir kız çocuğu var diye mırıldandı Elif.

Benim de kedim var! dedi Fikret ve ekledi: Elif, güzel sözler söyleyemem ama bu buluşma tesadüf değildi. Çabuk karar ver, ben seni koruyacağım.

Kedi mırıldandı! dedi kedi.

Elif, düşüneceğim, diye vaat etti Elif.

Bir ay içinde evlendiler, Fikret onları evine götürdü ve başka bir işe, hayvan hastanesi kamyon şoförlüğüne geçti. Kedi hâlâ onlarla yaşıyor, Verdaya göz kulak oluyor, ara sıra geniş bir koltukta uzanıp uzun yollardaki romantizmi anımsıyor.

Ruhun hâlâ yolun büyüsünde, kedinin gözetimi olmadan ne yapar? İnsanlar var; iyi ki bilge kediler dünyada var!

Rate article
Lifequest
Kuyruklu Yoldaş