Bir Yuva Değil Savaş Alanı: Annenin Evini Huzursuzluğa Çevirmesi

Evsiz Bırakılan Yuva: Annenin Evi Savaş Alanına Çevirmesi

Artık hoş karşılanmadığımız ev: Anne, yuvamızı bir savaş alanına dönüştürdüğünde

Levent, ofisinde oturuyordu ki telefonu çaldı. Ekranda eşinin adı görünüyordu. Şaşırdıgün ortasında nadiren arardı.

“Alo, Ayşe. Bir şey mi oldu? Şu an biraz meşgulüm,” dedi, gözlerini bilgisayardan ayırmadan.

“Çok kötü bir şey oldu,” sesi titriyor, gözyaşlarına boğulmuştu, “Evden atıldık. Artık bir yuvamız yok!”

“Ne?!,” Levent yerinden fırladı, “Evde bir şey mi oldu? Yangın mı çıktı? Hırsızlık mı?”

“Evin kendisi sağlam… ama artık orada yaşayamıyoruz,” fısıldadı Ayşe.

“Nasıl yaşayamayız? Kim bizi kendi evimizden kovabilir ki?!”

“Kim olacak… annen!,” patladı Ayşe, sesinde acı, öfke ve çaresizlik birbirine karışmıştı.

Yıllar önce, Levent ve Ayşe çocuklarıyla birlikte İstanbula taşınmışlardı. Büyük kızları yedi, küçükleri beş yaşındaydı. Sıfırdan başlamış, didinmişlerdi. Sonra şans yüzlerine güldü: Ayşenin babası, taşradaki uzak bir akrabasından bir daire mirasını almıştı.

“Orada oturun,” demişti yaşlı adam, “Emekliyim, vergiler uygun, daire benim üzerime ama size karışmayacağız.”

Tadilat yapmış, eşya almışlardı. Kendilerini evlerinde hissettiler. Daire resmi olarak onların olmasa da, burası yuvasıydı. Yalnız Ayşenin içinde hep bir güvensizlik hissi vardı.

“Her şeyi buraya yatırıyoruz ama tapuda bizim adımız yok,” demişti Levente.

“Merak etme. Annem babam burada. Kim bizi atacak? Aile değil miyiz?”

Ama beklediklerinden beter olduevden atıldılar. Yabancılar tarafından değil, kendi aileleri tarafından.

Sebep, babanın doğum günüydü. Gidip kutladılar. Ertesi gün, kayınvalidesi aniden kapılarında belirdi:

“Karar verdik: Yeğeniniz Murat, size taşınacak. Üniversiteye başladı, yurt dolu. Sizde yer var. Hem,” diye soğuk ekledi, “daire zaten bizim, kimin oturacağına biz karar veririz.”

Ayşenin nefesi kesildi. Ama Levent sadece başını salladı:

“Sorun değil. Yeterince yer var.”

Çığlık atmak istedi, dudaklarını ısırdı. Doğru zaman değildi. Ama o gün, içinde bir şey yıkıldı.

Murat taşındıve evin sahibi gibi davrandı. Koltukta yemek yedi, bağırıp çağırdı, hiçbir şeyi toplamadı. Dokunduğu her şey kirlendi. Sonra Leventin anne babası ziyarete geldi. “Torunlarını” görmek için. Ve kabus başladı.

“Muratın ayakkabıları kirli!,” diye azarladı kayınvalide. “Mont neden yıkanmamış?! Pasta niye yok?!”

Asker gibi emirler yağdırıyordu. Yemek yapıyor, çamaşır yıkıyor, temizlik yapıyordu. Sonra, hiç beklenmedik bir şekilde Ayşeye döndü:

“Oğlumun senin gibi biriyle nasıl yaşadığını anlamıyorum! Gitmelisin. Burayı boşalt.”

“Nereye gideyim? Kiralar pahalı, kızların okulu var…”

“Benim sorunum değil. Eşyalarını topla.”

Ayşe reddedince, kayınvalidenin sabrı tükendi:

“Leventi ikna ederim. Boşanma kağıtlarını imzalar.”

Ayşe sessizce eşyalarını toplarken, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.

Levent durumu öğrenince öfkeyle yola koyuldu.

“Anne, bu ne?! Karımı evden mi atıyorsun?!”

“O fazlalık. Hemiçki içiyor!”

“Ne?!”

“Şişe sesleri duydum. Neyi saklıyorsun? Böyle birini evimde barındırmam. Daire benim, ben karar veririm.”

“Anne, o Muratın çöpleriydi!”

“Çocuğun üzerine atma! Eğer bir daha burada görürsemşikayet etme.”

“O zaman ben de onunla giderim.”

“Daha iyi. Muratın kız arkadaşı var, o taşınacak.”

Levent yumruklarını sıktı, tek kelime etmedi.

“Peki. İki gün.”

Sonra Ayşeye dedi ki: “Ağlama. Her şeyi boşaltacağızMehmet bize yardım edecek, bir garajımız var. Her şey düzelecek. Kendi evimizi alacağız. Belki hayal ettiğimiz gibi olmayacak ama en azından bizim olacak.”

Üç gün sonra, kayınvalide kızı Sibelle geldikuşatma için hazırlanmış gibiydiler. Et, balık, konserve, patates çuvalları…

“Gerçekten taşınmışlar mı?,” diye hayretle sordu Sibel.

“Bomboş… Mutfak yok… Buzdolabı yok… Hiçbir eşya…”

“Balkona koyun.”

“Ama yağmur yağıyor! Anne, burada uyumak bile imkansız!”

Hacer Hanım, oğlunun numarasını çevirdiaçmadı. Torunları da aynı şekilde.

“Hacer… Anneanne…,” diye denedi bir torununda, ama hattan gelen tek cevap:

“Bir daha arama!”

Dairede sadece kirli, eski bir koltuk kalmıştı. Ve banyoda bir kovakırılan bir hayalin sembolü.

Altı ay sonra, Ayşe yeni evinde yemek yapıyordu ki telefon çaldı. Tanımadık bir numara.

“Levent, benim… Anne… Açmıyorsun… Özür dilerim. Geri dön. Burada oturun.”

“Zaten oturuyoruz. Kendi evimizde.”

“Kendi eviniz? Sizin başka eve ne ihtiyacınız var? Bizimki duruyor!”

“Sizinki sizin. Bizimki bizim.”

“Ya torunlar? Beni sildiler!”

“Onların bir eksiği yok. Her şeyimiz var. O evi unutun. Bir daha asla dönmeyeceğiz.”

Levent konuşmayı kapattı. Bu sayfa kapanmışt

Rate article
Lifequest
Bir Yuva Değil Savaş Alanı: Annenin Evini Huzursuzluğa Çevirmesi