SABR EDİLDİSEVİLDİ
Ayşe, uçakta bir basamak dışına atladı ve çığlık attı:
Erdem! Seni sonsuza dek seveceğim! Geri döneceğim, göreceksin!
Sonra geri oturdu, gözyaşları sel gibi aktı. Yanında oturan eşiydi Bora. Gözleri pencereden dışarı, gökyüzüne takılmış, sessizce bakıyordu. Ne düşündüğü sadece Tanrı bilir. Ancak Bora, Ayşeye asla söz söylemez, kırıcı bir kelime düşürmez.
Kucağında iki yaşındaki kızı İdil, annesinin ağlamasını anlamaz, babasının sessizliğini ise teselli bulamaz.
Uçak, İstanbula doğru yükseliyordu. Kabin içinde Ayşenin ve Boranın geniş aileleri oturmuş, vaat edilen vatanlarına, sonsuza dek kalacakları yere doğru yol alıyorlardı.
Ankarada, Ayşenin kalbinde bir aşk vardı: Erdem. Üniversitede birlikte okurlardı. Ayşe, Erdemin kesinlikle eşini, ömrünün geri kalanını onunla geçireceğini düşünürdü. Aşkları günbegün çiçek açar, ateşle yanardı.
Birden her şey değişti. Ayşenin annesi, İstanbula taşınacağız diye duyurdu. Ailemizin çevresinden güzel bir damat adayı bulduk dedi.
Ayşe ilk başta gülüp geçse de, hâlâ damatlarla dolu bir grup geldiğinde kaçtı; gözleri Borayı gördü ve kendi köşesinden sessizce süzülerek uzaklaştı. Damadın hepsi ona hiç uymadı. Ancak akrabalar, Ayşe olmadan bile düğüne karar verdiler: Harika bir çift olacak!
Annesi, kızının haliyle empati kurarak ikna etmeye çalıştı:
Canım Ayşe, önce gidip yeni bir hayat kurmalıyız. Sonra dilediğin gibi evlenirsin. Borayı da bir gözden geçir; sakin, akıllı, bir elinde çay gibi sıcak. Sen ona çok yakışıyorsun, bir gün sevgiyle dolacaksınız.
Ayşe her şeyi Erdeme anlattı.
Erdem omuz silkti:
Ayşe, aileye karşı gelmek istemem. Ben de bu işin içinde değilim, sadece dışarıda kalıyorum.
Ayşe, Erdemi korkak sandı: Yani beni bırakıp hiç çaba göstermiyor! ve umutsuzluktan Boraya evlendi.
Zamanla gözyaşları, ayrılıklar, bulaşıkların çarptığı anlar geldi. Ama Bora, eşi Ayşeye daima acıdı, bağışladı, kalbini yumuşattı. Ayşenin Erdeme olan sevgisi hâlâ çiçekli bir bahçe gibiydi; yıkılamazdı. Onu yeniden kazanmak gerekiyordu.
İdil doğduğunda Ayşe, anneliğe büründü ve bu geçici sığınak ona bir nebze huzur verdi. Kalbinde hâlâ Erdem’e bir sevda yanıyordu.
Nihayet akrabalar, yeni ülkeye giden evrakları topladı, eşyalar kamyonlara yüklendi. Erdem, gizlice havalimanına geldi, Ayşeyi uğurlamaya. Ayşe uçağa bindiğinde, uzaktan Erdemi çiçekler sallar halde gördü. Düşünmeden basamak dışına fırladı, Erdem kocaman bir papatya demeti fırlattı; çiçekler rüzgârla savrulup pistin üzerine serpilip dağıldı.
Uçak hız kazandı, papatyalar gökyüzünün içinde birer yıldız gibi yanıp söndü.
İstanbul, Boğazın serin sularının üstünde yeni bir ev. Yeni bir hayat. Mutluluğa giden yolda zorluklar, yeni bir dil, yeni gelenekler, kavurucu yazlar Yıllar geçti, Ayşe ve Bora sonunda derin bir nefes alabilecek bir huzura ulaştı.
Bora, Türkçe öğretti, gelenekleri anlattı, sıcak iklimi sevdirdi, iş bulmalarına yardımcı oldu. Yaşlı büyükler bir gün sonsuzluğa kanatlandı. Ayşe iki kız daha doğurdu: Avni ve Kamelia. Bora, koruyucu bir meleğin kanatları gibi daima yanlarında, ev işlerini omuzlayarak aileyi bir çatı altında topladı.
Bora, Ayşe ile Avrupayı dolaşacak bir plan yaptı.
Gümüş yıldönümünde, Ayşe çocukların ve torunların önünde eşine olan gerçek sevgisini itiraf etti; Bora ise hâlâ bu sonsuz mutluluğa inanamadığını söyledi.
Ayşenin annesi haklıydı: sabırla sevgi doğar.
Bir gün Minskten gelen en yakın arkadaşı, Erdemi hâlâ unutmadın mı? diye sordu. Ayşe şaşkınlıkla karşılık verdi:
Erdem mi? Hatırlamıyorum, kim o?




