Yolda Kalma ve Dönüşüme Yolculuk

Ayşe annemin evinde büyük bir aile tartışması devam ediyor. En büyük kızları Selen, karakteri inatçı ve damat adaylarından yüksek beklentileri olduğu için hiç evlenemedi; otuz yaşına geldiğinde tam bir erkek düşmanı hâline geldi. Şebnem, diye bağırdı, bu evin yeni gelini! diye bağırırken, küçük kız Melek, tombul ve neşeli, onaylayıcı bir gülümseme atarak onayladı. Ayşe ise sessiz kaldı, ama yüzündeki somurtkan ifade, yeni gelinin onu da memnun etmeyeceğini gösteriyordu. Tek oğlu Tolga, aile bağının temeli, askerden döndüğünde bir eş getirmişti. O eşin ne babası ne annesi ne de parası vardı; hiç bir şey yoktu. Ya yetimhaneden mi çıkmıştı, ya da akrabalarının evinde mi büyümüştü, kimse bilmiyordu. Tolga sessiz kalıp gülerek Endişelenme anne, kendi servetimizi biriktireceğiz, diyordu. O zaman onunla bir konuş, bu aptal. demek herkesin içini çekiyordu; evine kim getirdi? Belki hırsız, belki dolandırıcı; şu an kaç kişi böyle çıkar ortaya?

Şebnem ortaya çıkınca, Ayşe bir gece bile uyuyamıyor, göz kırpmasıyla uykusuz kalıyordu. Sürekli yeni gelinin, dolapları karıştıracağı bir tuzak bekliyordu. Kızına da Anne, aile yadigârlarını sakla, değerli şeyleri çalmasınlar, diyerek baskı yapıyordu. Kıyafet, altın bir sabah uyanıp yok olursa ne yapacağız? diyordu. Bir ay içinde Tolganın kötülüğüne dayanamadı; Evine kim getirdin? Gözlerin neredeydi? diye bağırıyordu.

Hayat devam ediyor; Şebnem her şeyi yapıyor: tarlada çalışıyor, domuz yavrularına bakıyor, yemek pişiriyor, evi temizliyor. Üç yüz metrekarelik bir bağ, otuz dönüm bahçe, üç domuz yavrusu, tavuklar hepsi onun sorumluluğunda. Şebnem şikayet etmiyor; annesini memnun etmeye çalışıyor. Fakat Ayşe, Senin kalbin yerinde değilse, altınla döşesen de işler ters gider, diyor. Şebnem kızına ilk gün Beni babaannemin adıylaVural Nihatçağır, dedi. Kızım var, sen ise bir gelin olarak kalacaksın, ne kadar çabalarsan çabalasan, benim gibi olmayacaksın. O günden beri Şebnemi Vural Nihat diye adlandırıyor, anne de ona bir isim söylemeyi unutmuş.

Ayşe bir şeyler yapmalı, bir şeyler söylemeli, ama yalnızca Yapmalıyız diyor, başka bir şey eklemiyor. Çocuklukta sıkıntı yaratmak yerine, evde düzeni korumak istiyor; Şebnem çalışkan bir kız ve tembel değil. Zamanla anne, Şebneme karşı duvarını yavaşça eritiyor.

Tolga bir yoldan kayıp; sabah akşam iki sesle Kimle evlendin? Kimle evlendin? diye bağırıyor. Selen bir kızını bir arkadaşıyla tanıştırıyor, işler karışıyor. Şebnem bir anda Ben bir bebek bekliyorum ve Tolga benimle boşanıyor haberlerini alıyor. Ayşe, Olmaz, ben onunla evlenmediğim zaman, diyor. Evlenince yaşayacaksın, baba olacaksın. Aileyi mahvetsen evden atarım, sana Şürk kalır. diye uyarıyor.

Ayşe bir kez Şebnemi ismiyle çağırıyor, kızlar donuklaşıyor, Tolga öfkeyle Ben erkeğim, karar bana ait, diyor. Ayşe elini beline koyup gülüyor: Sen hâlâ çocuk, gömlek giyiyorsun. Çocuğu doğur, büyüt, ona akıl ver, gerçek bir adam olunca baba diye adlandırılacaksın! Ayşe sözlerine sadık kalıyor, Tolga da annesine bağlanıyor. Şebnem hamile kalıyor, doğum yapıyor ve kızını Vural Nihat diye adlandırıyor. Ayşe bu haberi duyunca sessizce mutlu olduğunu gizliyor.

Evde dışarıdan bir şey değişmemiş, sadece Tolga evden yollarını kaybetmiş, üzülmüş. Ayşe de endişeli, ama öyle gösteremiyor. Torununu seviyor, ona şeker, hediye, tatlı alıyor. Şürke ise, Oğlumu onun üzerinden kaybettiği için affetmiyorum, diye düşündürüyor ama asla söz etmemiş.

On yıl geçiyor. Kızlar evleniyor, evde üç kişi kalıyor: Ayşe, Şürk ve Vural Nihat. Tolga yeni bir eşle kuzeye gidiyor. Şürke, emekli bir subay yaklaşıyor; o, Şürke kızını kayınvalidesine götürmek istiyor. Şürk, Ben ona ne verebilirim? diye soruyor. Adam, Vural Nihat, Şürkü seviyorum, onsuz yaşayamayacağım, diye cevap veriyor. Ayşe hiç titremiyor: Seviyorsan evlenin, birlikte yaşayın. ve Vural Nihatı başka bir daireye götürmem, diyor. Hepsi birlikte yaşamaya başlıyor. Komşular, Vural Nihat, torununu evden atmış, Şebnemi almış, diye fısıldıyor; ama Vural Nihat tembel olmadığı sürece kimse ona iş görmez. O, dedikodulara aldırış etmiyor, gençler hakkında konuşmaz, gururlu ve ulaşılmaz kalıyor.

Şürk bir kız doğuruyor, Katı. Ayşe, Bu benim torunum mu? diye düşünse de, Büyük bir sevinç, diyor. Bir gün Şürk ciddi hastalığa yakalanıyor. Ayşe, sessizce tüm birikimini bir deftere yazar, Şürkü İstanbula götürüyor; ilaçlar, doktorlar, her şeyi yapıyor ama işe yaramıyor. Sabah Şürk daha iyi hissediyor, annesinden tavuk çorbası istiyor. Ayşe çabucak tavuğu kesip, haşlayıp çorbayı getiriyor; Şürk çorbayı içemiyor, ilk kez ağlıyor. Ayşe de gözyaşlarını tutamayıp, Neden beni bırakırsın, seni sevdiğimde? diye ağlıyor. Sonra sakinleşip, Çocuklar için endişelenme, kaybolmazlar, diyor ve elini sımsıkı tutup, sessizce affediyor.

Bir başka on yıl geçiyor, Vural Nihat evleniyor, Ayşe ve Melek, Selen yaşlanıp, kollarını birleştiriyor. Tanrı onlara çocuk vermemiş, fakat tüm akraba toplanıyor. Tolga geri dönüyor, eşinden boşanmış, içkisini sıkıyor. Vural Nihatın güzel kızını gördüğünde sevinçle bağırıyor: Böyle bir kızım olduğu için şanslıyım. Fakat kızın babasını başka bir adamın adıyla çağırdığını duyunca öfkeleniyor, Sen başkasını eve soktun, temizle! diye bağırıyor, Ben anne baba değilim. Ayşe, Hayır, oğlum, sen baba değilsin. Çocuklukta pantolon giydin, ama bir erkeğe dönüşemedin, diyor. Tolga bu aşağılama karşısında eşyalarını toplayıp tekrar yola çıkıyor. Vural Nihat evleniyor, bir erkek çocuğu doğuruyor, ona Alexander adını veriyor. Vural Nihatın annesi geçen yıl Şürk yanına gömülmüş.

Şimdi bir sıra halinde yatan iki nesil: gelin ve kayınvalidesi. Baharın gelişiyle bir söğüt filizleniyor; nereden çıktığını kimse bilmiyor, sanki kimse onu ekmemiş. Belki Şürkün son vedası, belki annesinin son affı.

Rate article
Lifequest
Yolda Kalma ve Dönüşüme Yolculuk