14 Mayıs, Cumartesi
Bugün akşam, evdeki rutin tartışma bir kez daha alevlendi. Işıl, markete girip kollegasına alması gereken bir hediye gördüğünde, ailece planladığımız akşam yemeğini iptal etti.
Işıl, bu kadar et nasıl? Asker birliği besleyecek gibi görünüyoruz, sadece sakin bir akşamda oturmak istiyorduk diye seslendim, elime gelen domuz boynu paketini kasada kaydırırken. Tavuk alabilirdin. Hem daha sağlıklı, hem iki kat ucuz olurdu.
Işıl arkasında omzundaki çantayı ayarlayarak derin bir iç çekti. Bu tartışma tatil öncesi hep aynı biçimde tekrar eder. Dışarıda kendini övüp işteki başarılarını anlatan ben, evde bir nevi tutkulu bir Sküzde’ye dönüşürüm. Her kuruş bir hesap, fazladan bir yoğurt bile aile bütçesine saldırı gibi görülür.
Veli, bu yıl senin 50. yaşın fısıldadım kasiyer duymasın diye. Anne-babalar, kız kardeşin eşi, fabrikadaki dostlar gelecek. Tavuk ve patatesle bir şeyler sunarsam kimse memnun olmaz.
Önemli olan sohbet, karnı doldurmak değil homurdandım, ama kasanın üzerindeki et paketine bakınca Işıl’ın gözlerindeki kırgınlığı gördüm. Tamam, al. Ama salataları ucuz tut. Karides ve avokadoyu çıkar. Olivye ve vinaigrette klasik, herkes sever.
Marketten çıkarken torbalarla yorgunduk. Işıl iki ağır torbayı taşıdı, ben bir tanesi içinde alkol şişeleri çınlayan bir torbayı. Sırtımı hep eski bir yaradan korurmuş gibi bahaneler bulurum; oysa annemin bahçesinde çimento torbalarını tek başıma taşırdım.
Eve varınca hazırlık çılgınlığı başladı. 50. yaş kutlamasına iki gün kalmıştı. Işıl akşam akşamı için soğuk et (kavurma) hazırlayacak, sabah kek tabanını pişirecek, kesme ve sıcak yemekleri ise kutlama gününe saklayacaktı. Yemek yapmayı seviyor ama son yıllarda neşesi kalmadı. Ben sürekli eleştiririmçok yağlı, tuz eksik, niye bu kadar fazlaca harcama yaptın? gibi.
Akşam olunca, soğuk et tencerede sarımsağın ve defne yaprağının kokusunu yayarken ben yatakta haberleri izlemeye gittim. Işıl bulaşıkları yıkarken 45 yaşına yaklaşmanın ağırlığını ve iki kez yamalanmış kış çizmelerini düşündü. Yeni çizmeler istemiştim ama kış bitti, sonbaharda indirim olur, demiştim.
Sabah işe gittim. Lojistik bölümünün müdürüyüm, maaşım iyi ama Işıl neredeyse hiç görmüyor. Ortak bütçe denilen sistemde faturaları ben ödüyor, arabamı koruyorum; Işıl ise hemşire maaşıyla market alışverişi, temizlik malzemeleri, kendi kıyafetleri ve aileye hediye alıyor. Kalan parayı da emeklilik ya da hayal diye adlandırdığım bir kasaya koyuyorum; şifresi sadece bende.
Işıl bir temizlik yaparken üst raflarda eski şapkalar, kışlık çoraplar gördü ve bir çanta çarptı. Çantanın içinde bir mücevherci mağazasına ait parlak paket vardı. Kalbi bir an durdu. Belki Veli bir sürpriz yapıyordu? Hemen içini açtı; içinde derin mavi kadife bir kutu, içinde altın bir bilezikpahalı taşlarla süslü, tahmini değeri 78.000 TL. Gözyaşları damla damla süzüldü, içinde Sevgili Elife, doğum günün kutlu olsun, senin kraliçen lojistik, Veli yazan bir kart buldu. Elif, Velinin altı ay önce işe başlayan, hırslı genç müdür yardımcısıydı.
Faturada 78.000 TL gördüm; bu yeni çizmelerimin fiyatının on katı, üç yıldır istediğim banyo yenilemesinin tutarı, hayal ettiğimiz deniz tatilinin bedeli Elifin adını gördükçe içimde bir burukluk belirdi. Kendi kutlamam için tasarruf ederken, bir başkasına bu kadar harcama yapmıştım.
Bileziği geri koyup çantayı eski yerine yerleştirdim, ardından mutfağa döndüm. Kasenin içinde kek hamuru, tencerede soğuk et suyunun buharı, buzdolabında bekleyen domuz boynu Tüm planlar bir anda kırıldı. İçimde bir tel telim, yılların birikmiş baskısının ipi koptu. Senin çizmelerin, senin çiçeğin, benim şarap şişem diye düşündüm. Beni yalan söylemeye zorlayan bir adam olduğumu fark ettim.
Kavanozun içindeki sıcak suyu tuvalete döktüm, domuz boynunu dondurucuya attım, kalan malzemeyi çöpe attım. Telefonu elime aldım ve şöyle konuştum:
Merhaba, Veli Pavlovna? Yarınki doğum günü kutlamasını iptal ediyoruz. Veli hastalandı, yüksek ateş, karantina gerektiği söylendi. Lütfen aileye haber verin, gelmesin, bulaşıcı, anladınız mı?
Tüm akrabaları aradım, anneanneme, kayınvalideme, kuzenlere Veli hastalandı, kutlama iptal dedim. Anneannemin doğal çareler sunma çabalarına katılmadım, kapıyı kapattım.
Kıyafetlerimi topladım, eski valizi açıp Velinin kıyafetlerini dağınık bir şekilde doldurdum, üzerine kışlık mont ve ayakkabılarını ekledim. Valizi koridorun ortasına koyup üstüne çöp torbaları ekledim, sonra dışarı çıkıp eski çizmelerimi, kalın bir paltoyu giydim, oturma odasındaki koltuğa oturdum.
Veli saat yedide geldi, neşeyle şarkı mırıldanıyordu, Elifin doğum günü kutlamasını ve benim doğum günümü kutlayacağız diye. Kapıyı açınca havada valiz kalabalığı gördü. Ben soğuk bakışlarla ona baktım.
Nereye gidiyorsun? sordu şaşkınlıkla. Ne bu çuvallar?
Seni atıyoruz, Veli sakin bir sesle yanıtladım.
Veli donakaldı, yarım açıyla açık ceketinin fermuarı. Nasıl yani? Şaka mı yapıyorsun? Yarın doğum günüm, misafirler gelecek dedim.
Misafirler gelmeyecek keskin bir sesle devam ettim. Hepsini aradım, hastalandığını söyledim.
Veli öfkeyle bağırdı, Sen delirdin mi? Ne oluyor? Benim çizmelerim yeni, bu yeni bir giyim; sen bir sürü para harcadın!
Hediye ne? sordum, çantasını işaret ederek. Bileziği buldun mu?
Evet, buldum. Senin lojistik kraliçen diye 78.000 TLlik bir bilezik.
Veli savunmaya çalıştı: Bu bir ekip hediyesi, herkes bir miktar koydu, ben kartla aldım, saklamam istenmişti, kart da şaka
Ekip mi? dedim. On kişi bir arada sekiz bin lira harcayarak? Çekte nakit ödeme görmüşüm.
Veli telaş içinde bahane üretti: Ben üst düzey çalışanları ödüllendiriyorum, Elif firmaya milyarlar kazandırıyor, bu bir yatırım.
Yatırım? bağırdım. Senin çizmelerin, senin yeni şarabın, ben ise domuz etine tasarruf ettim. Bu bizim ortak paramız, Veli.
Ben kazandım! bağırdı. Senin harçlıkların çorap ve ruj için! Ben taş gibi çalışıyorum, harcamak benim hakkım!
O zaman istediğin gibi yaşa, kraliçenle ya da annenle ters bir gülümsemeyle söyledim. Ev benim, ama mülkiyet annemden, ben sadece kayıtlıyım.
Veli şaşkınlıkla baktı; on yıllık ev artık ortak bir kale gibi algılanıyordu.
Beni dışarı çıkarıyor musun? Kışın soğuğunda?
Çelik bir bilezik yüzünden değil, yalanlar yüzünden. Sen beni bir makine gibi gördün, bir tasarruf kaynağı. Eşyalarını al, hediyeyi unut, Elif bekliyor.
Veli çantasını, bileziği bir cepten saklayarak odadan çıktı. Kapıyı çarparak kapattı, anahtarı yere fırlattı: Kendini bir psikopat gibi davran, kutlamamı mahvettin.
Kapıyı kilitledim, ardından duvara yaslanıp oturdum. Gözyaşım yoktu, ama bir rahatlama dalgası içimi sardı. Sanki yıllardır üzerimde taşıdığım sıkı kazak yırtılmıştı ve dışarıda ilkbahar çiçek açıyordu.
Buzdolabından domuz boynunu çıkardım, sabah eriyip bal ve hardalla marine edip kendime bir akşam yemeği yapmaya karar verdim. Şarap alacak, kendi doğum günümü kutlayacaktım: hırsızlık ve kibirden özgür bir gün.
Ertesi gün telefon çaldı; kayınvalidem Veli senin hayatını mahvettin diye bağırdı, ben numarasını kara listeye aldım. Kız kardeşim de beni uyarmaya çalıştı, ben de sessizce sustum.
Veli bir mesaj attı: Elif hediyeyi aldı ama beni evime kabul etmedi. Konuşalım, geri getireceğim, parayı sana vereceğim. Mesajı okudum, gülümsedim ve silip attım. Güven bir bilezik gibi iade edilemez.
Bir hafta içinde bir avans aldım, bir alışveriş merkezinde gerçek deri, rahat iç tabanlı, ithal bir çift çizmeyi aldım. Çıkarken vitrinimde yorgun bir kadının silueti kayboldu, yerine kendine değer veren, özgür bir kadın durdu.
Velinin hikâyesi ise, ortak tanıdıkların anlattığına göre, şehir kenarında tek odalı bir evde yaşıyor. Elif hediye almaya razı, ama Veli gibi birinin yanında kalmak istemiyor; onun da bir kraliçe lojistik olduğunu biliyor, bir yük olmaktan sıkıldı.
Kendi banyo yenilememi kendim yönettim, deniz dalgası renginde fayanslar seçtim. Her girdiğimde, erkeklerin gösterişe harcadığı paranın ne kadar ucuza alınabildiğini, kadınların ise ne kadar değerli olduğunu hatırlıyorum.
Bu günlüğü kapatırken bir ders aldım: Kendine iyi davran, başkalarının yalanlarını ve hırslarını kendi değerine gölge etmeye izin verme.




