Düşüncelerimi Yüksek Sesle Paylaşıyorum.

Bugün Deniz neredeyse işe geç kalacaktı. Sıcacık battaniyesiyle yataktan çıkmak istemedi, o da bir çocuk gibi başını yorganın içine gömüp alarmın çalmasını bekledi. Belki de annesinin mutfakta taze peynirli börek ya da tavuk köftesi pişirdiğini hayal edip, kahvaltıya çağırılmasını bekliyordu.

Deniz bu sene 35 yaşını kutlamıştı ama hâlâ bazen anne sevgisinin çocuğu gibi hissetmek isterdi, biliyor musun? Alarmı bir hain gibi çalmadı; sessiz kaldı.

Eşi Tülin çoktan uyanmış, oğlu Şahini ve kızı Şebnemi anaokuluna hazırlıyordu.
– Neden beni uyandırmadın? diye kızgın bir sesle sordu Deniz, eskiden öpüşerek selamlaşan çiftin yerine.
– Ama senin alarmın var ya, çalıp çalmadığını sormadım? dedi Tülin. Ders programının değiştiğini düşündüm, seni rahatsız etmemek için sessizce iş yapmaya çalıştım.

Deniz çabuk giyindi, kahvaltıyı reddetti: Zaman yok, geç kalıyorum zaten. Hepsinin suçu sensin, sevgili eşim. Kapı kapanırken Tülinin bir fısıltısını duydu:
– Her zaman ben suçluyorum, o yine geç kalıyor. Beni öpmeyi de unuttu. Uzun zamandır birbirimize hiç konuşmadık, aylar geçiyor Bir şeyler değişmeli, bu hayatı hayal ettiğimiz gibi değil.

Deniz döndü, Tülin, bir şey mi söyledin? diye sordu.
– Hiç bir şey demedim. Şimdi acele et, Müdür Nadide Hanım seni affetmez! Görüşürüz, Deniz! dedi, hafif bir öpücük göndererek.

Trolbüs durağında birkaç dakikalık bekleyişi oldu, saatine bakıp içini çekti. Derse yetişmem lazım, yoksa müdürden ceza alırım, Nadide Hanım da işleri suistimal eder, diye düşündü, ayaklarını birbirine sürttü.

Hava soğuk, kar taneleri tek tek düşüyordu, ama o kar taneleri bir anda Denizin aklındaki siyah-beyaz sahnelerden bir şey değiştirmedi. Karnı çalkalanıyordu; bir bardak çay ve bir iki tost hayali kuruyordu. Ancak asıl sınav, başkalarının düşüncelerini duymaktı. Kulağına gelen sesler, bir bakıma başkalarının içsel fısıltıları, lanetler, şikayetler ve bazen küfürlerdi.

Deniz gözlerini aşağıya, kaldırımın üzerine bakmaya çalıştı; kar taneleri bir iki dönebilir, bir iki takla atabilir miydi, kim bilir? Onların aklındaki düşünceleri kim okuyabilir?

Bu yeni yetenek onu biraz çıldırtmıştı. Kafası bir kanal gibi gürültülüyordu, delilik mi yaklaşıyordu? Acaba herkes düşünceleri okuyabilir mi? Ben hasta mıyım yoksa bu bir lanet mi? Gözlerimi kapatıp açsam geçer mi? diye içinden geçiyordu.

Tam o sırada 1 numara trolbüsün dönmesiyle kalabalık hareketlenip içine girmeye çalıştı. Yaşlı bir teyze, eski moda bir palto ve yeşil bir şal içinde, Denize hafifçe sırtından çarptı. Onun gizli düşüncesini duymuştu:
– Bu tam bir aptal! Ne işe yarıyor, bir şey! Çocukları okula gönderip onları eğitmek yerine sokakta süpürge sütsün!

Deniz şaşkın, Bana bir şey mi söylediniz? diye sordu.
– Hayır evlat, ben bir şey demedim dedi teyze, trolbüse bindi.

Deniz hâlâ derse zamanında yetişmek zorundaydı, öğrenciler fiziğin temellerini öğrenmek istiyordu. Cebinde para yoktu, bu yüzden toplu taşıma ile gitti. Çoğu yolcu, kalın montlarıyla, bir şeylerin peşinde koşan, acele eden insanlardı.

Trolbüsün içinde 10/B sınıfından Ayşe çabucak Günaydın, Deniz Bey! diye bağırdı.
– Günaydın, Ayşe dedi Deniz, gözlerini ondan kaçırarak düşüncelerini duymamaya çalıştı.
Ayşe, Sen çok yakışıklı, öğretmenimiz harika! Gözlerin çok derin, belki bir gün aşık olurum! diye düşündü.

Deniz, Umarım dersimizi kaçırmayız, dedi, Ayşe ise Fizik dersine hemen başlayalım, çok güzel anlatıyorsunuz! diye ekledi.

Okul kapısında bir kadın bekliyordu. O, öğrencisi Velinin annesi, Oğuz. Veli ayak bileği kırığı nedeniyle bir aydır okula gelemiyordu.
– Merhaba, Deniz Bey. Veliye evde ya da Zoomda ders yapar mısınız? Ücret alacağız tabii ki. dedi.

Deniz, Oğuzun içindeki düşünceleri duydu:
– Para yok, operasyon masrafları birikiyor, öğretmenle konuşmamız lazım ama bütçe yok…

Deniz, Sorun değil, Zoom şifresini size göndereceğim. Ücretsiz olarak yardımcı olurum, Veli yakında yürüyebilecek. dedi. Oğuz gözyaşları içinde bir torba elma uzattı.

Deniz torbayı açtığında kırmızı elmalar gülümseyerek ona baktı, kalbi ısındı. İyilik yaptıkça mutlu oluyormuş gibi hissetti.

Koridorlarda Müdür Nadide Hanımın düşünceleri çınladı:
– Bu genç, işini kaybedecek, bir daha ek ders vermeyecek…

Deniz gülümseyerek odasına girdi, ders başlamadan önce çantasından telefonunu çıkardı. İçeride annesinin hazırladığı kahvaltı kutusu ve yanması yakın bir kahve vardı. İnanılmaz! düşündü.

Ara ders sırasında 8/A sınıfından Selin sınıfa girdi, göz teması kurmadı.
– Ne istiyorsun Selin? diye sordu.

Selinin aklındaki ses: Nadide Hanımı ne kadar sevdiğimi söyle, bir puan ver, ben de ona bir şey vaat edeyim.

Deniz, düşüncelerin farkına varıp hızla sınıftan çıktı, Nadide Hanıma çarpıştı. Bu sahneler bir yana, belki yeni bir iş bulmalıyım, diye düşündü.

Üçüncü ders sonrası üniversiteden arkadaşı Ahmet arayıp özel bir lisedeki müdürlük pozisyonunu teklif etti. Deniz, Belki Tülinle bir kafede konuşuruz, dedi. Banka hesabına maaşının TL 12.000ü geldi, artık zenginmiş gibi hissediyordu; ama en büyük serveti eşi, çocukları ve iyi kalpliydi.

Okul çıkışında bir kar topu başına çarptı, umursamadan dışarı çıktı, hâlâ Tülinle barışmak zorundaydı.
– Artık başkalarının düşüncelerini duymak istemiyorum ama bugün işe yaradı diye mırıldandı, metro istasyonunda beyaz karısı çiçekler satın alıp Tüline takdim etti. Çiçekçiye TL 30 ödedi, artık onun düşüncelerini okumuyordu.

– Ne kadar şanslıyım! Tüm bu koşuşturma, rüzgara koşmak gibi Tülinle tekrar buluşunca, neşeyle koşuyor, saçlarından bir tutam döküldü ve gözlerine düştü.

Deniz nazikçe saçlarını tutup öptü, o sıcaklığı hissetti. Kar taneleri hâlâ gökyüzünde dönüyor, akrobasi gösterileri yapıyor gibiydi. Belki de bu beyaz kanatlar onları yeniden birleştirdi.

Rate article
Lifequest
Düşüncelerimi Yüksek Sesle Paylaşıyorum.