Köpeğin artık neredeyse umurunda değil; bu zalim dünyadan çıkmak istiyor
Elif Demir uzun yıllardır köyün ucundaki küçük evde yaşıyor. Birisi yalnız dediğinde gülerek karşılık veriyor: Ben yalnız mı? Hayır, ne olsun, büyük bir ailem var! Köylü kadınlar başlarını sallayarak onaylıyor, ama Elif dönünce birbirlerine bakıp şakacı bir ifadeyle başlarını çeviriyorlar: Aile mi? Eşi yok, çocuğu yok, sadece hayvanlar Elif ise bu dört ayaklı ve kanatlı dostları gerçek akraba gibi görüyor. Hayvanların sadece fayda için tutulduğunu düşünenlere aldırış etmiyor: inek ya da tavuk, köpek koruma, kedi fare yakalama Evinde beş kedi ve dört köpek var, hepsi evin içinde, dışarıda değil, bu da komşuların şaşkınlığını doğuruyor.
Komşular bu şaşkınlıklarını yalnızca kulakları arasında paylaşıyor, tuhaf kadınla tartışmanın boşuna olduğunu düşünüyor. Elif ise bütün eleştirilere sadece gülerek yanıt veriyor: Boş beyin! Sokaklarda yetti, evde ise herkes rahat.
Beş yıl önce hayatı bir günde yarıda kesildi; eşini ve oğlunu kaybetti. Balık tutmaktan dönerken, E90 otoyolunda bir yük kamyonu onlara çarptı. Olayın ardından Elif, eşyalarının hâlâ ona hatıra gibi geldiği dairede kalmanın mümkün olmadığını anladı. Aynı sokaklarda yürümek, tanıdık dükkanlara girmek, komşuların acı dolu bakışları dayanılmaz hâle geldi.
Altı ay geçince evi satıp, kedisi Düşey ile birlikte köyün kenarındaki bir kulübeye taşındı. Yazları bahçede çalışıyor, kışları ise köy merkezindeki yemekhanede iş buluyor. Zamanla yeni evcil hayvanlar ediniyor: biri istasyon önünde dilenci, diğeri yem arayan bir sokak köpeği. Böylece bir zamanlar yalnız ve hayattan kırılan varlıklardan oluşan bir aile toplanıyor. Elifin sıcak kalbi onların eski yaralarını iyileştiriyor, hayvanlar da ona sadakat ve sevgiyle karşılık veriyor.
Hepsine yiyecek veriyor, zor zamanlarda bile. Hayvanları sürekli alıp tutamayacağını fark edip kendine söz veriyor: Bir daha kimseyi almam. Fakat bir Mart sabahı sert bir Şubat gibi soğuk, dikenli karlar çamurları kapladı, geceleri rüzgar buz gibi uludu.
O akşam Elif, köyüne giden son otobüse yetişmek için koşuyor. İki gün izin olduğu için vardiyasını bitirince markete girip kendine ve hayvanlara yiyecek alıyor, yemekhaneden de artan yemekleri taşıyor. Ağır çantalar ellerini yoruyor, yalnızca eve sıcak bir yuva düşünerek yürüyor. Otobüse yaklaştığında aniden durup geriye bakıyor.
Bankın altında bir köpek yatıyor. Gözleri donuk, cam gibi. Vücudu karla örtülmüş, saatlerdir orada kalmış gibi. Geçen insanlar atkılarını çevirerek geçiyor, kimse durmuyor. Kimse fark etmedi mi? diye içinden geçiyor.
Kalbi sıkışıyor, otobüsü ve kendine verdiği sözleri bir an için unutuyor, koşarak çantaları bırakıp köpeğe uzanıyor. Köpek hafifçe göz kırpıyor. Allaha şükür, yaşıyor! diyerek nefes alıyor. Haydi canım, kalk!
Hayvan hiç kıpırdamıyor, ama Elif onu dikkatle kaldırırken direnç göstermiyor. Sanki köpek artık bu zalim dünyadan vazgeçmiş gibi. Elif, nasıl iki ağır çantayı otobüs durağına taşıdığını ve aynı anda köpeği kucağına aldığını bir türlü hatırlamıyor. Otobüs durağındaki bekleme salonunun köşesine oturup titrek köpeğin zayıf bedenini elleriyle okşuyor, dondurulmuş patilerini nazikçe ısıtıyor.
Haydi canım, iyileş, evimize hâlâ gitmemiz lazım, diye fısıldıyor. Sen bizim beşinci köpeğimiz olacaksın, sayımız tam olacak.
Çantadan bir köfte çıkarıp donmuş misafire uzatıyor. İlk başta köpek gözlerini çeviriyor, ama biraz ısındıktan sonra gözleri canlanıyor, burunları titriyor ve ikramı kabul ediyor.
Bir saat içinde Elif, köpeği Mila adını vererek köy yolunun kenarında, otobüs çoktan gittiği halde elini kaldırıp bir arabayı durdurmaya çalışıyor. Kemerinden geçici bir tasma ve ip yapıyor; köpek ona yapışık yürümeye başlıyor. On dakikada bir araba duruyor.
Sizin çok teşekkür ederim! diye sesleniyor Elif. Korkmayın, köpeği kucağıma alırım, bir şey kirletmez. Şoför, Bir sorunum yok, oturabilir, büyük bir köpek, diye yanıtlıyor.
Mila titreyerek sahibesine yapışıyor, ikisi de mucizevi bir şekilde şoförün koltuğuna oturuyor. Şimdi daha sıcak, diye gülümsüyor Elif. Şoför ısıtıcıyı yükseltiyor, sessizce ilerliyorlar; Elif pencereden kar tanelerine bakıyor, yeni dostunu kucaklıyor, şoför de yorgun ama huzurlu yolcunun profilini gizlice inceliyor. Şoför, köpeği bulup evine götürdüğünü anlıyor.
Eve geldiklerinde şoför çantaları taşımaya yardım ediyor. Kapının önündeki karda bir çukur var, şoför omzuyla itiyor, paslı menteşeler kırılıyor ve kapı yan yatıyor. Sorun değil, uzun zamandır tamir etmeyi unutmuştum, diye iç çekiyor Elif.
Evden neşeli havlamalar ve miyavlamalar yükseliyor, Elif kapıya koşup dışarıdaki renkli hayvan sürüsünü içeri alıyor. Bekliyordunuz mu? İşte yeni dostumuz! diyerek Milayı ayaklarının arasına sokuyor.
Köpekler kuyruklarını sallıyor, çantaları kokluyor, Elif birden soğuğu hatırlıyor. İçeri gelin, bu büyük aileye korkmayın. Çay ister misiniz? diye soruyor. Şoför, Teşekkür ederim ama geç oldu, hayvanlarınızı besleyin, özledim, diye yanıtlıyor.
Ertesi gün öğle vakti Elif bahçede bir ses duyuyor. Ceketini giyip dışarı çıkıyor ve dün gelen şoförü görüyor. Kapının yeni menteşelerini takıyor, aletler yan yana. İyi günler! diye gülümseyerek selamlaşıyorlar. Kapıyı kırdım, şimdi tamir ediyorum. Benim adım Veli, sizinki? Elif adını söylüyor.
Kuyruklu ailesi Veliyi koklayıp kuyruk sallıyor. Veli oturup hayvanları okşuyor. Elif, içeri gelin, üşümeyin. Tamamladığımda çay içelim, arabada bir pasta var, büyük aileye biraz lezzet de var.




