Kendiniz halledersiniz artık!

Yok, Ayşe, beni sayma. Evlendin, artık kocanın yanında olacaksın, benim yanımda değil. Bu eve yabancı birini almak istemiyorum, diye kesip attı Gülşen.

Ayşe boğazına düğümlenen bir yumrukla telefonu sımsıkı kavradı. Annesinin bu kadar soğuk bir reddedişiyle karşılaşacağını düşünmemişti.

Anne… O yabancı değil ki. Benim kocam, senin damadın. Senden daire almanı istemiyoruz, sadece biraz kalıp birikim yapana kadar yardım etmeni…

Telefondan kısa, alaycı bir kahkaha geldi.

Ben bilirim o birazlık işleri. Bir kere sokarsanız, bir daha çıkmazsınız. Önce birikim, sonra tadilat, sonra başka bir şey… Bana da rahat yok. Hayır, Ayşe, alınma ama biz babanla her şeyi kendi başımıza hallettik, kimseye yük olmadık. Siz de bir yolunu bulun.

Anne, nasıl kendimiz? İkimiz de çalışıyoruz, her kuruşu hesaplıyoruz. Kira zaten neredeyse tüm paramızı alıyor. Bu enflasyonla ancak buzdolabı kutusuna birikim yaparız!

Kimin durumu iyi ki? diye sinirli bir tonla karşılık verdi annesi. Ben babanla bir gün bile ailemizle yaşamadık. Her şeyi kendimiz hallettik, kimseye şikayet etmedik.

Kendiniz, kendiniz… Anne, bana o masalları anlatma. Ben biliyorum! Büyükannenin size nasıl yardım ettiğini hatırlıyorum.

Karıştırma, o başka. Büyükanne istediği için yardım etti. Biz ondan bir şey istemedik. Ben bu evi babanla alın teriyle aldım…

Ben de senin beni hiçliğe doğurmanı istemedim! diye patladı Ayşe ve telefonu kapattı.

İçi öfkeyle kaynıyordu. Belki annesinin hayır deme hakkı vardı, ama bu şekilde… Sanki koskoca bir imparatorluk kurmuş da Ayşe, nankör kız, şimdi başkasının sırtından rahata ermeye çalışıyordu. Oysa gerçek hiç de öyle değildi.

…Gülşen hamile olduğunu öğrendiğinde evli bile değildi. Ahmet, Ayşenin babası, sorumsuz biriydi, hayatın tadını çıkarmak peşindeydi. Annesi de öyleydi, yıllar önce boşanmış, sürekli mutluluk arayışındaydı. Bu yüzden Gülşen, Ahmetin anneannesi Fatma Hanıma gitmişti.

Fatma Hanım, Gülşenin durumunu öğrenince sevinçten ağlamış, onu sıkı sıkı sarılıp her konuda yardım edeceğine söz vermişti.

Sen hiç düşünme kızım, doğur, demişti. Ben zaten Ahmetle konuşurum. Hem, madem böyle oldu, size yazlık evimi bırakayım. Ben kızımın yanına taşınırım. Zaten tek başıma zorlanıyorum, Tüline de yardımcı olurum. Sizin de çocuğu büyütecek bir yeriniz olur.

Fatma Hanım, nasıl yani? diye şaşırmıştı Gülşen. O koskoca ev, cebimize sığacak değil ya!

Ben giderken yanımda götüremem ki. Ben mutlu olamadım, bari sen ol, diye iç çekmişti kadın.

Fatma Hanım sözünü tutmuş, hatta fazlasını yapmıştı. Tapuyu Ahmete değil, Gülşene vermişti, torununun ne kadar güvenilmez olduğunu bildiği için. Gülşen de o evi satıp iki odalı bir daire almıştı.

Ayşe doğduğunda ise hiçbir şey değişmemişti. Ahmet gezmeye devam ediyor, aile hayatına tek katkısı maaşı oluyordu. O da bazen eve uğramıyordu.

Gülşen her şeyi biliyor ama katlanıyordu. Bazen şikayet ediyor, hatta ağlıyordu, ama Ahmeti evden atmıyordu.

Çocuklar için tam aile daha iyi, diyordu kendi annesine, boşanmayı önerdiğinde. Ayşe 18 olunca o zaman giderim ondan.

Oysa Ayşenin fikri çok farklıydı. Tek başına bir anneyle büyümek, sürekli kavgalar dinlemekten, ebeveynlerin gözyaşlarına şahit olmaktan daha iyiydi.

Gülşen, zorla da olsa Ayşenin 18ine kadar dayandı ve dediği gibi boşandı. Kızı sevinmişti ama boşuna.

Ayşe, artık ikimiz yalnızız. İkimiz de büyük kızlarız, o yüzden her şeyi paylaşacağız, demişti annesi. Bu ay dinlen, gelecek ay faturaları ve marketi yarı yarıya bölüşürüz.

Ayşe o sırada üniversitedeydi, bu yüzden dehşete düşmüştü. Evet, burs alıyordu ama o para ancak simit almaya yetiyordu. Annesi ise et, balık

Rate article
Lifequest
Kendiniz halledersiniz artık!