“Oğlum, seni seviyoruz ama artık bizi ziyarete gelme.”
Yaşlı bir çift, ömürlerini geçirdikleri küçük, eskimiş bir evde yaşamaya devam ediyordu. Taşınmayı hiç düşünmüyorlardı.
Akşamları sık sık geçmişi hatırlıyor, mutlu anılarını yâd ediyorlardı. Çocukları çoktan büyümüş, kendi ailelerini kurmuştu. Kızları, yakındaki bir köyde yaşıyordu, sık sık gelip onları ziyaret ediyor, torunlar da eve neşe katıyordu. Ama oğulları çok uzaklara taşınmıştı, beş yıldır uğramamıştı, işleri ve yoğunluğu yüzünden. Tatillerini hep yurtdışında, eşiyle geçiriyordu. Derken bir gün Alparslan telefon açıp geleceğini söyledi.
Bu haber anne babasını çok sevindirdi. Hemen hazırlıklara başladılar: Baba, bisikletine atladı, marketten alışveriş yapmaya gitti. Anne ise oğluna ne pişirse diye düşünüyordu. Günleri saymaya başladılar. Alparslan yakın zamanda ikinci kez evlenmişti; ilk eşi sürekli dışarıda, gezmeyi seven biri olduğu için ayrılmışlardı. Çocukları olmamıştı, şimdi yeni bir hayat kuruyordu.
Alparslan akşam vakti arabasıyla geldi, yemeğini yiyip hemen uyumaya gitti. Anne babası sessizce yanına oturup onu seyretti, çünkü yorgun olduğu için fazla konuşamadı.
Baba sevinçle,
“Oğlum güzelce uyusun, yarın odun kırmaya yardım eder, ahırdan gübreleri temizleriz, bir de çam ağacı kesip getirir, evi süsleriz. Yıllardır Noel ağacı bile kurmuyoruz,” dedi.
Anne ekledi:
“Bir de kilerin zemini çürümüş, onu tamir etmezse düşeriz bir gün.”
Baba yattı ama anne oğlundan ayrılamadı, yorganını düzeltip yastığını yerleştirdi.
Sabah erkenden kalkan baba, oğlu uyandığında ev sıcak olsun diye sobayı yaktı. Anne de hemen kalkıp börek pişirmeye başladı. Alparslan öğlene doğru uyandı ve, “Yıllardır böyle deliksiz uyumamıştım,” dedi. Kahvaltıdan sonra televizyonu açıp koltuğa kuruldu, film izlemeye başladı.
Anne sordu:
“Oğlum, babanla odun kırmaya gitsen?”
“Anne, birkaç günlüğüne geldim, yetişemem. Babam bırakın mangal yaksın,” dedi.
Yaşlı anne baba, hiç konuşmadan kuyudan su çekip hamamı hazırladılar.
Öğle yemeğinden sonra baba,
“Ahırdaki gübreleri temizlemek lazım. Sen gençsin, gücün yerinde, şu işi yapıver,” dedi.
“Ne sandın baba? Şehirde işten yorulmuyor muyum sanki? Dinlenmeye geldim, bir de iş mi yaptıracaksın?”
Hamamdan sonra Alparslan yemeğini yedi, getirdiği rakıyı açtı ve hayattan şikâyet etmeye başladı. Bütün gün anne baba yorulurken, o hiç susmadı: Bir ara lüks evinden, pahalı eşyalarından bahsetti, bir ara safkan köpeğinden… “Ama kadınlar hep beceriksiz çıkıyor,” diyordu, “iş de artık zevk vermiyor.”
Anne baba dayanamayıp yattı. Alparslan alındı, “Ablama gidiyorum, sizle vakit geçirmek sıkıcı,” dedi. Anne ağlamaya başladı, anahtarı aldı, “Araba kullanma,” diye yalvardı. Alparslan kapıları tekmeler gibi oldu, odasına gidip televizyonun sesini sonuna kadar açtı.
Yaşlılar yataklarında, uyumaya çalışıyor ama mümkün değildi. Baba gidip oğluna baktı, horladığını görünce televizyonu kapattı ve sessizce yattı.
Ertesi sabah Alparslan ormanda gezintiye çıktı. Üşüyünce eve döndü, sıcak çay ve sobaya sevindi, koltuğa kuruldu. Dünkü olayları hatırlamıyor gibiydi. Ama annenin başı bütün gün ağrıdı.
Anne baba, oğullarına köyün lezzetlerinden bir çanta hazırladı. Alparslan reddetmedi:
“Bu kadar şey mi aldınız? Eşim çok sevinecek, böyle lezzetli turşu hiç yememiştir. Bizde her şey var tabii, ama sizi kırmak istemem, alayım. Yeni yıl hediyelerini getirmeyi unuttum ama önemli değil, bir dahakine getiririm.”
Anne gözyaşlarını silerek,
“Artık gelme oğlum,” dedi. “Seni seviyoruz, üzülüyoruz, ama koltuğunda yatmayı, televizyon izlemeyi kendi evinde de yaparsın. Oradaki televizyon bizimkinden daha iyidir zaten.”
Alparslan anne babasını kırdığını anladı ama ne diyeceğini bilemedi. El sallayıp arabasına bindi, şehre, o bildik koşuşturmaya geri döndü.




