– Kadın, gerçekten katılıyor musunuz? – diye duyduğum telefonun diğer ucunda bir erkeğin yalvaran sesi yankılandı.
– Tamam, bir deneyelim, – diye alçakgönüllü bir kabul verdim.
Yirmi yaşındaydım, İstanbul Üniversitesinde tarih okuyordum ve ek iş arıyordum. Gazetedeki ilanı gördüm: Kör bir öğretmen yardımcı arıyor
Tanımadığı bu kör adamın halini düşündükçe içim ürperdi, hemen aradım.
Ertesi sabah onun evinin kapısında durdum, titrek bir sesle çaldım. Kapı aralandı ve önümde bir rüya gibi bir adam belirdi.
– İçeri gel, kızım. Adın ne olsun? – dedi kör adam telaşla.
– Aylin, ya siz? – hafifçe utanarak sordum.
– Mehmet Ali Yıldırım.
– Aylin, çok güzel bir parfümün var, aklımı alıyor. Üniversitede tarih dersleri veriyorum, akşamları notlarıma seslendirecek birine ihtiyacım var. Haftada üç gün dersim var, bana katılır mısın? – diye ısrar etti Mehmet Ali.
Evin içinde dolaştım; tertemiz, düzenli, fazlasız bir yerdi. Mehmet Ali kırk yaşına henüz varmamıştı, yakışıklı, bakımlı, bir anda büyüleyici bir çekiciliği vardı.
– Hadi işe koyulalım, Mehmet Ali, – diye içimdeki heyecanı bastıramadım.
Eylül, Şubat, Mayıs geçti; öğrenci tatilleri geldi. Mehmet Ali beni bir sonraki Eylüle kadar serbest bıraktı. Ben deniz kenarına kaçtım, bir hafta içinde kör öğretmenimi unuttum, genç bir delikanlıyla tanıştım, onunla evlenmeye karar verdim. Düğün tarihi belirlendi.
Ağustos sonunda Mehmet Ali aradı:
– Aylin, yarın gel.
– Olmaz, evleniyorum, düğün hazırlıklarım var, – sevinçle bildirdim.
– Evlenmek mi? Çok çabuk, sanırım acele ettin, – sesinde bir hayal kırıklığı duyuldu, – Lütfen gel, Aylin, ısrarla bana yalvardı.
– Tamam, gelirim, – isteksizce kabul ettim.
Ertesi gün, kaçak bir ağustos sabahı.
– Kokun beni sarhoş ediyor, Aylin. İçeri gel, – dedi Mehmet Ali kapıda.
– Bil ki nişanlım da bu kokuyu çok seviyor, – aptalca bir şey ekledim.
– Aylin, bir akademik yıl daha çalışalım mı? Sensiz yapamam, – yakarandı.
– O zaman işe koyulalım, – kararlı bir sesle yanıtladım.
Ne kadar çok zaman geçirdikçe, nişanlıma karşı duygularım eridi. Düğün evrakını belediyeden çektim, nişanlıma veda ettim. Zira gelin hâlâ eş değildir, belki tekrar gelin olmaz…
Mehmet Ali ile sen diye hitap etmeye başladık. Ders notlarını okurken elini nazikçe tutuyordu. Gözleri görmeseydi de bir şeyler dolanıyordu, benim zehirli parfümlerimin kokusunu içten içe çekiyordu. Birlikteyken her şey sıcak ve rahat geliyordu.
Bir gün buz gibi dışarıdan gelmiştim, titrek bir sesle sıcak çay istedim. Mehmet Ali beni koltuğuna oturttu, ayaklarımı bir battaniyeyle sarmaladı:
– Otur Aylin, ben şimdi
Mutfakta bir şeyler karıştırdı, bir tepsiyle geri döndü, tepsiyi dikkatle masaya yerleştirdi. Üzerinde portakal dilimleri ve bir kâse likör vardı:
– Aylin, bir yudum al, hemen ısınacaksın.
Yavaşça likörü yudumlarken Mehmet Aliye baktım, onu kucaklamak, nazikçe sarmak ister gibi oldum. Likör bitti, o bana yaklaştı, tutkulu bir öpücükle, sımsıkı sarıldı:
– Aylin, benimle kal. Sana bütün bir dünya hediye ederim. Gülme.
– Gülmüyorum, Mehmet. Ne kadar naziksin! Başım dönüyor, – diyerek onunla sıcak ve huzurlu bir anı paylaştım.
Mehmet Ali parmak uçlarıyla bir şeyler hissetti, fısıldadı:
– Kör her şeyi duyar, sağır her şeyi görür.
Ertesi sabah annesi geldi. Sabahları her zaman evde olur, yemek yapar, temizlerdi. Beni yatağımda gördüğünde şaşırmadı.
– Günaydın, Aylin, hala uzanıyoruz, – neşeyle duyurdu Mehmet.
– Sorun değil, yiyin bana kahvaltı, – annesi gülümseyerek mutfağa koştu.
– Mehmet, gece gökyüzüne tırmandım. Bu mümkün mü? – şaşkınlıkla sordum.
– Aylin, sana alışmaktan korkuyorum. Sen benim değilmişsin gibi hissediyorum, ne kadar hüzünlü, sevgili, – diye düşündü Mehmet.
– Kahvaltı hazır, çocuklar! – diye bağırdı annesi mutfaktan. Kahve içtik, tost yedik, kahkahalar savruldu.
– Teşekkürler anne, bugün dersim var, hazırlanalım. Aylin, seni bekliyorum, – diye Mehmet odasına gitti, en sevdiği koltuğa oturdu.
Annesi kapıyı aralayıp fısıldadı:
– Aylin, oğlum gerçekten sana aşık. O, hayatına bir cennet kattı, ama ben istemiyorum ki Mehmet sonra cehenneme düşsün. Deyim ki, kör birine yol gösterici alınmaz. Lütfen ruhunu yıpratma. Senin kendi gözlerin var, görürsün. Körler ölünceye kadar ışığı göreceklerini sanır. Benim oğlum yalnız, acılarımı arttırma. Artık gelme, Aylin. Ben bir şeyler bulurum, Mehmeti rahatlatırım.
Şaşkın ve kararsız kaldım. Ne yapmalıydım? Mehmetin bu ilişki sadece bir anlık bir şey olduğunu biliyordum, ama ona hemen veda edemezdim. Ona da aşık olmuştum, ruhum ona yapışmıştı.
Böylece annesi evde yokken Mehmetin yanına sık sık gelmeye başladım. Onunla göz göze gelmekten kaçınmak zorundaydım.
Bir yıl geçti. Aşkımız daha da güçlendi, ayrılmaz bir bağ oldu. Kör adam bana ışık veriyordu. Herkese evlenmek üzere olduğumu söyledim, ama bir gün Mehmet kapısını açtı:
– Aylin, artık görüşmeyelim. Seni serbest bırakıyorum. Git.
Kalbim paramparça oldu. Sevgi parçalandı, gözyaşları, çığlıklar, kafa karışıklığı. Düşündüm, bu ayrılığı kaldıramazdım. Mehmet bu kabusu duymadı, görmedi.
İki kez evlendim. Tutku, aşk, acılar yaşadım.
Mehmet gibi birini bir daha bulamadım.




