Doğum Günün Kutlu Olsun!!! Baba!

Bugün doğum günüm. 70.
Sabah erkenden kalktım, domuzların beslemesini gözlemlemek zorundaydım; özel bir ağırlıklandırma programı düzenlemiştim. Çocuklarım büyümüş, kendi hayatlarını kurmuştu. Eşim Emineyi otuz yıl önce kaybetmiştim; o günden beri yeniden evlenmedim. Nedenini tam söyleyemem; belki şanssızlık, belki arayışta eksik bir şey Ama bu düşünceler artık çok da önemli gelmiyordu.

İki oğlum, Mehmet ve Ali, gençliklerinde sürekli kavgalar çıkarır, okul değiştirirdi. Bir gün fizik öğretmeni onları bir araya getirdi; yetenekli olduklarını gördü ve tüm çekişmeler birden bitti. Kızım Gülçin ise sosyal açıdan zorlanıyordu. Okul psikoloğu onu bir psikiyatriste yönlendirmeyi düşünüyordu. Fakat yeni gelen edebiyat öğretmeni bir yazar kulübü açtı; Gülçin kalemi eline alıp sabah akşam yazdı, öyküleri okul gazetesinde, sonra da çeşitli edebiyat atölyelerinde yayımlandı.

Mehmet ve Ali, fızik-matematik bölümüyle tanınan bir üniversiteden burs alarak eğitimlerine devam ettiler; Gülçin ise edebiyat fakültesine kaydoldu. Ben ise yalnız kaldım, etrafımdaki sessizlik bir kurt uluması gibi doldu. Nehir kenarında geniş bir arazimiz, bahçemiz, hatta bir balık tutma alanımız vardı; orada balık tutar, bahçeyle uğraşır, domuzları yetiştirirdim. Çiftçiliğin getirdiği gelir, fabrikadaki bir mühendisin maaşından daha iyiydi.

Bu kazançla çocuklarıma birer araba alabilir, harçlıklarını ve kıyafet ihtiyaçlarını karşılayabilirdim. Fakat zamanım da dağılmıştı; tarıma, hayvancılığa, satışıma odaklanmak zorundaydım. On on yıl daha geçti ve doğum günüm yaklaşıyordu. Tek başıma kutlamayı planlıyor, akşamları bir fıçı viskiyle eşliğinde Emineyi anıp, çocuklarımın ne kadar büyüdüğünü düşünecektim.

O sabah, domuzların önüne çıkıp ince bir kahvaltı yaptıktan sonra dışarı çıktım. Çimenler üzerindeki yıldız ışıkları hâlâ yanıyordu. Çimenlerin ortasında, branda altında garip, uzun bir nesne buldum. Bu da neyin nesi? dedim kendi kendime. Tam o anda birden ışıklar yanıp patladı, sahneyi aydınlattı. O an karşımda Mehmet, Ali, eşleri ve torunları, bir de uzun boylu gözlüksüz bir adamla Gülçin belirdi. Ellerinde balonlar, hava üfleyiciler, gülüşmeler Hepsi bir ağızdan: Doğum günün kutlu olsun, baba! diye bağırıyordu.

Gülçin bana gözlerimi kapatmak istedi, bir bez sardı ve dönerek beni bir yere götürdü. Ne yapıyorsunuz? diye sordum. Sana bir hediye, dedi Mehmet, Umarım pahalı değildir. Benim hiçbir şeye ihtiyacım yok, diye savundum. Üzgün olmayalım, dedi Ali, Bu sadece bir jest.

Biraz yürüdük, Gülçin gözlüğünü çıkardı; bir anda müzik sistemlerinden yüksek bir ritim yükseldi. Branda altındaki nesneye doğru yaklaştık ve üçümüz aynı anda bezleri çekip kaldırdık. Öyle bir arabaydı ki, ışıkların altında parıldıyordu: 1975 model bir Ford Mustang. Nefesim kesildi, neredeyse düşecektim; çocuklarım beni bir sandalyeye oturttu. Tek kelimem: Aman Tanrım, Tanrım, Tanrım

Gülçin suyla yüzüme sıçradı, Sadece bir rüya değildi, hep istediğin arabaydı. Fakat bu çok pahalı, diye mırıldandım. Para demek değil, sevgi demek, dedi Mehmet. Gülçin kapıyı açmamı istedi; fakat içi boş bir karton kutu bulduk. Aç, dedi. Kutuyu açtığımda içinden bir mini tüylü tavşan çıktı. Gerçek bir sevgi tüylüsü! Annemle birlikte beslediğimiz o tavşan hatırlıyor musun, Bomka? Çocukken ona çok bağlanmıştınız. Çocuklar hep birlikte Evet, hatırlıyoruz baba! dediler.

Araba içinde oturmadım; üst kata, odama çıktım, eşimin fotoğrafını yanına getirdim. Gözlerimden gözyaşı süzüldü: Marta, bakıyor musun? Başardım. Unutmadılar Görüyor musun? çocuklar beni yalnız bırakmadı; masalar hazırlanmış, bir dizi kadeh kaldırıldı. Gülçin kulağıma fısıldadı: Dördüncü aydayım, nişanlımla buraya geldik, bir süre burada kalacağız. Kitap yazmak her yerde yapılır, ben de burada kalacağım.

Beni sormadı ama ben cevap verdim: Bu bir masal gibi geliyor. Gülçin başımı öptü, Seni çok seviyoruz. O akşam, anılarla, şarapla, kahkahalarla doldu. Akşam sonunda, Eminenin mezarına gidip uzun uzun onunla konuştum. Hayat yeni bir anlam bulmuş gibi hissettim; o araba, o anılar, yeni bir yolculuk vaat ediyordu.

Odada küçük bir kedicik uyuyordu: Miskin, dedim ona, Miskin, sen de bizimle misin? Kedim mırıltıyla yanıtladı, uzanıp sıcak gövdesine dokunarak uykuya daldım.
Ertesi sabah yine domuzları beslemek, bahçeyi kontrol etmek, balık tutmak zorundaydım. Çocuklar aileleriyle gitmiş, ev sessiz kaldı. Miskin, benim peşimi bırakmadı; bir anda domuz yemliğine düşüp ağların içinde takıldı, ardından balık yemiyle oynamaya çalıştı. Gülerek ona baktım, Şimdi gençliğim geri döndü, dedim ve onu sırtına okşadım.
Bu hikâye bir anlam taşımaz belki, ama bana şu ders veriyor: geleceği bekleme, şimdiden yola çık. Bugün de doğum günüm, ama bir başkasının sevgisiyle dolu bir gün.

Rate article
Lifequest
Doğum Günün Kutlu Olsun!!! Baba!