NÖBET
Ben doğum salonuna girdim, bebek kalp atışını gösteren film şeridini izlemek için. Çocuğun kardiyogramı tamamen normaldi. O cihazdan çıkan yılan gibi kıvrılan şeridi izlerken, hastanedeki ebemizin hasta bir bebek yarattığını ve onu evine bıraktığını düşündüm. Şimdi ise başka bir jinekoloji ebesiyle, polikliniği güvence altına almam gerekiyordu.
Her şey bu kadar mı kötü? Lütfen söyleyin! endişeli hamile, gözlerimi süzerek baktı. Monitörde bir şey mi ters? Sizin odaklanmanız böyle mi?
Doktorluk mesleğinin en zor yanı, yüzünü tutabilmek. Hayatımızı öğrenerek geçiririz; teşhis koymayı, parçaları toplayıp bütünü oluşturmayı öğreniriz. Gözlemlemeyi, sabırla beklemeyi, gereksiz müdahaleden kaçınmayı ve anında doğru kararı almayı öğreniriz. Oyun oynamayı, sahneye çıkmayı hiç öğrenmedik.
İşte o an, zor bir operasyondan sonra gece yarısı, gözlerime buz gibi su serpip, kanı silmeden, ayakkabının bağcıklarına sızan kanı silmeden, acil servise inip, gülümseyerek, samimi bir tebessümle yeni hastayı karşılamak gerekir. En önemlisi, ambulansla getirilen korkmuş ve şaşkın kişiye, güvende olduğunu, herkesin onunla ilgilendiğini, yardımcı olmak, rahatlatmak, iyileştirmek için beklediğini içten bir gülümsemeyle söylemek gerekir. Hastanın içinde bir korku var; bize bunu öğretmediler!
Ne kadar profesyonel olursak olalım, en zor anlarda bile yüzümüzü tutmalı, çünkü korku gerçekliği çarpıtır; hem bizimkini hem de başkasınınkini. Hastane kapısının ötesinde, ebeveynlerin hastalığı, anahtarını kaybetmiş çocuklar merdivende oturur, bir yanda doğumda hayata tutunamayan bebek, bir yanda ise ameliyathanedeki hemşirenin hipertansif krizi. Hepsi kafamızda döner, ama bir şeyler yüzümüzün üstünde hâlâ süzülür.
Yüz tutmak çok zor, özellikle felaketten on beş dakika önce olduğumuzu fark ettiğimizde. Kendi korkumun üstesinden gelmek, hastaya ve yakınlarına ne olduğunu sakin bir dille anlatmak, onay alıp operasyona koşmak gerekir. Koşarken üzerimden kıyafetlerimi sökmek Yüz tutmak Sahneden inip perde arkasına geçmek gibi.
Felaket gerçekleştiğinde de yüz tutmak gerekir; kalpteki soğuğu unutup konuşmak, konuşmak, daha çok konuşmak. Hastalarla, yakınlarıyla, yabancılarla, Tanrıyla, kendimizle, kafamızdaki donuk düşüncelerle, amirimizle, yeniden hastaların yakınlarıyla, bir kez daha kendimizle Göğüslerimizdeki iğrenç acıyı serbest bırakıp tam bir nefes alana dek konuşuruz. O an, kişisel sınırımız kalpte bir iz bırakır.
Bir saat sonra yeni bir hastanın yanına giderken, yine yüz tutar, ellerim sol köprücük kemiğimde hafifçe kayar. Çünkü
Doktorlar yanılır. Hepimiz. Tanrıdan gelenler hariç. Çünkü biz insandır; yanılmayan tek şey çalışmayanlardır. Yüksek hassasiyetli cihazlar bile insan eliyle yapıldığından yanılabilir. İnsanlar yanılmaya mahkumdur.
En korkunç olanı, nerede yanıldığını anlamaktır. Başımızda, başka türlü yapabileceğimiz anları tekrar tekrar oynarız. Ama sorunun cevabı farklı bir sonuç ne olurdu? bir daha asla gelmez. Normal bir kardiyogramı, yorgunlukla bulanık gözlerle izlediğimizde, yılların yorgunluğu gözlerimizi alıştırmıştı. Hiç dikkat etmediğimiz normal bir laboratuvar sonucunu, kimse fark etmezdi. Protokollerde yazan dozajı hesaplarken Zamanında koşup gelmediğimizde ya da çok erken geldiğimizde Röntgeni izleyip bir şey görmediğimizde, ya da yanlış bir şey gördüğümüzde O an göz ne görüyordu? Dün, bir ay önceki aynı göz.
Bir anda skalpelle el sıkışıp damar sıkacağı uçtuysa, dün, geçen yıl neden uçamadı? Belki iki haftada altı nöbet çok fazlaydı; evde felçli bir anne yatar. Ama alıştık, tıpta zaman görece görecelidir, sevdiklerimiz yıllardır onur tahtında. Belki daha korkunç olanı, neyi yanlış yaptığını anlayamamaktır; çünkü aynı hata tekrar edilebilir. Kaç kitap okumalı, kaç eğitim almalı, kaç gece uykusuz kalmalı ki bunu önleyebilelim? Kim bilir? Ve istatistikler nasıl?
Korkunç bir tıbbî istatistik, sessiz bir sesle bin doğum, bin operasyon, bin müdahalede üç, beş, on komplikasyon olduğunu söyler. Dünya çapında, her gün, her ay, her yıl Birinin hayatı, birinin sağlığı, birinin trajedisi İşte bu, birinin trajedisi.
Peki bir doktor bu istatistiğin içinde kaldığında ne yapmalı? Gözyaşı içinde suçlanan bir kalabalığın önünde, Ben işte o, katiliniz demeli mi? Birini hayal edebilen var mı? Çok, çok üzgün insan varken, sen karşısında Sen onların acısının tek nedeni olacaksın. İşte ben, yok edin.
Tek bir kez doktor yanıldığında, on bin kez haklı olduğunda neden unuturuz? Doktorlar yanılır; çünkü insan. Tanrılar yanılmaz. Bu onların dünyası, yarattıkları, istatistikleri. Ne kadar çok çalışırsam, o kadar az seçilmişin onların planını anlayabildiğini fark ederim. Biz seçilmemişiz. Sıradan insanlar, sıradan doktorlar.




