ŞİMŞEKLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Şimşek

Kapının hemen önünde kirli bir köpek oturuyordu üç hafta sonra Aysel, neden kaderin onu gönderdiğini anlayacaktı.

Aysel, Pazartesi sabahı arabasına doğru yürürken köpeği gördü. Giriş kapısının yanına, bağırarak oturmuş, harçlık gibi bir haldeydı; kocaman, kıvırcık, öyle kirli ki cinsini bile ayırt edemezdi.
Gözleri Aysele bakıyor, içinde acı, umut ve bir şeyler saklıydı; sanki bir şey biliyormuş ama anlatamıyordu.

Haydi! diye elini savurdu Aysel, işe koştu. Buradan git!
Köpek yerinden kıpırdamadı. Sadece başını hafifçe eğdi, sanki varlığının affını istiyormuş gibi.

Akşam olunca hâlâ orada oturuyordu.

Serkan, Aysel akşam yemeğinde kocasına fısıldadı evimizin önünde bir köpek var.
Ne? Serkan telefonunu eline alarak cevap verdi.
Bilmiyorum, bir tuhaflık var.
Ah Aysel, başlamadan söyle! Anlaşmıştık, evde hayvan yok. İş çok, zaman yok. Hayvanlar sadece sorun çıkarır.

Aysel suskun kaldı. Ama gece boyunca o gözlerden düşünmeden bir an bile geçirmedi.

Ertesi sabah köpek hâlâ aynı yerdeydi, ama bu sefer yuvarlanmış bir top gibi kıvrılmıştı. Yağmur serpiyordu, sonbahar havası soğuk ve nemliydi; köpeğin tüyleri suyla doymuş, çamur içinde kalmıştı.

Ah akılsız! diye iç çekti Aysel, kapının yanına su ve dün akşamın çorbasından kalan bir kase koydu. Eve dön, belki bir evin vardır.

Köpek başını kaldırdı, minnettar bir bakış attı ama yemeğe yaklaşmadı. Aysel gitmesini bekledi.

Bu hâlâ bir hafta sürdü. Her sabah aynı sahne: köpek kapının önünde, Aysel yiyecek getiriyor. Serkan sokak köpeklerini çeken diye mırıldanıyor, ama protesto etmeye çabuk bir şey bulamıyordu. Köpeğin bir gün çıkacağına inandı.

Çıkmadı. Tam tersine, Aysel evden çıkınca ayağa kalkıyor, koşmuyor, sadece göz teması kurup bekliyordu, sanki bir bekçi gibi.

Anne, ona dokunabilir miyim? sekiz yaşındaki İlay, köpeği gördüğünde sordu.
Hayır! Aysel çabuk cevap verdi. O sahipsiz, kirli ve belki hastalığı vardır.

Ama aklı hâlâ ya olur da? sorusundaydı.

İki hafta boyunca köpek kapının önünde yaşamaya devam etti. Aysel artık ona yemek vermeyi alışkanlık hâline getirmişti; aç bir varlığa nasıl göz yumulur?

Dinle, beslemeyi bırakalım mı? Serkan pencereye bakarak sordu. Görüyor musun, artık alıştı. Bir gün evimizde oturmak isteyecek.
Oturmuyor, sadece oturuyor, Aysel itiraz etti. Mahallede herkes bizim köpeğimiz mi? Fatma Hanım dün, köpeğin aşı yaptırıp yaptırmadığını sormuştu.

Fatma Hanım, mahalledeki dedikoducu, herkesin işine karışan bir kadındı; bir kediden bahsederken, komşularının bahçelerini de eleştirirdi.

Kendi kedisi Mırmıra bak, Aysel içini çekti. Başkasına dokunma.

Aysel, cidden. Onu bir barınağa teslim edelim mi? Serkan önerdi.
Hangi barınağa? Aysel cevapladı.

Cuma günü Aysel işte kalakaldı. Çeyrek raporu, son teslim tarihi, patronun sinirleri tüm gün sürüdü. Evine gece yarısı döndü. Yorgunluktan bir şey tek düşündü: yatağa uzanmak.

Arabayı kapının önüne park etti, anahtarı çıkardı, karanlıkta kapı kilidini zorladı.

Cüzdan, takı, telefon… bir ses fısıldadı sırtından.

Aysel döndü. Koyu bir ceket giymiş, yüzü kapüşonun altında gizli bir adam duruyordu, elinde bir şey parıldıyordu.

Hızlı ol! kükredi. Cüzdanı çıkar!

Ayselin elleri titredi. Çantası yere düştü, içindekiler kaldırıma dağıldı.

Ne yapıyorsun? adam yaklaştı, bağırarak. Hepsini ver!

Tam o anda köpek fırladı. Havlamadan, bağırmadan saldırdı, adam yere yığıldı, bir şey çaldı ve kılıç gibi bir nesne yanına fırladı. Şimşek bütün gücüyle saldırdı, adamı yere bastı ve hırlamaya başladı, sesi kışın buz gibi.

Lanet olsun! adam bağırdı, kıpırdamaya çalışarak. Bu hayvanı ver!

Aysel şok içinde donmuştu, kulakları çınlıyordu.

Yardım edin! bağırdı çığlık çığlığa. Hırsızlık!

Komşu evlerin pencereleri ışıldadı. Şimşek hâlâ adamı tutuyordu, ölümcül bir tutuşla.

Ne oluyor? Serkan tek çorap ve terlik içinde dışarı fırladı. İlay pijamalarıyla peşinde.

Polisi çağır! Aysel çığlık attı.

Polis on dakikada geldi. Hırsızı götürdüler; uzun süredir mahallede izlenen bir suçluydu, birkaç soygun ve bir kadını hastaneye kaldırmıştı.

Şanslısınız, memur köpeği okşayarak söyledi. Eğer bu yakışıklı değildi ise ne yapardık? Kışkırtıcı bir çoban köpeği gibi eğitilmiş. Emreleri biliyor.

Yani sahipsiz mi? Aysel sordu.
Söylemek zor, kayıp ya da terk edilmiş olabilir. Son zamanlarda insanlar yavru alıyor, büyüdüğünde artık bir yük gibi görüyor.

Memurlar dağıldı, aile avluda kaldı. Şimşek sessizce yanlarında oturuyordu, gözleri dikkatle süzüyordu.

Anne, ona dokunabilir miyim? İlay fısıldadı. O bizi kurtardı.

Aysel kızına, Serkana baktı, sonra köpeğe.

Olur, sessizce onayladı.

İlay elini uzattı. Şimşek parmaklarını kokladı, nazikçe diliyle elini yaladı. Küçük bir kahkaha patladı.

O iyi! Sıcak! Anne, tutalım mı? Lütfen! Bizi koruyacak! Her şeyi anlıyor!

Serkan bir an düşündü, sonra başını salladı.

Belki de bu iyi bir şeydir. Evde bir bekçi faydalı olur. O da gerçekten akıllı bir köpek.

Kesin, Aysel onayladı. Duydun mu? Havlamadan, gürültü yapmadan nasıl tepki verdi? Gerçek bir bekçi gibi.

O zaman kalacak mı? Serkan sordu.

Aysel köpeğin yanına oturdu, köpek ona sakin bir şekilde bakıyordu, gözlerinde hâlâ aynı bilgelik, ama bir soru işareti gibi.

Kalmak istiyor musun? fısıldadı Aysel.

Şimşek başını dizlerine koydu, ağır ve sıcak bir şekilde. Üç hafta içinde ilk kez ince bir sesle inledi.

Kalacaksın, kararını verdi Aysel. Yarın ona gerçek bir isim bulacağız.

Şimşek derin bir nefes aldı, rahatlamış gibi. Sanki her şeyi anladı.

Sabah Aysel gözlerini açtığında dünya biraz farklıydı. Çatıya çalan bir kâse sesleri duyuldu; yeni misafirimiz kahvaltı yapıyordu.

Yıldırım, İlay pencereden bakarak bağırdı. Ona Yıldırım diyelim!
Neden Yıldırım? Serkan gömleğini bağlarken sordu.
Çünkü gökyüzünde bir anda belirdi, hırsızı gök gürlemesi gibi etkiledi!

Aysel gülümsedi, çocukların mantığı sade ama içten.

Yıldırım Yıldırım, kabul etti.

Evde Yıldırım çok nazik davranıyordu. Odamıza izinsiz girmiyor, eşyaları karıştırmıyor, masada oturup bir şey çalmıyor. Eski bir halının üzerine uzanıp bir gözünü açık tutuyor, etrafı izliyordu.

Anne, o üzüntülü, İlay köpeğin yanına otururken dedi. Bak, gözleri ne kadar hüzünlü.

Yıldırımın gözlerinde bir nostalji vardı; sanki eski hayatını özlüyordu ama geri dönmenin olmadığını biliyordu.

Ona zaman lazım, Aysel seslendi. Yeni evimize, yeni hayatına alışması için.

Ama gizlice endişeliydi; ya kaçarsa? Eski sahiplerini mi arar?

İlk gece Yıldırım giriş holünde uyudu. Aysel birkaç kez kontrol etti, yerinde mi diye bakıyordu. Oradaydı, ama uykusuz bir bekleyişti.

İkinci gece aynı şey.

Üçüncü gece Aysel dayanamadı.

Yıldırım, fısıldadı. Gel buraya.

Köpek başını kaldırdı, merakla bakıyordu.

Hadi, gel, Aysel kırlak bir halıya hafifçe vurdu.

Yıldırım temkinli adımlarla yaklaştı, kokladı, Ayselin elini süzdü.

Yat, ona izin verdi.

Köpek, yüz yıllık bir yükü omuzlarından düşmüş gibi rahatça uzandı.

Artık bizim, Aysel karanlıkta fısıldadı. Seni asla bırakmayacağız.

Yıldırım hafif bir inleme çıkardı.

Sabah İlay çığlık attı.

Yıldırım kayboldu! o mutfağa koştu.

Ayselin kalbi çökmek üzereydi. Kaçtı mı?

Neredeyse? Serkan sordu. Çatı altı mı, depo mu?

Evi her köşesine bakıp dolaştılar, boştu.

Aysel çığlık attı:

Yıldırım! Nerede sen?

Ses gelmedi.

Belki çatı altında? Serkan tahmin etti.

Tüm evin altını aradılar, ama bir şey bulamadılar.

Tam vazgeçmek üzereyken, yer altı mahzeninden ince bir hışırtı duydular.

Şey! Aysel bağırdı.

Mahzene inip merdivenleri indiler; orada eski bir kiler vardı, kapısı her zaman açık bırakılırdı.

İçeride Yıldırım bir köşede eski bir battaniye üzerinde yatıyordu. Yanında beş minik yavru köpek vardı; kör, hiç görmeyen küçük yavrular.

Aman Tanrım! İlay haykırdı. Bu bir kız çocuğu! Yavruları var!

Aysel oturup gözlerine inanamadı. Yıldırım bir anneye dönüşmüş, yeni bir aile yaratmıştı.

Nasıl? Serkan şaşkınlıkla sordu. Görmedik ki.

Kalın derileri var, Aysel hatırladı. O hep oturur, hiç ayağa kalkmazdı, ama karnı o kadar büyük değil.

O yüzden bahçemize gelmedi mi? İlay tahmin etti.

Evet, Aysel tamamladı. Güvenli bir yer arıyordu, zamanını bekliyordu ve doğurdu.

O da bizi aradı, Serkan ekledi. Biz de ona ihtiyacımız vardı.

Yıldırım başını kaldırıp yorgun ama mutlu gözlerle baktı.

Akıllı köpek, Aysel usulca fısıldadı, elini uzatarak. Ne akıllısın.

Köpek parmaklarını yaladı, ardından yavrularını omuzuna koydu, süt arıyorlardı.

Anne, şimdi tam bir ailemiz var, İlay sessizce söyledi.

Aysel kocasına baktı, o ellerini gerdi, sanki bir çıkış yolu arar gibi.

Aile, Aysel onayladı. Büyük ve sevgi dolu bir aile.

Üç yıl geçti.

Aysel mutfak penceresinden dışarı bakıyor, bahçede neler olduğunu izliyordu. İlay on bir yaşına gelmiş, iki büyük köpekle çimenlerde koşuyordu. Yıldırım bir elma ağacının gölgesinde oturup torunlarının oyununu izliyordu. Diğer yavrular sevgi dolu evlere bulunmuş, Rex ve Dina ise bizimle kalmıştı.

Sence köpek çok mu? Serkan omzundan sararak sordu.
Peki? Aysel gülümseyerek yanıtladı.
Hiç pişman olmadım, Serkan kahkahayla ekledi. Üç yıl önce bir sürü köpek olacağını söyleselerdi, bir de bir sürü saldırı?

Aysel eşine yaslandı, sonbahar akşamının soğukluğunu hatırladığını düşündü; o gün köpek bize ne kadar büyük bir armağan getirmişti.

O bizi kurtardı, fısıldadı Aysel. Sadece hırsızdan değil, aileyi de korudu.

Nasıl? Serkan şaşkınlıkla sordu.
Düşün, İlay daha sorumlu, köpekleri bakıyor. Sen geç saatlere kadar çalışmayı bırakıp eve erken gelmeye başladı, çünkü evde bir şey bekliyor. Ben ise koşulsuz sevgiyi öğrendim.

Yıldırım sanki duymuş gibi başını kaldırdı, pencereye bakıp akşam güneşine doğru bakıyordu; kararı gözlerinde artık hüzün yoktu, sadece huzur ve yarının güveni vardı.

En şaşıVe o akşam, Yıldırım sessizce çatıya çıkıp gökyüzüne bakarken, hayvanların ve insanların birbiriyle dokunduğu o ince bağ, kalplerimizde sonsuza dek yankılandı.

Rate article
Lifequest
ŞİMŞEKLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI