KÜÇÜK KAÇENİN MACERALARI

BİR KAYA KADINI

Ankara Şehir Hastanesinden çıktıktan hemen sonra Sedef Yılmaz, kapı önünde bir adama çarptı.
Affedersiniz dedi adam, bir an Sedefe uzun uzun bakıp ardından bakışını umursamazca indirdi. Sanki Sedefi bir anda hiç görmemiş gibi uzaklaştı.

Kaç kez böyle bakışlar yakalamıştı ki? İnce ve uzun bacaklı kızlara bakan gözler başka bir şeydi. Bir erkeğin gözleri, zarif bir güzelliği gördüğünde boş ve kayıtsız kalmaz; yapışkan ve açgözlü hâle gelirdi. Sedef, bu adaletsizliğe dayanılmaz bir sıkıntı duyardı. Kendisi suçlu muydu, böyle doğmuş olması mı?

Küçükken herkes onun tombul yanakları, şirin ayakları ve yuvarlak kalçasına hayran kalırdı. Okulda beden eğitimi dersinde sıra sıralandığında, kızlar arasında hep birinci sırada yer alırdı. Kötü takma adlarla kızıştırılırdı: Şişko, Köylü, Kabak. En acımasız lakapları hatırlamıyor, çocuğun acımasızlığını ise biliyordu. Öğretmenler, sınıf arkadaşlarının Sedefi zorbalıkla eziyet ettiğini görür, ama bir şey yapmazdı.

Sedef çeşitli diyetler denedi, ama bir an bile yemek düşüncesi aklından çıkmazdı; her seferinde kilo yitirmesi uzun sürer ve çabuk geri gelirdi. Görünüşü hoştu, fakat fazlalık imajını gölgelerdi.

Öğretmen olmayı hayal etse de bu hayalden vazgeçti; çocukların yine ona hakaretli lakaplar takmasından korkuyordu. Liseden mezun olduktan sonra tıp okuluna kaydoldu. Hastalar ne istediğini umursamaz; hastanın acısını dindirecek kişi görünüşüyle değil, elleriyle önemlidir. Sınıfta erkek yoktu; kızlar ise kendi dünyalarında, aşkta, evlilikte meşguldü. Sedef ise hep yalnızdı. Derslerde kızlar Sedefi önde oturtur, arkasına saklanarak öğretmenin gözünden kaçınmaya çalışırdı.

Sedef vitrinlerdeki şık elbiseleri hayranlıkla izlerdi; bir daha hiç giymeyecek olduğunu bilir, bol bol gömlek ve geniş etekle üzerini örterdi. İğne yapma hâli mükemmeldi, ağrısızdı; hastalar onun eline güvenirdi.

Bir gün kız arkadaşlarıyla buz pistine gitti. Gençler ona Büyük bir et çiftliğine mi gidiyor? diye alaycı bir ses tonuyla bağırdı. Sedefin sırtındaki o sözler, gözyaşlarını bastırmaya zorladı.

Annesi, Sedefi arkadaşlarının erkekleriyle tanıştırmaya çalıştı. Birkaç kez randevuya gitti; bir genç, ona bir şey görmezmiş gibi dönüp uzaklaştı; bir diğeri ise tanışmadan önce elini uzattı. Sedef onu iterek geri çekti, genç ise sırtı sudan bir çukura çarptı.
Neden yuvarlanıyorsun? Ben seni mutlu ettim! diye bağırdı. Sedef gözyaşlarını tutamadı. Bir daha randevuya gitmedi, tanışmaktan da vazgeçti. Tek başına kalmayı tercih etti.

Sosyal medyada profil resmini Keloğlanın Prensesi gibi bir karakterle değiştirdi. Bir erkek, gerçek görünümünü sorunca Sedef şaka yollu Ben böyleyim, sadece yeşil değil diye yanıtladı. Adam bunu bir şaka sanıp, Sanırım tacizcilerin ilgisini çekmekten sıkıldın, bu fotoğrafla onları korkutmak istiyorsun, dedi ve buluşma teklif etti. Sedef hemen mesajlaşmayı kesti.

Bir gün koridorda altı yaşında bir çocuk ona çarptı.
Nereye koşuyorsun? Hastalar burada yatıyor, gürültü yapamazsın, dedi Sedef, çocuğu tutarak.
Linolyumda kaymak istiyorum itiraf etti çocuk.
Kimle geldin? sordu.
Babamla, büyükannemle. Tuvalet nerede? diye sordu.
Hadi, onu götürelim dedi Sedef, çocuğu koridorun sonuna kadar. Kendi başına gidecek misin?

Çocuk ona nazik bir bakış attı, aldırmadı. Kısa bir süre sonra su sesi duyuldu ve çocuk Sedefin yanına geldi.
Şimdi gidelim, büyükannen nerede yatıyor göster, dedi. Çocuk iç çekti ve birlikte yürüdü. Bir odada durdu, ciddileşti ve dudak köşesine bir parmağını koydu. Sedef gülümseyerek izledi.
Bu odanın kapısı mı? diye işaret etti.
Görünüşe göre dedi Sedef, Bunu yanlış anladın, erkek odası bu.
Bilirim, harfleri de bilir, işte burada beş numaralı kapı diye gösterdi çocuk.
Ah, seni şakacı diye Sedef hafifçe kızdı. Çocuk kahkahalarla güldü.
İsmin ne? diye sordu.
İlyas dedi çocuk, beş numaralı kapı açıldığında yüksek bir adam içeri girdi.
Adam İlyasa sert bakarak, İlyas, ne kadar uzun sürdün? dedi, ardından Sedefe baktı. Bir bakışta dış görünüşüne karar verdi ve bir an için ilgisini kaybetti.
Oyun mu oynadı? diye sordu adam. Sedef o gözlerden kaçıp kaçmadığını düşünerek, Oyun oynamadı. Lütfen ona kızma, dedi ve uzaklaştı.
Hadi, büyükannenle vedalaşalım, vakit daralıyor diye seslendi arkasından.

Ertesi gün İlyas ve babası tekrar büyükannesini ziyarete geldi. Adam Sedefin yanından geçerken bir bakış bile atmadı. Sedef ona dilini çıkardı. O an İlyas döndü, gülerek baş parmağını havaya kaldırdı. Sedef ona gülümsedi, el salladı.

Sedef bir saat sonra beş numaralı odaya girdi.
Bugün çok güzel görünüyorsunuz, Hanımefendi. Torununuz geldi mi? diye sordu.
Onu gördünüz mü? Ne kadar harika bir çocuk! Büyüdüğünde neler yapar bilmek isterim.
Şimdi henüz çok erken. Çocuk bakımı hâlâ sizinle. neşeyle yanıtladı Sedef.
Tanrı korusun. Oğlumun ruhu kanıyor. Anne olmadan büyüyor diye iç çekti Hanımefendi.
Anne
Hayır, hâlâ yaşıyor. Kaçtı ve bize çocuğunu bıraktı.
Sen kendi çocuğu demiştin şaşırdı Sedef.
İlyas benim akrabam değil, ama ona ağ gibi bakarız. Oğlum güzel bir kızla evlendi, evlendikten sonra kızın bir oğlu olduğunu itiraf etti. Yalanıma ne olur? dedi. Kocam kalp krizi geçirdi, ben de hastaneye girdim.

İki yıl önce annesi İlyasa iyi bir iş teklifi yaptı, yurt dışına gitti, model oldu. Çocuk ona engeldi. Oğlumun eşinin arkadaşları da aynı tipte: güzel, bencil. İlyas onlarla anlaşamaz.

Sedef gün boyu Hanımefendinin anlattıklarından etkilenmişti. Oda içine girip enjeksiyon yaparken, bir kaşık su damlattı.
Hanımefendi, endişelenmeyin, hatırlıyor musunuz? dedi sert bir sesle.
Endişelenmiyorum, bakın. Hanımefendi bir kağıda çizim gösterdi.
Çizimde bir çocuk, annesi ve babası el ele tutuşmuş; İlyas ve ailesi kesinlikle oradaydı.
İlyas bir anne arıyor. Sanırım sizi çizmeye çalıştı, Sedef. dedi Hanımefendi.
Hayır, annesini çizdi karşı koydu Sedef.
Annemi hatırlamıyor. Zayıf bir kadınmış. Şimdi ise büyük bir anne, babasından bile uzun. Bu sizsiniz, kendinize bakın dedi Hanımefendi.

Sedef, Büyük bir anne olmak benim için ne kadar zor! diye düşündü. O günden sonra Hanımefendiyle iğne yaparken birkaç esprili replik alırlardı. Bir sonraki sefer İlyas hastaneye geldi, Sedefe yaklaştı.
Günaydın. Eliniz güvenilir mi? diye sordu.
Bilmiyorum diye tedirgin yanıtladı Sedef.
Büyükannem bana güvendiğini söyledi. İlyas sinsice baktı. Çok yakında taburcu olacak, değil mi? Benim de haftaya doğum günüm var diye ekledi.
Sanırım yakında taburcu olacak. Kaç yaşındasın?
Altı diye gururla yanıtladı. Sizi doğum günümde davet ediyorum.
Teşekkür ederim, ama babamı izin almam gerekir dedi Sedef.
Şimdi sorarım diye çabucak odadan çıktı.

Sedef, İlyas ve babasının kendisini beklediği noktada durdu.
Baba, sen söz verdin dedi İlyas babasının elini tutarak.
Hatırlıyorum diye babası cevapladı, Sedefe baktı. Oğlumun doğum günü davetiyle sizi bekliyoruz, saat birde, cumartesi.
Bilgilerimiz kayıtlarda dedi kızarmış Sedef. Hafta sonu planım yok.
Şaşırdım. İlyas çok bekleyecek. Eğer gelmezseniz, kızım da üzülür, sen de üzüleceksin. Üzgün kalmak onun için olmaz, sen de söyledin.
Bir hafta daha kilo vermeliyim diye düşündü Sedef.

Eve döndüğünde annesine İlyası anlattı.
Kesinlikle git. Erkek çocuklar büyüğünden daha akıllıdır, belki sen de ona bir şeyler öğretebilirsin.

Sedef sabah erken saçını topladı, elbise seçti, kirpiklerini biraz çırttı, aynada kendine baktı ve memnuniyetsiz bir mimik takındı. Ne kadar süslensem de zayıf olmayacağım, diye düşündü.

Hediye bir hafta önce alınmıştı; İlyasın doğum günü yaklaşıyordu. İlyas bekliyor, gitmek zorundayım, diyerek derin bir iç çekti ve kapıyı çaldı. Kalbi göğsünde çarpar gibi atıyordu.

Sedef geldi diye bağırdı İlyas, ona koşarak sarıldı, elle ulaşabildiği kadar. Sedef onun kısa saçını okşadı, hediyesini uzattı. Renkli kutuyu gördüğünde İlyasın gözleri parladı.

Oda ortasında bir ziyafet masası kurulmuştu. Masanın bir yanında İlyanın babası, yanındaki güzel sarışın kadın, diğer ucunda ise yaşlı bir amca oturuyordu. İlyanın dede dedi Sedef.

Sarışın, modellik bir görünüme sahip, kaşını kaldırarak Sedefe baktı.
Tanışın, bu benim kurtarıcım Sedef. Bu da eşim, Boris İbrahim, oğlumuz İlya. Bu da… İbrahimin tanıdığı, Svetlana diye tanıttı Hanımefendi.

Sarışın kaşını bir kez daha kaldırdı, Sedef bir salata tabağı koyarken şarap kadehini tutan kolu çarptı, kadeh yan kenara devrildi, şarap çöl gibi döküldü. Sarışın ayağa kalktı, bir sandalye çarptı, karmaşa başladı.

Misafir, özür dilese de sarışın eve gitmek istedi; kimse onu tutmadı. Sedef de aynı şekilde ayrılmak istedi.

Sizi kırmak istemiyorum ama diye başladı İbrahim.
Neden kırayım? diye cevapladı Sedef. Sanırım benim de gitme zamanım geldi.

Annem özel bir pasta yapmış, ona kızma. Sonra seni eve götürürüm. dedi İbrahim.

Araba sessizce ilerledi.
Beni bırakmanı istemedim, tek başıma gidebilirdim diye boğuk bir sesle Sedef konuştu.
Annem beni affetmezse, seni bırakmazdım. Sık sık karşımda belirdin, annemi evlendirecek gibi dedi İbrahim.
Ben seni sevmiyorum, sen de beni sevmiyorsun. Seninle evlenmem diye cevapladı Sedef, sesinde bir ihanet gibi bir tınıyla. Korkma, gözümden bir daha sakın çıkmam.

Araba durdu, Sedef kilitli kapıyı açmaya çalıştı.
Aç! diye bağırdı.

İbrahim aniden eğildi ve Sedefi öptü. Sedef onu sertçe itti.
Ne? Sıkıcı sarışınların bittiği mi? Göbeğini şişirdin mi? Benimle eğlenmek mi istedin? Ah, ben teşekkür ederim, ilginiz için dedi öfkeli bir bakışla, yüzü yanıp tutuşuyordu.

İbrahim, Sedefin o anda ne kadar güzel olduğunu fark edince şaşkınlık içindeydi; sarışınlara güveni kırılmıştı.

Özür dilerim, Tanrım. Ne oldu bilmiyorum, seni incitmek istemedim. dedi;
Hiç kimse beni öpmeye cesaret edemedi, sadece benzer mutlu et girişimlerinden başka bir şey olmadı. dedi Sedef, arabanın kapısını çarparak çıktı.

Ağustos sonunda hava aniden soğudu, yağmur rüzgarla birlikte yağmaya başladı, yapraklar hızla düştü. Üç hafta geçti İlyanın doğum gününden. Üç hafta boyunca Sedef, İbrahimi göremedi. İşten çıktığında çamurlu ayakkabılarını çıkarıp rahatladı.

O genç adam seni ziyaret etmişti dedi annesi.
Hangi genç adam?
Şık, yakışıklı. Bir şeyler düşündüm gibi. Seni aramış, telefonla iletişim kurmak istemiş.

Sedef hemen İbrahimin numarasını aradı, annesinin yönlendirmesiyle mutfakta.
Ben geldim. İlya hasta. Gelip bakabilir misiniz? İğne yapmamız gerekiyor dedi.
Şimdi geliyorum! diye cevapladı Sedef, giyinmeye başladı.

Apartmandan çıkarken erken saatlerde bir şeyleri unuttuğunu düşündü; alkollü mendil, şırınga yoktu. Çabuk bir eczaneye koştu, her şeyi aldı.

İlya, Sedefi gördüğünde sevinçle bağırdı. Terlemiş saçları alnına yapışmış, hafif bir ateş göstergesi vardı. Sedef ellerini yıkadı, iğne hazırladı. İlya antibiyotik ve vitamin aldı.
Benim ellerim güvenilir, korkma dedi Sedef, İlyanın gözlerindeki korkuyu fark ederek. Çocuk gözlerini kapadı, biraz acı hissetti, ama sonra gülümsemesi geri geldi.

İbrahim, Sedefe bakışlarını tutturdu, kimse ona böyle bakmamıştı. Sedef kızardı, utanmış ama daha da güzelleşti; kalbi bir kuş gibi çırpınıyordu.

İbrahim onu tekrar evine götürdü.
Gidelim bir kafeye, konuşmak için bir fırsatKafede otururken İbrahim, Sedefin gözlerindeki parlamayı gördü ve ikisi de sessizce, geçmişin yüklerini geride bırakarak yeni bir başlangıca doğru yol aldılar.

Rate article
Lifequest
KÜÇÜK KAÇENİN MACERALARI