47 yaşındayım. Sıradan bir adamım, kendimi bazen gri fare gibi hissederim. Çekici bir yüzüm yok, bedenim de pek göz alıcı değil. Evlenmedim ve evlenmek de istemiyorum; erkekleri çoğunlukla karnını doyurup kanepede uzanmayı seven hayvanlar gibi görüyorum. Ayrıca kimse bana evlenme teklif etmedi, ne de bir ilişki önerdi. Yaşlı ebeveynlerim Karadenizin Trabzon şehrinde yaşıyor. Tek çocuğum, kardeşim yok; kuzenlerim var ama onlarla görüşmek istemiyorum.
İstanbulda, şehir merkezine yakın bir semtte, 15 yıldır aynı binada yaşıyorum ve aynı firmada çalışıyorum. Günüm ev-iş arasında geçiyor, çok katlı bir apartmanda yaşıyorum.
Kendi kendime kapanık, sinirli, kimseyi sevmeyen biriyim; çocukları da hiç sevmiyorum. Yılbaşı zamanında bir defa Trabzona gidip anne babamı ziyaret ettim. O yıl da aynı şeyi yaptım, eve geldiğimde buzdolabını temizlemeye karar verdim. Dondurucuda birikmiş köfte, mantı gibi yiyecekleri atmak istedim; bir kutuya topladım, çöp odasına götürmek için asansöre bindim. Asansörde yedi yaşında bir çocuk vardı; annesiyle birlikte daha önce de birkaç kez görmüştüm. Çocuk kutuya bakıp merakla Alabilir miyim? dedi. Eski, çürük olmayacak, diye cevap verdim. Sonra düşündüm ki, istiyor, alabilir; çürük de değil. Çöp odasına doğru yürürken arkamı döndüm; çocuk paketleri özenle topluyor, göğsüne bastırıyordu.
Annen nerede? diye sordum. Anne hastaymış, kız kardeşi de aynı, diye cevap verdi. Ayakta duramıyor, diye ekledi. Ben de dönüp eve girdim, ocakta akşam yemeğini hazırlamaya başladım.
Oturdum, düşünmeye başladım; o küçük çocuğun yüzü aklımda takıldı. Yardımcı olma duygusu hiç hissetmemiştim ama bir şey itekledi beni. Hemen mutfaktan kolba, peynir, süt, bisküvi, patates, soğan ve dondurucudan bir parça et aldım. Asansörün yanına geldiğimde, hangi kattaki dairede oturduğunu bile bilmediğimi fark ettim; sadece üst katta olduğunu biliyordum. İki kat yukarı çıktığımda, kapıyı çalan o çocuk beni içeri çağırdı. Daire çok sade ama tertemizdi.
Odada yatağın kenarında öksüren bir kadın uzanmıştı; yanındaki bebek de uyuyordu. Masada su dolu bir leğen ve bezler vardı; ateşi çıkmıştı. İlaç var mı? diye çocuğa sordum. Var, dedi, eski, tarih geçmiş hapları gösterdi. Tarihi geçmiş, atılması gereken haplardı. Kadının başını okşadım, alnı sıcaktı. Gözlerini açtı, şaşkın bir bakış attı ve aniden Anton nerede? diye bağırdı. Ben komşu olduğumu söyledim, semptomları sordum ve ambulans çağırdım. Ambulans gelene kadar ona sucuklu çorba ve çay ikram ettim; o hiç ara vermeden yedi, açlıktan bayılmış gibiydi.
Doktorlar geldi, bebeği muayene etti, çok sayıda ilaç ve enjeksiyon reçete etti. Eczaneden aldım, marketten süt, bebek maması ve hatta bir oyuncak, sarı ve limon gibi renkte bir maymun kupası aldım. Çocuklara hediye almak bana hiç alışkın değildi.
Kadının adı Aylin, 26 yaşında. Pendikin dış mahallesinde yaşıyormuş. Annesi ve büyükannesi Moskova kökenli, ama annesi Pendikte bir fabrika teknisyeniyle evlenince oraya taşınmış. Aylin doğduğunda babası iş kazasında elektrik çarpmasıyla hayatını kaybetmiş. Anne, bebeğiyle birlikte işsiz kalmış, para sıkıntısı çekmiş. Arkadaşları ona yardım etmiş, üç yıl içinde borçları bitmiş. Bir gün büyükannesi İstanbulda bir akrabayı bulmuş, Aylini evlat edinmiş. 15 yaşındayken annesinin tüberkülozdan öldüğünü öğrenmiş; büyükannesi sessiz, cimri ve çok sigara içen bir kadındı.
16 yaşında en yakın markette paketleme işine girmiş, ardından kasiyer olmuş. Bir yıl sonra büyükannesi vefat etmiş, Aylin tek başına kalmış. 18 yaşında bir gençle ilişki yaşamış, evlenme sözü almış ama bebek sahibi olduktan sonra ortadan kaybolmuş. Aylin para biriktirmiş, kimseye yardım edemeyeceğini düşündüğü için en sonuna kadar çalışmış. Bebek doğduğunda bir ay boyunca evde yalnız bırakıp merdivenleri temizlemiş. Daha sonra aynı markette çalışmaya geri dönmüş; patronu, Aylin’in çocuğu büyüdükçe ona tecavüz etmeye başlamış, işini kaybederse hiçbir yerde çalışamayacağını tehdit etmiş. Hamile olduğunu öğrenince ona 10.000 TL vermiş, bir daha görünmemesi gerektiğini söylemiş.
Bütün bunları o akşam bana anlattı. Bana teşekkür etti, borcunu temizlik ya da yemek yaparak ödeyeceğini söyledi. Ben ona teşekkür ettim ve ayrıldım. Tüm gece uyuyamadım, hayatımın anlamını düşündüm. Neden bu kadar yalnızım, neden ebeveynlerime telefon etmiyorum, kimseyi sevmiyorum, pişman değilim. Biriktirdiğim parayı harcayacak kimse yok, ama bir yanda birinin karnı aç, bir yanda tedaviye ihtiyacı var.
Sabah Anton geldi, bir tabak kızarmış pancake getirdi ve kaçtı. O sıcak pancakelerin ısısı beni ısıttı, sanki eriyordum. Ağlamak, gülmek ve yemek yemek aynı anda istedim.
Evimden birkaç blok ötede bir alışveriş merkezi var. Orada küçük bir çocuk mağazası sahibi, kıyafet boyutunu anlamadığı için benimle birlikte markete gitmeyi kabul etti. Belki benim satın alacağım çok şey olduğunu düşündüğü içindir ya da benim ilgimi fark ettiği içindir. Bir saat içinde kız ve erkek çocukları için dört büyük çanta dolusu kıyafet, bir yorgan, yastık, çarşaf ve banyo havluları, hatta vitaminler almıştık. Her şeyi almak istedim, kendimi faydalı hissediyordum.
On gün geçtikçe Teyze Rıfat olarak anılmaya başladım. Aylin el işleriyle meşgul, çok yetenekli. Dairem daha düzenli, daha sıcak oldu. Anneme mesaj atıp İyi günler demeye başladım. Hastane çocuklarına iyi dilekler gönderiyorum. Eskiden nasıl yaşadığımı anlamıyorum. İşten çıkınca koşarak eve gidiyorum, beni bekleyen bir şey var. Bahar geldiğinde hep birlikte Trabzona gideceğiz; tren biletlerini zaten aldık.




