Seni seviyoruz oğlum, ama artık bize gelme.
Yaşlı bir çift, Mehmet ve Ayşe, ömrünün biriktiği o kırık evde, duvarların gölgelerinde sakladıkları anılarıyla yaşar; taşları kadar eski, çatıları kadar yorgun bir ev, ama taşınmak hayal bile edilemez.
Akşam olunca, yorgun çay bardaklarıyla geçmişin tatlı anılarına dalarlar: çocukluk kahkahaları, bahar çiçekleri, komşu köydeki kuş cıvıltıları. Çocukları büyümüş, kendi ailelerini kurmuş; kızları Şebnem köyde oturur, sık sık ebeveynlerini ziyarete gelir, torunlar ise evin içinde bir yılan gibi koşturup sıkıcı anları kovalar. Oğulları ise beş yıl önce uzak şehre göç etmiş, işin ve sorumlulukların gölgesinde kaybolmuş, tatillerini uçakların kanatlarıyla başka diyarlarda geçirmiş. Kısa bir süre önce, Ali telefon çaldı ve bir ziyaret niyeti açıkladı.
Bu haber, Mehmet ve Ayşenin yorgun kalplerine bir melodi gibi çaldı. Hemen hazırlıklara koyuldular: Mehmet, kırık bisikletiyle pazara gitti, taze domates, biber, peynir alıp çantayı doldurdu; Ayşe, mutfakta eski tencereyi karıştırarak, oğlu Aliye bir tatlı sürpriz hazırlamayı düşündü. Gün saymayı unuttular, Alinin gelişi için saatleri izlediler. Ali, ikinci evliliğini yeni tamamlamıştı; bir önceki eşini doğa yürüyüşlerinin tutkusundan ayrıldığı için boşanmış, çocuğu olmamış, şimdi yeniden bir hayat kuruyordu.
Ali arabasıyla akşamüstü köye geldi, çatı katında oturdu, bir lokma yedi ve hemen uykuya daldı. Anne ve baba, sessizce yanına oturdu, gözlerinde o güzel çocuğu bir kez daha görebilmek için bir ışık vardı, ama konuşacak kelimeler uzun yolculuktan yorgun düşmüştü.
Mehmet sevinçle bağırdı:
Oğlum, güzel uyuyorsun, yarın odun kıracağız, ahırı temizleyeceğiz, bir çam getirip evimizi süsleyeceğiz; kaç yıl oldu ki, çam ağaçlarını görmedik!
Ayşe ekledi:
Depodaki tahtaları tamir etmezsek, bir gün çöküp düşeriz.
Mehmet uykuya çekildi, ama Ayşe çocuğunun yanından ayrılamaz, örtüyü düzeltti, yastığı ayarladı. Sabahın erken saatlerinde Mehmet, ateşi yaktı, Ali uyanınca sıcak bir ortam bulsun diye. Ayşe de aynı anda kek pişirmeye başladı. Ali, öğleye doğru uyanıp Bu kadar derin uyumam hiç olmadı dedi. Kahvaltıdan sonra televizyonu açtı, bir film izlemeye koyuldu.
Ayşe sordu:
Oğlum, babana odun kırmada yardım eder misin?
Ali cevap verdi:
Anne, sadece birkaç gün buradayım, bence babam saunayı ısıtsın.
Yaşlı çift, suskunca kuyu başına gidip su taşıdı, sauna için su doldurdu.
Yemek sonrası Mehmet bağırdı:
Ahırdaki gübreyi temizlemen gerekir, gençsen gücün var, hadi yap!
Ali bir an durdu, sonra bağırdı:
Ne söylüyorsun baba? Şehirde işten yorgunum, dinlenmek için geldim, bir anda çalıştırmak istiyorsun!
Saunadan çıktığında, Ali getirdiği şişeyi açtı, hayatın ağırlığını şarapta daldırdı, bir yandan oturdu, bir yandan da Büyük dairem, pahalı mobilyalar, gösterişli köpek gibi konulardan bahsetti; kadınların hepsinin beceriksiz olduğunu, işin artık eğlence olmadığını söyledi.
Ayşe ve Mehmet bir şey dayanamadı, uykuya daldı. Ali sinirli, Kız kardeşime gideceğim, burada sıkıcı dedi. Ayşe, Arabanın anahtarını al, sürme, diyerek keyfiyle anahtarları sakladı. Ali neredeyse kapıyı kıracak, odasına koştu, televizyonu sesini duvara çarparcasına açtı.
Yaşlı çift, uyumak istediler ama düşünceler çarparcasına gürültü yapıyordu. Mehmet, oğulunun horlamasını gördü, sesi kısarak televizyonu kapattı ve sessizce yattı.
Ertesi sabah Ali, ormanın içinde yürüdü; ağaçların gölgesinde üşüdü, evine dönüp sıcak çay ve koltukta oturmanın huzurunu tattı. Dün gece ne olduğunu hatırlamıyordu, ama Ayşe bütün gün başını tutuyordu.
Mehmet ve Ayşe, Aliye bir çanta dolusu köy lezzetleri doldurdular; peynir, bal, kuru kayısı, ev yapımı reçel. Ali bunu reddetmedi.
Ne kadar çok şey koydunuz! Karım sevecek, hiç bu kadar lezzetli komposto tatmamıştı. Her şeyi aldım, ama yeni yıl hediyeleri getirmeyi unuttum, sorun değil, bir dahaki sefere getiririm.
Ayşe bir gözyaşı sildi ve fısıldadı:
Artık bize gelme, oğlum! Seni seviyoruz, endişeleniyoruz, ama bir koltukta otururken evdeki televizyon daha pahalı ve daha iyi; bize ne gerek?
Ali, ne söyleyeceğini bilemedi, ama anladı ki kalbini kırmış. El salladı, arabasına bindi ve şehirdeki kaosa doğru yol aldı; rüyalar gibi bir yolculuk, sis içinde kaybolmuş gibi.




