Elif, nereye gidiyorsun? kocası Mert, karısının yatağa girme isteğini görünce hayretle sordu.
Kâğıt kutuya, ne? yorgun bir sesle yanıtladı.
Bulaşıkları yıkamak ister misin? Mert, sinirlenerek ekledi.
Misafirler bir bir ayrılmış, yeni yıl coşkusu hâlâ evin duvarlarında çınlıyordu. Tek kalan yalnızca Mertin annesi Fatma Hanımdı, ama o da yorgunluktan gözlerini kapamıştı. Elif, artıkları kutulara doldurdu, bulaşıkları tezgaha yığdı ve artık yeter diye düşündü. Mert buna katılmadı.
Yarın yıkarım! Ya da istersen sen yıka! dedi Mert.
Elif, annem bu gece kalacak. Sabah uyanıp bu dağınıklığı görse ne düşünür? diye endişelendi Elif.
Ah, Mert, ne olur! Bulaşık en önemsiz şey. Önemli, yeni yılın ne güzel geçtiği. Dans ettik, eğlendik, şimdi uyku bizi bekliyor. Lütfen beni yormayın. Yarın yıkarım, bugün enerjim kalmadı. diye ısrar etti Elif.
Sanki yorgun düşmüşüm? dedi Mert, şaşkın.
Düşünsene! Sen bir köşede serinliyorken ben bütün evi temizledim, bir tabur kadar yiyecek hazırladım, çam ağacını süsledim. Kızım Merve bile yardım etti. Sen ise evde erken gelip biraz iş yapacaksın demiştin. diye suçladı Elif.
Arabam bozuldu, gecikmemi açıkladım! diye savundu Mert.
Şimdi uyku zamanı! Eğer bulaşık lavaboda kalacaksa, sünger ve deterjan nerede? Hadi, sen de yıka! Ben uyuyorum! diye bağırdı Elif, tartışmayı bırakarak çarşafına girdi.
Mert internette bir saat daha dolaştı, bulaşıkları yıkamadan uykuya daldı. Rüyasında bir çığlık duydu; anne sesinin fısıldadığı yarın sabah annem seni azarlayacak düşüncesi bile onu rahatsız etti, ama mutfakta çalışmak istemedi.
İlk Ocak sabahı geç saatlerde uyandı herkes; saat dört civarı yatağa girmişlerdi. Fatma Hanım, dün gece çok fazla eğlenmişti, o yüzden en uzun uyuyan oldu.
İlk uyanan yetişkin Elif, temizlik bezi yerine kahve fincanını tuttu, internette bir öykü okumaya başladı. Her sabahını böyle başlatır, bu yeni yılda da kendini mazeretsiz bir zevkle ödüllendirirdi. Mert, mutfakta yükselen kahve kokusuyla uyandı.
Günaydın! dedi Mert, lavabodaki bulaşıkları süzüp bakarak. Hâlâ yıkamadın mı?
Senin gibi! Günaydın, güneş! Hadi, gün güzel geçsin. Kahve istiyorsan iki kişilik demledim, cezvede pişirdim. diye karşılık verdi Elif.
Mert kahvesini fincana doldurdu, masaya oturdu ve dün denemediği pastayı bir dilim alıp yedi.
Bir dilim alayım mı? diye sordu Elife.
Hayır, kahvaltıda hızlı karbonhidratlar kötüdür. Dün çok yedim, iki gün kuruyacağım. Sen de afiyetle ye, ince çamım! diye alaycı bir ses tonuyla, kocasının tişörtünün altından sarkan hafif yuvarlak gövdesine gönderme yaptı.
Ha ha, sonra spor salonunda yanarım! dedi Mert.
Tamam, ister misin? diyerek Elif, kahvesini iki kişi için hazır olduğunu belirtti.
Mert kahvesini pastayla birlikte bitirdi, morali bir nebze yükseldi.
Merve uyanmış mı? diye sordu Mert kızı hakkında.
Uyanıp mısır gevreği yedi, sonra yine uyuyup geri döndü, sanırım. Görmedim ama duydum. dedi Elif.
O anda evin kapısı neredeyse sessizce açıldı; anne Fatma Hanım içeri girdi. Mert gerginleşti, bir tartışmanın kıyısında olduğunu hissetti, ama anne ona farklı bir sürpriz yaptı.
Aman Tanrım, hayatımda bir kez de olsa böyle bir tabloyu görmek isterdim! diye gülümseyerek söyledi Fatma Hanım.
Ne demek istiyorsun? diye şaşkınlıkla sordu Mert.
Yeni yıl sonrası gece yarısı bulaşıkları yıkamanın ne kadar korkunç olduğunu söyleyeyim. Bu tam bir işkence! Senin baban gibi olmaman sevincimi artırıyor! diye neşeyle ekledi.
Ne demek istiyorsun? Şaşırtıcı olacağını düşündüm! diye itiraf etti Mert.
Boş laflar! Babam beni bulaşık yıkamaya zorlaması beni daha çok sinirlendirirdi. O, akşamları bulaşıkları yıkamamız gerektiğini ısrar ederdi, ama ben genelde yıkamaya mecbur kalırdım. Bu konuda birkaç kez ciddi tartıştık, ben de sonunda yıkamayı kabul ettim, sessizce onu kızdırarak. diye anlattı Fatma Hanım.
Mertin babası beş yıl önce kalp kriziyle vefat etmişti. Annesi geçmişten bir şeyler hatırlıyor, ama şimdi garip sözler dökülüyordu. O, evdeki hijyenin daima kendisinden çıktığını sanmış, ama aslında öyle değildi.
Anne, ciddisin? diye sordu Mert.
Kesinlikle! Baban temizlik konusunda bir takıntıydı. Beni deli gibi sinirlendirirdi, ama iyi yönleri de vardı, bu yüzden kabullendim. Bazen ev o kadar temiz olurdu ki cerrahi bir operasyon gibi hissettirirdi. Belki de bu yüzden erken öldü; boş şeylere fazla değer vermesi. Özellikle yeni yıl sonrası bulaşıklar dedi.
Anne, biraz abartıyorsun! dedi Mert.
Elif, konuşmadan çok telefonuna dalmıştı, annesinin sözlerini neredeyse duymamıştı.
Oğlum, ben öyle düşünüyorum. Genç Gökhan da ufak tefek şeyler yüzünden kafasını yorar, acı çeker. Bunu ona anlatmaya çalıştım ama onun eğitimi farklıydı. Büyükanne de temizlik delili, çocukları mükemmel tutmaya çalışırdı. Belki bu yüzden baban böyle biri oldu. diye ekledi Fatma Hanım, ardından gelin Elife döndü. Elif, seni tebrik ediyorum! Provokasyona aldırmazsın!
Ne? diye şaşkınlıkla telefonunu bıraktı.
Harikasın! Bulaşıkları sabah bırakmak senin hayalin! Ben de hep böyle hayal ederdim. Ve sen, Mert, boş şeylere takılmadığın için harikasın! dedi Fatma Hanım, çayını demleyerek.
Ne bırakıyorum? diye merakla sordu Mert, ne demek istediğini anlamaya çalıştı.
En iğrenç şeyi! diye kıkırdadı anne, lavaboyu işaret etti. Hadi, Elif, televizyon izleyelim, dün çektiğimiz fotoğraflara bakalım. Çok fotoğraf var. Mert ise kahvesini bitiriyor, belki bulaşıkları kendisi yıkar.
Ben de katılıyorum! Mert, ne kadar nazik ve adil bir annen var! Çok mutluyum! diye gülümseyerek Elif, soğumuş kahvesini alıp ayağa kalktı.
Üçü de mutfaktan çıktı, Mert yalnız kaldı. Dolu lavaboya bakıp kaşlarını çattı. Su akıtıp bulaşıkları yıkamaya karar verdi, ama içi bir buruklukla doluydu.
Niye bu konuşmayı başlattım? diye içini kırdı, suyu açtı.
İkisi aynı anda bir çıkmazda kalmış gibi hissediyorlardı; annesine karşı koyamazlardı. Böylece genç evliliğin içinde bir gelenek doğmuştu: Kadın temizlik ve huzuru arzularken, erkek bu görevi pek sevmiyordu.
Hayat bazen adil olmayabilir; rüya gibi bir yeni yıl sabahı, bir yandan kahve kokusu, bir yandan ise lavabo üzerindeki dalgalı suyun melodisi yankılanıyordu.




