Hatırlıyorum ki, sevgili dostum Elif bana düğünümü kutlamak için bir kuruş vermedi; şimdi ise beni kendi düğününe davet etti.
Yasemin ve Kaan bir yıl önce evlendiler. İki ailenin de tek çocuğu olmaları, anne babaların düğünü en görkemli hâliyle yapma kararını aldırdı. Genç çiftin, nikah sonrası arkadaşlarını şiş kebapla ağırlama önerisi, annelerinin beyaz gelinlik, çiçekli araba ve balosuz bir kutlama düşüncesiyle düşünülmezdi.
Nişanlılar, büyük bir bal olmadan düğünün eksik kalacağını fark edip, sorumluluklarını üstlenerek hazırlıklara koyuldular. Manikür, makyaj, gelin elbisesi ve damat takımının alınması, yanı sıra pek çok detay için koşuşturdular. Anne babalar, tüm masrafları karşılamaya karar verdi; sadece gelin elbisesi ve damat takımı için gençlere harcama hakkı bıraktılar. En lüks otelde bir kutlama yeri ayırttılar, gelin için çiçek buketi seçildi, tortu ise damatın annesinin yakın arkadaşı, pastacılıkta deneyimli bir hanımefendi olan Seda hazırlayacaktı.
Davetli listesi ise titizlikle hazırlandı. Aileler, uzun zamandır görüşmedikleri akrabaları bile davet etmeyi düşünüyordu; zengin oldukları için büyük ikramlar getireceklerini ve aldığı parayla araba ya da ev peşinatı biriktireceklerini iddia ediyorlardı. Tartışmaların ardından çok uzakta olan akrabalar listeden çıkarıldı; bazıları ise maalesef gelmeye zamanı yok bahanesiyle vazgeçti. Sonuçta, gençlerin en çok istediği gibi, davetliler arasında ağırlıklı olarak arkadaşlar yer aldı.
Düğün sabahı, İstanbulda hafif bir yağmur beklenirken gökyüzü gülümsedi. Elif, ince dantel işlemeli, ipek bir gelinlik içinde adeta bir peri gibi ışıldadı. Kaanın eşi ise bir başka büyüleyiciydi; Kaan bir saat boyunca gözünden ayıramadı onu. Gün boyunca neşe eksik olmadı. Fotoğrafçı, alışılagelmiş bir titizlikle, ışığı yakalamak için kamerasını şevkle çeviriyordu; konuklar ise akşam yemeği davetine sabırsızlıkla bekliyordu.
Fotoğraf çekimleri bittiğinde, genç çift kar beyaz bir araba ile otelin büyük salonuna doğru yol aldı. Şampanya ve tebrikler bir nehir gibi aktı. Sunulan hediyeler çoğunlukla para dolu zarflardı. Elif ve Kaan, önceden konuklara sadece para istediklerini söylemişti; ama bir iki emekli misafir, kocaman bir battaniye, çarşaf ve tabak gibi maddi olmayan hediyeler sunmadan edemedi.
Üç katlı, dantel ve inci süslemeli, kremalı çiçeklerle bezenmiş o muhteşem pasta, en seçkin konukların bile gözlerini kamaştırdı. Düğün, bir saray balosu gibi süslüydü; sabahın erken saatlerinde yorgun konuklar evlerine doğru yola çıkarken, çift de önceden rezerve ettikleri otel odasına çekildi.
Ertesi gün, genç çift evlerine döndüklerinde, Kaanın annesi Elife, bir zarfinin boş olduğunu söyledi. Boş zarfinin, Elifin en yakın arkadaşı Seda tarafından hediye olarak verildiği iddia edildi; çünkü diğer zarfların hepsi adlarıyla imzalanmıştı, bu boş olanın ise imzası yoktu. Bu haber Elifin yüreğini burktu.
Durumu daha da kötüleştiren şey, düğünden önce Sedanın, Artık genç çiftlere bin liradan az hediye vermek adette yok diyerek, kesinlikle maddi destek söz vermiş olmasıydı.
Tam bir yıl geçmeden, Seda da gelin olacaktı ve Elif ile kocası Ahmeti kendi düğününe davet etti. Seda, hemen Elife Para vermezseniz bu düğün bizim bütçemizi geçer diyerek baskı yaptı. Elif, ne yapacağını düşünmeye başladı. Elif, Kocam boş bir zarf versin, tıpkı Sedanın yaptığı gibi diye önerdi. Ahmet, Daha fazlasını versek, Sedayı utandırırız diye düşünürken, Elifin annesi Zarfı asgari bir miktar doldur, böylece Sedaya ne yaptığını söylemezsin ve ona karşı intikam almak için bir şey kalmaz dedi.
Şimdi, Sedanın düğünü yaklaşırken, Elif hâlâ ne yapacağına karar veremiyor; bir yandan geçmişin gölgesinde kalmış bir incinin hâlâ parlamasını izliyor, bir yandan da geleceğin bir başka düğün masasında ne kadar dürüst olabileceğini sorguluyor.




