Dinle dedi kayınpeder, sesi kış gibi sert, seni aileye kabul ettik, sana insan gibi davranıyoruz, peki sen minik bir teklifi nasıl reddedebilirsin? İyi bir damat olmalı, eşinin ailesine saygı göstermelisin. Yardıma ihtiyacın olduğunda bize seslenir misin?
***
Aylin, annesinin 19. doğum gününden kısa bir süre sonra dünyaya geldi. Genç annelik, genç çiftin hayallerine bir duvar gibi çarptı ve ilk yıllarda Aylin, büyükanne Haticenin bakımına teslim edildi. Anne babası okula giderken, Hatice, kızının ilk ve en güvenilir limanı oldu.
Düğün, kız doğmadan önce gerçekleşti; gerçek aile düzeni ise Aylin altı yaşına geldiğinde oturdu. O zamanlar ebeveynler, kızlarını yanlarına alıp İzmire göç ettiler, ona birinci sınıfa yer verdiler.
Yeni ailede ilişkiler ilk günden bozuldu. Baba, orta kademe memur bir görevdeydı, ama eşine ve kızı Ayline karşı duyarlılık göstermeyi unuttu. Sürekli dışarı çıkıyor, alkol ve aldatma peşindeydi. Anne, gece yarısına kadar işte kayboluyor, evde bir gölge gibi kalıyordu. Aylin, kendi kendine bırakılmış gibi, sokaklarda dolaşıyor, soğuk ve kıt yemeklerle büyüyen bir mide hastalığıkronik gastritgeliştiriyordu. Hastalığı şiddetlendiğinde anne, onu hastanelere götürür, bu da ileride bir baskı aracı haline gelirdi.
Evde kişisel sınır ya da fikir hakkı yoktu. Aylinin her arzusu kökünden sökülürdü. Kendi fikrini savunmaya çalıştığında fırtına patlar, suçlamalar yağardı. Anne, Senin gibi nankör bir kızla nasıl avunurum? diyerek bağırırdı.
Senin için çabalıyorum, ama senin minik bir teşekkürün bile yok! Ne acılar çektiğin sadece Allah bilirdiye bağırırdı annegözümden uzaklaş!
Bir akşam, Aylin ergenliğe adım attığında, anneyle fotoğraf çekiminde bulunmak istemediğinde olay bir volkan gibi patladı.
Utanmaz! Halk önünde beni nasıl rezil ediyorsun? Hemen elbiseni değiştir ve çık! Şu an!
Anne, ben fotoğraf çektirmek istemiyorum, uyumak istiyorum! Erken kalkmam lazımdiye itiraz etti Aylin.
Anne yumruklarıyla çocuğa atıldı, baba araya girdi, sonra Ayline, Başka bir çocuğa canımızı veririz, ama bir türlü olmayacak, diye fısıldadı.
İmkân olsaydı, seni şu anda evden atar, başka bir çocuğa verir, hatta seni bir yetimhaneye gönderirdimdiye babanın nefesi soğuk bir kış gibi çöktü.
***
Aylin hayır diyemezdi. Anne, Sen yetersiz, aptal, nankör bir küçük kızsın diyerek sürekli aşağılardı. Altı on bir yaşına geldiğinde ve evde bir evlat edilmiş kız Ceren geldiğinde anne bir an olsun yumuşadı; bu, Aylin için yeni bir yıkıcı stres dalgasıydı.
Sen hâlâ altın gibisindiye annesi, Cerenin bir çatalla tabakları yere atıp bilgisayar almazsak herkes gibi olamayız diye bağırması arasındaseninle hiç sorun olmadı! Babanın sözünü dinledin, bakıma alındın Artık sorun yok
Okulda Aylin, koridorlarda kilitli odalarda dövülür, eşekli gözlerle bakılırdı. Çocuklar, onunla arkadaş olmak yerine sürü gibi ona zulmederdi. Aylin hiç şikayet etmezdi; Kim savunur ki? derdi içi.
Aylin, ailesinin onayını kazanmak umuduyla hukuk fakültesine girdi. Bu da işe yaramadı; babası Neden hukuk? Sana sadece bir fabrika işinde çekiç tutacak bir şey kalmadı derdi.
Sen yeteneksiz bir çocuksun! Belki bir iş bulursandiye babanın içi yanardı.
Aylin sessizce katlandı, kaçmak ve zincirlerden kurtulmak hayalini kurdu. Yorgunluktan bitap düşmüştü.
***
Aylin evlendiğinde, anne-baba, düğün öncesi bir fırtına çıkardı, Aylini bencil, planlarını bozan ve para çalan olarak suçladı. Gerçekten de, Aylin on bin TL kadar bir miktarı onlardan borç almıştı; o günkü kutlamaya bir katkı yapmak istiyordu. Anne ise hâlâ senin başına gelen her şey bizim yükümüz diyerek sorunlarını üzerine yığıyordu.
Biliyor musun Aylin, sana ne kadar emek harcadık? diye anne, Aylinin yardım teklifini reddetmeye çalıştığında
Anlıyorum anne, ama Demirle ayakta durmaya çalışıyoruz, bizim de dertlerimiz vardiye Aylin usulca
Dertler? Senin dertlerin bizimkiler kadar mı? Kocan da bunu anlamalıdiye baba, sesini yükselterek
Baba, Demir geç saatlere kadar çalışıyor, yarın önemli bir toplantısı vardiye Aylin
Toplantı mı? Aileden daha mı önemli? Bize nasıl baktın? Çocukluğunda seni nasıl yetiştirdik? Hastalıkların, senin çekilmez karakterindiye anne bağırdı.
Anne, hastalıklarım siz işe koştururken ortaya çıktı, ben de sizi eğitmekten hatırlamıyorumdiye Aylin acıyla
Nankör! Bir ebeveyn olmayı bilmiyorsun! Biz olmasaydık sokaklarda kalırdın!diye anne çığlık attı
Anne, minnettarım ama hayatım size adanmış değil! Biraz kişisel alan istiyoruzdiye Aylin iç çekti.
Kişisel alan mı? Yeni evlenmişsiniz ve hâlâ kendinizi düşünüyorsunuz! Size ev verdik, büyüttük!diye baba
Bizim evle sizin aranız yokdiye Aylin, krediyle aldıkları daireyi işaret ederek
Bağımsızsanız, neden hâlâ iş bulamıyorsunuz, neden karanlık işlerde dönüyorsunuz? Eğitim parasını neden bize vermediniz?diye baba, alçak bir vurgu yaptı
Aylin, babasına döndü:
Baba, lütfen onunla oynamayı bırak.
Aylin, başlamadiye baba, sakin ama kararlıanne haklı. Kocan yerini bilsin. Biz sizin aileniziz.
Demir taksi sürücüsü değil!diye Aylin, sesinde çığlık gibi
Sen de ne kadar alçakça söyleyebiliyorsun!diye anne öne çıktı.
Demir, sessizce dinleyen, birden bağırdı:
Yeter! Bırakın beni bağırın! Ben kızınızla evlendim, sorumluluğu üstlendim. Sizinle ne işim var?
Sen kimsin ki bize söz veriyorsun?diye baba, öfkeylesen benim kızımı aldın, ailemize kattın, en azından teşekkür etmelisin!
Ben Aylini seviyorum, mutlu olmasını istiyorum. Düğün gününden beri bize bir anlık bile rahatlık vermedinizdiye Demirbiz ya da onunla hiçbir temas olmadan yaşayacağız!
Aylin, kocasına, sonra ebeveynlerine baktı.
Aylin, biz seni terk edebilir miyiz? diye anne hırladısen bizim kızımızsın!
Hatırlıyorum annediye Aylin sessizce, yumruklarını sıkaraksizin bana yaptıklarınızı, söyleneni, başka bir çocuğu istediğinizi Hatırlıyorum
Nankör!diye anne, sesi bir çan gibi çaldı.
Hayır anne, ben artık bir kadın, bir aileye sahibim. Demir haklı: kendi hayatımızı yaşayacağız. Bizi aramayı bırakın, kararlarımıza saygı duysanız…
İlk birkaç gün özgürlük diye adlandırılan günler çalkantılıydı. Ebeveynler telefon açar, tehdit eder, suskunlukla şantaj yapardı; ama Aylin ve Demir dimdik ayakta durdu. Aylin, babasına bir kez daha borç söylemek istemedi; ona eğitim parasını geri vermeyi planladı. Çift, her şeyden tasarruf etti, borcu ödeyene kadar ayakta kalacaktı.
En zor an, Aylinin duygusal çöküşleri oldu. Yaşam hakkını savunmak, yıllarca süren psikolojik baskının gölgesinde kalmak demekti. Ama Demir, onun kayası, destek duvarı oldu.
Dayanacağız, Aylin. Bir gün bu rüya sona erecek!
Ve gerçekten de öyle oldu. Bir yıl içinde, Aylinin ailesine 150.000 TL tutarında bir hesap çıktı; gerçekte eğitim masrafları iki kat azdı. Borcu ödediklerinde, Aylin artık sessizce bağlarını kesti. Ebeveynler, kızlarına hâlâ kin besliyordu; nankör kız diyerek…




