Sadece Kollarımızla Değerek

Yeni yılın yaklaşmasıyla Elif Yıldırımın kalbi bir kez daha çarpmaya başlamıştı. 43. yılbaşıydı onun için; her defasında mandalina kokusuyla süzülen bu büyülü günü, hâlâ bir çocuk gibi sabırsızlıkla beklerdi.

Elif, İstanbulun dar bir mahallesindeki küçük dairesinde tek başına yaşıyordu. Altı ay önce evlendiği Muratla Karadenizin yeşil sahil kasabası Rizeye taşınmış, orada Muratın ailesinin yönettiği oteli devralmışlardı. Kızı Beyazı da bu yeni evde büyütüyordu. Elif, kızı için çok mutluydu.

Yılbaşında başka günlerde olmazdı ki böyle şeyler, diyordu meslektaşı ve yakın arkadaşı Leylaya. Ah, Elif, ne kadar da romantik bir genç kadınsın! Artık on yedi yaşında değilsin ama hâlâ bulutların üzerinde uçuyorsun, bir mucize bekliyorsun.

İşte öyle ki, romantizm hiç bitmez, diye cevap verirdi Elif.

On bir yıl önce Murat, bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Elif o günden beri kızıyla yalnız kalmış, yeniden mutlu bir hayat kurma hayali düşünmemişti. Muratla çok sevgi dolu bir evlilikleri olmuştu.

Elif, tek başına yaşamamalısın, güzelsin, iyi kalplisin; birini mutlu etmen gerek, diyordu Leyla. Bilmiyorum, her erkeği Muratla kıyaslıyorum; onun gibi birinin olmadığını düşünüyorum.

Yılbaşına iki ay kala Elif, tesadüfen bir kafenin kasasında yüksek, ince yapılı, mavi gözlü bir yabancıylaMehmet adıyla tanıştı. Kafede öğle molasında çarpıştılar, kalbinde bir dalga hâkim oldu, sıcak bir heyecan sarstı bedenini. Mehmetin nazik bakışı Elifi adeta içine çekti.

Tanrım, bu ne zaman oldu son bir kez? diye içinden bir düşünce süzüldü ve ardından kayboldu.

Elif, tepsisini alarak masa kenarına oturdu; Mehmet ona yaklaştı. Rahatsız eder miyim? diye gülümseyerek sordu.

Hayır, diye cevap verdi Elif, gülümsemen de büyüleyici.

Mehmet benim adım, dedi adam, Sizin adınız ne?

Elif, diye yanıtladı Elif, yanakları bir kez daha kızardı.

İki yabancı da bir anda rahat bir hâle oturdu; sanki birbirlerini yüzyıllardır tanıyormuş gibi konuştular. Ortak noktaları çoktu, aynı dalgadan çıkmış gibiydiler. Bu durum bir buçuk ay sürdü. Çoğu öğle birlikte yemek yediler, akşamları da şehirde yürümeye çıktılar. Leyla, artık tanıdığı Elifi tanıyamaz olmuştu. Elif kendini güzel biri olarak görmese de, cazibesi ve çekiciliğiyle çevresindekileri etkiler, uzun, açık sarı saçlarıyla dikkat çekerdi. Kısa saç modellerini sevmez, Allahın ona bu güzel saçları verdiğini düşünür, onlara layık bir biçimde davranırdı.

Elifin en belirgin özelliği, içten bir gülümseme ve hafif kaşlarını kaldırarak bakışıydı. Kalbi uzun zamandır çarpmamış, gerçek bir heyecan yaşamamıştı; Mehmetle tanıştığı an bu duvarlar yıkıldı. Gençliğinde Muratla evlenmiş, bir fabrikada muhasebeci olarak çalışmış, ailesinin yardımıyla iş bulmuş, mutlu bir evliliği olmuştu. O kara gün, Muratın ölüm haberiyle her şey değişmişti.

Mehmet sık sık Elifi dışarı çıkmaya davet eder, kışın soğuğunda bile onunla vakit geçirmekten mutluluk duyardı. Kar yağıp ağaçların dalları beyaz bir örtüye büründüğünde ya da buz tutan havalar dışarıda uzun süre kalmayı zorlaştırdığında bile, o anı bekleyenler için bir engel olmazdı.

Leyla, ne kadar şanslıyım, diye neşeyle söylerdi Elif, iş molasında kahve içerken. Mehmet tam da hayal ettiğim adam. Tanrının bir lütfu gibi yeniden mutluluğu bize sundu.

Leyla da Elifin sevinciyle gururlanır, Ben de senin gibi mutlu olmanı isterim, çünkü ben de Şahinle mutluyum. Senin yeniden gülmen beni de sevindiriyor, derdi.

Fakat bir gün Mehmet aniden ortadan kayboldu, ne telefon etti ne de bir açıklama yaptı. Elif içi parçalanmış, Leyla da endişeliydi.

Endişelenme, Elif, dedi Leyla, bazen hayat böyle sürprizler sunar. Belki bir sıkıntısı vardır.

Elif, bir telefon çevirmeni, az bir şey söyleyen bir ses duymak istemez misin? Onu artık düşünmeden yaşayamazsın, diyerek Leyla ısrar etti.

Elif, İki gün oldu, üçüncü gün, diye yanıtladı. Üç gün içinde ne olur? Yılbaşı yaklaşıyor, artık parti hazırlıkları yapmalıyım. Ben her zaman organizasyonun öncüsüyüm; bir şeyler bulmalıyım, diye ekledi.

Hafta geçince Mehmet hâlâ yoktu. Elif, Leylayla yeni yıl yarışması için ödüller toplarken akşamları yalnız ağlayıp yastığa yaslanıyordu.

Yeni yıl gecesi iş arkadaşları coşku içinde şampanyayı dökülürken, müzik çalar, herkes yeni umutlarla dans ederken Elif sadece gülümsemeye çalışıyordu. Telefonunu bir türlü eline alamıyordu; bir mesaj, bir arama bekliyordu.

Saat gece yarısını çaldığında Elif evine döndü. Uzun bir tatil önündeydi; ne yapacağını bilmiyordu. Kızı Beyaz aradı, onu davet etti ama Elif hâlâ dışarı çıkmak istemiyordu.

Kızım, yeni yılı evde yalnız geçirme, yalnız kalınca sadece kısmetinle baş başa kalırsın, dedi annesi, telefon başından.

Evet anne, geliyorum, diye cevap verdi Elif.

Aralık ayının otuz birinde, akşam yedi sularında, Elif aileye gitmek üzere hazırlanırken kapı çaldı.

Kapıyı açtığında karşısında hiç beklemediği bir figür vardı: Koca bir kardan adam kıyafeti içinde, beyaz sakalı ve gülümseyen bir yüzüyle Noel Baba (Noel Baba)

Hoş geldin, güzel Elif, dedi yaşlı sesle. Sana bir hediye getirdim. Koca bir çuvaldan kırmızı bir kutu çıkardı, içinde altın bir yüzük buldu.

Bu nedir, kimin hediyesi? diye sordu Elif, biraz ürkek.

Noel Baba bir genç delikanlıdan, Mehmettan bahsediyor, dedi, bir anda kapıdan Mehmet içeri girdi, elinde bir demet kırmızı gül tutuyordu. Elif, seni bekliyordum.

Elif gözleri doldu, Evet, evet! diyerek sevinçten bağırdı.

Mehmet, yüzüğünü Elifin parmağına taktı, çiçekleri uzattı ve derin bir öpücük verdi. Seni seviyorum, dedi, Artık yeni yılın en güzel hediyesi sensin.

Noel Baba ise, Size mutluluklar dilerim, işim bitti; mutlu yıllar! diyerek kapıyı kapattı.

Mehmet, Görüşmeyeli neler oldu, anlatayım, dedi. İş seyahatindeydim, bir yıl sürecek bir görevdeydim. O sırada evde bir kaza oldu; kardeşim ve annem bir kazada yaralandı. Kardeşim hayatını kaybetti, annem yoğun bakımdaydı. Telefonumu uçağa bıraktım, haber veremedim. Bir yıl içinde iki ameliyat geçirdi annem, ben ise sadece seninle yeni yılı paylaşmak istedim.

Elif, Ben seni terk ettiğini sandım, diye içini atarak sızlandı.

Mehmet, Annem artık daha iyi, ben de senin yanındayım, diye ekledi.

Elif, Ben de ailemi ziyaret edecektim, bir şey hazırlamamıştım, diye biraz telaşlandı.

Şampanyam var, dedi Mehmet, çantasından bir şişe şarap, mandalina ve şekerleme çıkardı. Seninle birlikte aileye gidelim, ben de ellerimle senin elini tutarak nişan yüzüğünü onlara takdırayım, dedi neşeyle.

Baba, kapıyı açtığında Mehmeti tanıdı ve elini sıktı. Ben Boran Karaca, dedi. Hoş geldiniz, diyerek evdeki masayı gösterdi; ortada bir yılbaşı ağacı, ışıklar yanıyordu.

Elif, Babaannem, babaannem, işte Mehmet, nişanlım, benim sevgili eşim, diyerek yüzüğünü gösterdi. Anne ve baba şaşkınlık içinde kaldılar.

Bu bir yılbaşı hediyesi, dedi Mehmet, herkes gülerek kahkahalar attı.

Boran, Şanslı bir damat olmuş sen, Mehmet, diye güldü, Şerefe! diyerek şampanyasını kaldırdı. Yeni yılın kutlu olsun, sevdiklerinizle mutlu olun, dedi.

Böylece, bardakların çınlaması ve neşeli kahkahalar eşliğinde yeni yılı karşıladılar. Elif, o yılın onlara mutluluk getireceğini anımsadı; çünkü yeni yıl, sevgiyle buluştuğunda her şeyin bir mucizesi vardır.

Rate article
Lifequest
Sadece Kollarımızla Değerek