Babamın evrakları arasında bulduğum bir vasiyetname, hayatımızı bir anda alt üst etti.
Baba, yine hapları almayı unuttun mu? Aysun, su bardağını bir çarpma sesiyla komodine koyarken bağırdı.
Kızım, bağırma; başım ağrıyor, Ahmet Yılmaz, zayıf bir el hareketiyle yanıtladı. Şimdi alıyorum, hemen alıyorum.
Hemen! Her gün aynı şeyi söylüyorsun! Bir de ben buldum, çekmecede hâlâ olduğu gibi!
Ahmet Yılmaz, kırk yedi yaşında olmasına rağmen yorgunlukla süslenmiş bir görünüme sahipti. Altı ay önce geçirdiği felç sonrası hâlâ iyileşme sürecindeydi.
Aysun, babanı suçlama, İbrahim, market poşetini omuzuna atarak içeri girdi. O elinden geleni yapıyor.
Elinden geleni mi! O elinden geleni yapmasaydı, zaten çoktan sağlıklı olurdu!
Ahmet Yılmaz hapları içip yastığa yaslandı. Aysun, hırıltılı bir sesle battaniyesini düzeltirken hâlâ kaşlarını çatıyordu.
Babacığım, bugün daire belgelerini bana gösterme sözü vermiştin. Noterlik için gerekli.
Hangi noterlik?
Düşünce yardımı için, komşuların su, elektrik faturalarını düşürmek üzere.
Ah, evet, Ahmet başını salladı. Çekmecede, sol tarafta mavi bir dosya var.
Aysun, eski meşe bir çalışma masasına yöneldi. Babasının hastalanmasının ardından evin evraklarını düzenleme kararı almışlardı; ne olur ne olmaz diye her şeyi belli bir yerde tutmak istiyorlardı. Sol çekmeceyi açıp mavi dosyayı çıkardı. İçinde mülkiyet tapusu, teknik belge ve eski faturalar vardı. Belgeler arasında Vasiyetname yazan beyaz bir zarf buldu.
Kalbi bir an için durdu. Babası vasiyet hazırlamış, ama bunu hiç söylememişti.
Zarfı açtığında, noter damgasıyla tutturulmuş birkaç yaprak belgenin içinde buldu. Gözleriyle okumaya başladı:
Ben, Ahmet Yılmaz, aklı hâlâ yerinde ve hafızam sağlam iken, tüm malvarlığımı, yani daireyi
Elif Şahin adlı bir kadına bırakıyorum.
Aysun, satırları bir kez daha okudu, tekrar tekrar. Elif Şahin, tanımadığı bir yabancı kadın.
İbrahim! sesini titremeden duyurmaya çalıştı. Gel buraya.
İbrahim, elinde bir çay bardağıyla mutfaktan çıktı.
Ne oldu?
Aysun, sessizce vasiyetini ona uzattı. İbrahim yaprakları aldı, okudu ve yüzü beyazladı.
Bu da neyin farkı?
Ben de anlamıyorum. Elif Şahin kim?
Hiçbir fikrim yok.
İki kardeş, koridorun ortasında birbirlerine bakarken, odadan babalarının sesi geldi:
Aysun, evrakları buldun mu?
Aysun, vasiyetle birlikte odaya girdi, İbrahim de peşinden geldi.
Baba, bu ne? evrakları gösterdi.
Ahmet Yılmaz, kağıtları inceledi ve ifadesi değişti. Önce şaşkınlık, sonra kafası karıştı.
Bu nasıl oldu?
Çekmeceden çıktım, daire evraklarıyla birlikte.
Aysun, bu bu benim kişisel işim.
Kişisel iş mi? Aysun sesini yükseltti. Baba, daireyi yabancı bir kadına bırakmışsın! Biz de senin çocukların değil miyiz?
Kızım, sakin ol
Sakin olamıyorum! Elif Şahin kim? Neden bize söylemedin?
Ahmet gözlerini kapadı.
Açıklaması zor.
O zaman söyle! İbrahim, yatağın kenarına oturdu. Baba, bilmemizi hak ediyoruz.
Uzun bir sessizlikten sonra, Ahmet derin bir nefes alarak konuştu:
Lena Elif, benim kızım.
Oda bir anda sessizliğe büründü. Aysun, ayakları yerden sökülüyormuş gibi hissetti.
Kızın mı? şaşkınlıkla sordu. Nasıl kız?
Gençliğimde bir ilişkimiz vardı, annenizden önce. Lena, yirmi yaşındayken doğdu. Uzun yıllar onu tanımadım.
Bekle, bekle İbrahim, yüzünü elleriyle silerek sordu. Yani bir kardeşimiz var, onu hiç duymamıştık?
Evet.
Ve ona daireyi mi bıraktın?
Evet.
Peki ya biz?
Ahmet gözlerini açtı.
Siz yetişkin, kendi eviniz, işiniz var. Lena ise hayatı zor geçirmiş bir kadın. Annesi, on beş yaşındayken kanserden vefat etti, yalnız kaldı.
Onunla ilgileniyor muydunuz? Aysun sordu.
Evet. Para, yiyecek gönderirdim. Ama istediğim gibi olamadı.
Anneniz biliyor muydu?
Hayır. Ona kırmak istemedim.
Aysun sandalyeye oturdu, kafası karışıktı.
Baba, onunla görüşüyor musun? İbrahim sordu.
Bazen. Sen yokken, Perşembe günleri.
Nasıl da gizli… Aysun alaycılıkla ekledi. Saklı bir kız, gizli ziyaretler.
Aysun, seni kırmak istemezdim
Ama kırdın! ayağa kalktı. En büyük hakaret, başka bir çocuğun varlığını saklaman. Biz bir aileyiz!
Korktum
Korktun neyi? Anlamanı, annemin tepkisini, yoksa bizi mi?
Annem bir yıl önce öldü. Ahmet sessizce ekledi. Kanserdi, acımasızdı.
O yüzden bize de söyleyebilirdin, Aysun dedi.
İstediğim, doğru anı bulmaktı. Felç sonrası bir şeyler karıştı.
Baba, dürüst olalım. Elif, vasiyet hakkında bir şey biliyor mu?
Hayır.
Emin misin?
Kesin. Dairenin varlığından bile haberi yok, kirada oturduğunu sanıyor.
Aysun, İbrahime baktı.
Onunla buluşmalıyız.
Neden? Ahmet korkuyla sordu.
Gerçeği öğrenmek, yüzünü görüp kız kardeşim olduğunu hayata geçirmek istiyorum.
Lütfen, buna gerek yok
Gerekiyor, Aysun kararlıydı. Telefon numarasını ver.
Ahmet bir süre tereddüt etti, sonunda Aysun numarayı kaydetti ve odadan çıktı.
İbrahim, mutfağa gelerek sordu:
Gerçekten onunla görüşmek istiyor musun?
Sen?
Bilmem… Bu çok tuhaf.
İbrahim, bir kız kardeşim var! Onu tanımalıyız!
Ya o yalan mı söylüyor?
Ne yalanı? Belki de bir sahtekar
Akşam, İbrahim odasına çekildi, Ahmet uyurken Aysun telefonu çaldırdı.
Alo? kadının sesi duyuldu.
Merhaba, ben Aysun, Ahmet Yılmazın kızı.
Aysun? ses titredi. Nasıl beni buldunuz?
Vasiyetini bulduk. Görüşebilir miyiz?
Bilmem Ahmet Yılmaz seni bilmemek isterdi
Şimdi biliyorum. Ne zaman?
Yarın, saat üçte, Lale Hanım kafesinde, Atatürk Bulvarında.
Aysun telefondan ayrıldı, pencereden dışarı bakarak yarının heyecanını düşündü. Bu, elli bir yıl içinde hiç tanımadığı bir kardeşiyle tanışma anıydı.
Sabah, İbrahim de onunla geleceğini söyledi.
Korkuyorsun mu?
Endişeliyim, doğru kişi olmayabilir.
Kafenin kapısı saat üçte açıldı, içeri bir kadın girdi. Kırk beş yaşında, kısa gri bir palto içinde, saçları topuz yapılmış, makyajı hafifti. Gözleri Aysunu bulur bulmaz bir anlık tanıma yaşandı. Kadın hafifçe el salladı.
Merhaba, sesini düşük tuttu.
İbrahim sandalye iterek ona oturttu. Kadının elleri titriyordu.
Babamın çok benzer gözleri var, Elif, Aysuna bakarak dedi. Özellikle gözleri.
Sen de babama benziyorsun, Aysun yanıtladı, yüz hatlarını incelerken. Burun, çene.
Annem hep bana babamın yüzünden bahsederdi, Elif hafifçe gülümsedi.
İbrahim, konuyu açtı:
Lütfen, gerçeği anlat. Biz öğrenmek istiyoruz.
Elif bir yudum su aldı, ardından şöyle dedi:
Annem, Olgu, benimle Ahmeti yirmi yaşındayken tanıştı. Hamile kaldı, o korktu ve kaçtı. Annem beni tek başına büyüttü.
Sonra?
Ben on beş yaşındayken annem kanserle öldü. Ölmeden önce babamı bulmamı, ona bakmasını istedi.
Kabul etti mi?
Evet. Bazen gelir, para, yemek getirirdi. Annemi kaybettikten sonra bir teknikte okula, yurduma yerleşmemi sağladı.
Evli miydi?
Evet, sizin annenizle evliydi. Çocukları vardı, bizden saklamasını istedi.
Ve sen sessiz kaldın?
Ne yapmalıydım? Yardım ettiğine minnettardım.
Aysun duygularının çalkantısını hissetti: bir yandan ona acı, bir yandan babasının ihanetine öfke.
Şimdi hâlâ onunla görüşüyorsun? Aysun sordu.
Evet, Perşembe günleri, siz yokken.
Vasiyet hakkında bir şey biliyor musun?
Hâlâ bir şey duymadım.
Babam sana daireyi bıraktığını söyledi mi?
Elif bembeyazlaştı.
Ne? haykırdı. Bana bir daire bırakıldı mı?
Vasiyetinde yazıyor, Aysun doğruladı.
O imkânsız! Elif elleriyle yüzünü örttü. Ben istemiyorum! Tek istediğim babamın yanımda olması.
Aysun gözyaşlarını saklayamadı.
Gerçekten bilmiyor muydun?
Yemin ederim! Babamla hiç konusmadım!
İbrahim arkasına yaslanarak düşündü:
O zaman babamız tek başına karar vermiş.
Öyle görünüyor, Aysun başını salladı.
Elif gözyaşlarını sildi, derin bir nefes aldı.
Anladım ki siz benim kardeşimsiniz. Bir aile olduğumuzu kanıtlamak istiyorum.
Senin neye ihtiyacın var? Aysun sordu.
Babamın sağlıklı olmasını istiyorum. Saklı buluşmalar yerine açıkça bir arada olmak.
Nerede yaşıyorsun?
Kiralık bir oda, bir kreşte öğretmenim.
Paranın yetiyor mu?
Zor ama yetiyor.
Saatler geçtikçe sohbetleri sürdüler; hayat, geçmiş, zorluklar… Elif itiraf etti: Ailemizi kıskandım, fotoğrafları gördüm, siz mutlusunuz, ben yalnızdım.
İbrahim, Eğer biz seni tanısaydık, nasıl davranırdık? diye sordu.
Bilmiyorum Belki kabul eder, belki
Aysun, Gel bir Pazar günü babamla tanış. dedi.
Elif gözyaşları içinde Gerçekten mi? diye sordu.
Gerçek.
Daha akşam Ahmet Yılmaz, odasında tek başına otururken Aysun ona sordu:
Baba, neden daireyi ona bıraktın?
Ahmet uzun bir soluk alarak yanıtladı:
Çünkü ona bir borçluyum. Annesini terk ettim, kızımı tanımadım. Bu ev, bir teselli…
Peki ya bizim?
Siz kendi evinizde, işinizde. Lena ise bir odayı kiralıyor. Para vermek istedim ama ölümümde kim bakacak diye düşündüm.
Aysun yatağın kenarına oturdu:
Eğer onunla daha erken tanışsaydık?
Korkarım, annemi kızdırır, siz de bana kızardınız.
Biz kızmazdık.
Ahmet elini tutup:
Korkmuştum, affedilmez bir hata yapmaktan.
Aysun ona sarıldı, gözyaşlarını gizleyemedi.
Ertesi Pazar Elif geldi, bir pasta getirdi. Aysun kapıyı açtı:
İçeri gel, korkma.
Elif bir kez daha gülümseyerek:
Korkmuyorum, sadece heyecanlıyım.
Masa etrafında Aysunın eşi Serkan, İbrahimin eşi Tülay, torunları ve Elif oturdu. Ahmet Yılmaz başta otururken gözleri Elife takıldı.
Sevgili dostlar, tanıştırmak isterim: bu Elif, benim kızımdır.
Elif hafifçe kızararak:
Merhaba.
İbrahim, Yaş farkı var, siz büyük mü? diye sordu.
Altı yaş büyük, Elif cevap verdi.
Aysun esprili bir şekilde:
Yani iki büyük kız kardeşimiz var, bir tanesi yok!
Herkes kahkaha attı, buz eridi.
Yemek boyunca Elif işini, kreşteki çocukları anlattı. Tülay, Evli misin? diye sordu.
Hayır, bir daha bir araya gelemeyiz.
Çocuk var mı?
Hayır.
Aysun kadehi kaldırıp:
Yeni aileye! dedi.
Ahmet gözyaşları içinde Siz benim mutluluğumsunuz dedi.
Yemek sonrası Elif ayrılmak üzereyken Aysun şöyle dedi:
Vasiyet konusunu düşünmüşüz. Daireyi senin almanı istiyoruz; senin ihtiyacın var.
Hayır! Elif haykırdı. Ama babamın isteği…
Biz kabul ediyoruz, çünkü babamızın isteği.
Elif gözyaşlarını tutamadı, Aysun onu sarıldı:
Kardeşiz, aile olduk.
Aylar geçti; Ahmet Yılmaz iyileşmeye başladı, doktorlar ruh halinin iyileşmesinden kaynaklandığını söyledi. Elif artık Perşembe günleri gizlice değil,Ve böylece, üç kardeş birbirine sıkı bir bağla, yeni bir hayatın kapılarını birlikte araladılar.




