Ver, 50TL gönderir misin? Param yok, benzinim neredeyse bitmek üzere, diye bir sesli mesaj çaldı.
Elif sessizce banka uygulamasını açtı, para gönderme tuşuna bastı. Sekiz yüz lira bir anda Ahmetin hesabına akıp gitti. Düşünceleri henüz tam olarak şekillenmeden, bir dakikadan az bir sürede telefonuna bir teşekkür sesi düştü.
Sağ ol, canım, sen harikasın! mesajı bir dakika sonra geldi.
Elif telefonu kenara bıraktı ve odasının tavanına baktı. Harika demek kolay, ama akşam on birde sorulmadan para gönderen, iki hafta önce borç verilen üç bin lira hakkında hatırlatma yapmayan kim olur ki?
Altı ay öncesine geri dönünce işlerin çok farklı olduğunu hatırlıyor. Elif, Ahmet, Merve ve Kerem neredeyse aynı maaş alıyordu; ayda beş bin lira civarı, pek bir şey değildi. Pizza hesabını eşit böler, kafede dört kişi bir hesabı paylaşır, kimse başkasının parasını saymazdı. Sonra Elif tez yayını savundu, terfi etti, başka bir birime geçti.
Maaşı dört katına çıktı. Bir buçuk ya da iki katı değildi, dört katı.
İlk birkaç ay eski hayatına tutunmaya çalıştı; tasarruf yaptı, indirimli yemekler aldı, her harcamasını bin lira üzerinden saydı. Alışkanlıktı. Arkadaşları ise hemen fark etti; Elifin alnına neon bir tabela çakıldı sanki: Şimdi zengin oldum, bana katılın.
Elif yatakta oturup dizlerini göğsüne çekti. O akşam ilk kutlamasını hatırladı; terfi sonrası bir araya gelmişlerdi. Merve ucuz bir gazoz getirdi, Kerem patates cipsi, Ahmet ise boş ellerle ama geniş bir gülümsemeyle geldi.
Elif o akşam suşi sipariş etti, normal içecekler, peynir, meyve aldı. Alışkanlık gereği masrafı dört kişiye bölüp ortak sohbete gönderdi. Kimse para göndermedi. Bir gün, iki gün, bir hafta bekledi. Sonra gülümseyen bir emojiyle hatırlatma attı.
Düşün ne oluyor? Şimdi senin elinde para var, dedi Merve.
Endişelenme, bir dahaki sefer ortaklaşacağız, diye Kerem ekledi.
Bir daha o an yaşanmadı. Tekrar aynı tekrar, Elif masayı kurdu, arkadaşlar geldi, yedi, gitti ve yine her şeyi tek başına ödedi.
Sonra Elif doğrudan sormaya karar verdi. Mutfakta, iki saat boyunca pişirdiği makarnanın yanında oturuyorlardı.
Arkadaşlar, harcamalarımızı nasıl paylaşacağız? Ben yaklaşık beş bin lira harcadım, dedi.
Ahmet şarapla boğulurken, Merve gözlerini kısarken, Kerem masanın üzerindeki desenli peçeteyi inceler gibi yaptı.
Elif, sen artık zenginsin. Beş bin lira bizim için beş yüz lira gibi, diye Merve çocuksu bir tonla söyledi.
Tamam, diye Ahmet ekledi, sen zenginleşeceksin, biz zaten zor durumdayız.
Elif, cimri olma, dedi Kerem omzuna hafifçe vurdu. Biz dostuz.
Dost. Elif o anda başını salladı, gülümsedi ve konuyu kapattı. Kavga etmemek, zengin bir imajla görülmek istemiyordu. Ancak o geceden sonra Elif, onları evine çağırmaktan kaçındı; iş, yorgunluk, planlar bahane oldu. Bazen yalan söyledi, kullanılmak istemediği için.
Alışverişe çıkmak, arkadaşlarla birlikte, ayrı bir işkence haline geldi. Her seferinde cüzdanı unutmuş, nakit çekmeyi unuttum, kartı evde bıraktım gibi bahaneler ortaya çıktı. İki bin lira oraya, üç bin lira buraya gitti. Elif yardım etti, reddetmek zor geliyordu, çünkü kuyruğun arkasında bekleyen birileri vardı.
Ama para bir türlü geri dönmedi. Hiçbir zaman.
Yılbaşı geldi. Aralık ayının otuz birinde Elif oturma odasının ortasında, sofra önünde duruyordu. Zeytinyağlı dolma, pelerin soslu balık, fırında tavuk, meyve tabağı, kristal vazoda bir yığın mandalina Hepsi Elifin hesabıydı.
Sadece kendine, bir komedi filmi izleyip iki sabaha kadar uyumayı düşünmüş, ama arkadaşları ısrar etti.
Elif, yeni yılda yalnız kalacak mısın? Biz geliyoruz, eğlenceli olur!
Evin büyük, herkes oturabilir!
Bizi terk etmeyecek misin?
Elif kabul etti; hâlâ umutluydu. Belki değişirlerdi, bir şeyler getirir, ortaklaşırlar, en azından teşekkür ederlerdi.
Televizyon sessizce çalışıyordu. Elif yapay çam ağacının köşesindeki parıltılı topu düzeltti, saat 23.00u gösterdi. Çanlar çalacak, kapı zili çaldı. Merve, şekerli parfüm ve parlaklık bulutları içinde ilk gelen oldu.
Elif! Mutlu yıllar! Bir hediye getirdim!
Arkasından Ahmet ve Kerem koştu.
Vay canına, masa harika! dedi Kerem kanepeye uzanıp hemen zeytinyağlı dolmaya uzandı. Elif, çok iyisin. Sabah hiç bir şey yemedim.
Elif bardakları getirdi, içecekleri doldurdu. Şampanyalar çalındı, geçen yıl, yeni yıl ve dostluk için bir yudum daha. Gülümseyerek doğru sözler söyledi. İçinde bir şey kıpırdıyor, ama çıkmasına izin vermiyordu. On dakikalık bir süre daha.
Yeni yıl çanları çaldı; Elif bir dilek tuttu. Gelecek yıl daha adil olsun.
Hediyeler! diye Merve bağırdı. Açalım!
Elif paketleri arkadaşlarına uzattı.
Al, Elif! dedi Merve, bir çanta vererek. İçinde karpuz kokulu duş jeli vardı.
Teşekkür ederim, dedi Elif, jeli eline alıp döndürdü. Karpuz kokusu, ne güzel.
Kerem ise bir çorap paketi uzattı. Kırmızı, geyik desenli. Etikette 120TLlik bir fiyat vardı, ama çıkarmayı unutmuş.
Harika, dedi Elif çorapları bir kenara koyarak.
Ahmet de minik bir kutu getirdi. İçinde üç plastik yılbaşı topu, boyası soyulmuş.
Elif hediyelere baktı: duş jeli, çorap, top. Toplamı üç yüz lira civarıydı. Kendine onayladı; Tamam, uygun.
Sıra bende, dedi Elif.
Merve ilk paketi açtı. İçinde bir ajanda, şeker ve geyik desenli çoraplar vardı; daha şirin.
Kerem tıraş seti ve şekerlemeler aldı. Ahmet ise termal termos ve bir atkı.
Üçü aynı anda şaşkın bir ifadeyle baktı, sanki prova yapıyorlardı.
Bu kadar mı? diye Merve ajandayı havaya kaldırarak sordu.
Ne demek istiyorsun? dedi Elif.
Şimdi, hediye bu kadar mı?
Elif sırtına yaslandı, bacaklarını çaprazladı.
Evet. Bir sorun mu var?
Elif, dedi Ahmet, biz senin normalde harcamalarını karşılayacağımızı sanıyorduk.
Ben size aynı fiyat seviyesinde bir şey veriyorum, bu adil, diye Elif düz bir sesle cevap verdi.
Adil değil! diye Merve kızdı. Sen bizim yüzde birimizden yüz kat daha çok kazanıyorsun!
Dört kat! Ama bu benim senin üzerindeki harcamalarımı artırmam demek değil.
Zorunlu! diye Merve bağırdı, Dostlar paylaşmalı!
Elif ona aşağıdan yukarı bakarak, kızarmış yüzdeye, saçındaki parlaklığa ve titreyen dudaklara baktı.
Paylaşmak mı? Ben altı ay boyunca her şeyi ben ödedim. Buluşmalarımız hep benim hesabımdan. Borçlarınızı geri vermediniz. Boş ellerle geldiniz, yemeğimi bitirdiniz ve şimdi ne istiyorsunuz?
Çok cömertsin, dedi Kerem, para çok ama sen fakir gibi davranıyorsun.
Ben artık bıktım, dedi Elif, ayağa kalkarak. Bu yıl bana çok borçlusunuz, hiç bir kuruş geri vermediniz. Bugünkü sofra bana on beş bin lira etti. Birlikte mi ödeyecektiniz? Hayır. Teklifte bile bulunmadınız. Sadece oturup yiyorsunuz.
Çünkü zenginsin! diye Merve bağırdı. Senin için bu bir kuruş gibi!
Elinizde ne kadar para olursa olsun, benim para bana ait. Ben onu hak ettim ve başkalarına harcamak zorunda değilim.
Sessizlik. Kerem yüksek bir sesle nefesini verdi. Ahmet pencereye yöneldi. Merve ise elindeki ajandayı hâlâ tutuyordu, yanaklarında kızarıklık vardı.
Değiştin, dedi sessizce Merve. Eskiden sıradan biriydin.
Ajandayı kanepeye fırlattı.
Hadi gidelim, burada bir şey yok.
Arkadaşlar sessizce giyindiler, ayakkabılarını giydiler, Elife bakmadan çıktı. Ahmet kapıdan dönerken Yanlış yaptık, dedi.
Evet, Elif onayladı. Ama siz beni desteklemek zorunda değilsiniz.
Kapı çarpıp kapandı, merdivenlerde adımlar uzaklaştı. Elif tek başına, odada zeytinyağlı dolma ve yanmış çakmaktaşları kokusuyla kaldı.
Sofrayı tekrar doldurdu, bir kadeh şarap doldurdu, ev yapımı mayonezli salatadan bir kaşık aldı, bir mandalina yedi, bir diğeri aldı. Televizyonda İtiraf filmi oynuyordu. Elif hafifçe gülümsedi, telefonunu çıkardı. İlk olarak Merveyi, sonra Ahmeti, sonra Keremi engelledi, sosyal medyadan arkadaş listelerini sildi, sohbet geçmişini temizledi.
Bu dostluk para testinden geçemedi. Elif, dostların maaş sıfırına bakmadan kalıcı kalacağını ummuştu, ama gerçek farklıydı. Para bir lakmus kağıdı gibi işledi; kim senin yanında duruyor, kim cüzdanını hedef alıyor.
Elif dolmayı bitirdi, battaniyeye sarıldı, kanalı değiştirdi. Dışarıda birileri havai fişek atıyordu, renkli ışıklar çatıların üzerine düşüyordu. Elif izledi, gerçek bir gülümseme belirdi; hüzünlü değil, içten bir gülümseme.
Bu son değil. Başka insanlarla tanışacak, kendini para ya da yoksullukla değil, olduğu gibi değer veren arkadaşlar bulacak.
Mandalinalar bayram ve çocukluk kokuyordu. Elif bir başka mandalina soydu, dilimledi, ağzına koydu. Tatlı, sulu, mükemmel.
Yeni yılın kutlu olsun, Elif. Yeni bir hayat, diye fısıldadı kendi kendine.




