08Mayıs2025 Günlük
Git buradan, sana hiç ilgi duymadım! diye bağırdım Elifin arkasından, yeni evimize adım atan genç eşime ve küçük oğlumuz Cana doğru yürürken.
Elbette sonunda itiraf eder misin? dedi Elif, sesinin titremesiyle. Ben zaten kendim de biliyorum, söylemesen de fark etmez.
Elif, koltuğa çöküp bir şişe çay tutmuş halimime bakarak bir karar verdim. O anda doğru şeyi yapması gerektiğini anladı. Şüpheleri bir anda yok oldu; küçük Cana gülümsedi, elini tutup kapıdan dışarı adım attı.
Kapıların nereye götüreceğini o zaman bilmiyordu. Elifin o gidişinden sonra hayatı ne kadar mutlu değildi. Kiralık daire, bitmek bilmeyen yan işler, omuzlarında Can ve kimden yardım bekleyemezdi. Annesi vefat etmiş, babasını yalnız çocukluğunda görmüş, nerede olduğunu da bilmiyordu. Satılık daire, evrenin bir şakası gibi karşısına çıktı ama ona bakmak istemedi.
Eğer bir şekilde kızımı görecek bir yol bulabilse, bir şeyler söylerdi; ama bir şey söylemediyse, istemiyordur. diyerek içinden geçirdi.
Ama hikâyenin odak noktası Mehmet değil, Elifti.
Mehmet ve ben bir gece kulübünde tanıştık. Şık giyimli, kendinden emin bir gençti; iltifatları bol olurdu, ama bir parça kibirliydi. O zaman Elif bu tavırları fark etmedi, daha sonra pişman oldu. Mehmet babasız büyümüştü; büyükannesine, annesine, teyzesine bakarak yetişmişti. Çevresi sadece ona dönük, kendisi ise bu durumdan hoşnuttu. Çocukluk, gençlik, ergenlik hep onun etrafında dönerdi. Elifle evlenip ona bir daire getirdiğinde de hiçbir şey değişmedi; herkes hâlâ onun etrafında dönüyordu ve o bunu severek izliyordu.
Aile hayatı çabuk bozuldu. Neden mi? Çünkü Elif, Mehmetin bir sonraki bakıcısı olmak istemedi. Çocuk doğmadan bir yıl, doğduktan iki yıl birlikte yaşadılar. Sonra dayanamadı, eşyalarını topladı ve ayrıldı.
Elif ve Mehmetin son kez karşılaştığı günden bu yana yirmi yıl geçti. Oğlum Can büyümüştü, üniversite eğitimi alıyordu. Baba, oğluyla iletişim kurmayı hiç denemedi, Elif de ısrar etmedi; Canı tek başına yetiştirdi.
Bir sabah, her zamanki gibi işe gitmek üzere yola çıktım, ama keyfim yerinde değildi. Yaz bitti, sonbahar hâkimiydi, ilk kar çalıp yavaşça eriyordu. Çıplak ayaklarımdan kar taneleri kayıp, çıtırtı yapıyordu. Yavaş yürüyordum; bir zamanlar işe koşuşturur, şimdi hayatım yerli yerinde, her şey düzenliydi.
Can hem okula gidiyor hem de ek iş yapıyordu. Ben de bir süre sonra departman müdürü oldum, maaşım da artık iyi bir temettü gibi TL12000 civarındaydı.
Emel, nereye bu kadar acele ediyorsun? Daha sabah vakti. diye seslendim genç asistanıma.
Ah, Hanımefendi Mehmet, merhaba, dedi hafifçe göz kırparak.
Emel gözyaşlarını silerken, yanaklarındaki morluku kapatmaya çalışıyordu. Yine mi? Bu kadar kendini sevmiyor musun? diye sordu.
Bilmiyorum dedi, gözleri doldukça.
Onun hâlâ aynı durum içinde olduğunu gördüm; bir zamanlar benim de aynı yerdeydim.
Bak Emel, şu bankta, dedim, karla kaplanmış bankı işaret ettim. Orada serçeler oturmuş, soğuktan moralleri bozulmuş. Üç-dört ay daha bekle, bahar gelecek, onlar yine cıvıldar, güneşe koşar.
Anladım, dedi. Hayatım da aynı şekilde güzel olur. Sadece zor günleri atlatmak lazım, oturup beklemek yetmez. Değişmek için kendine inanmalı, çaba göstermelisin.
Emel bana baktı, Siz güçlü, bakımlı ve güzel birisiniz. Ben dedim, Sen de öylesin. Güzelliğin ve zekânla yeni bir hayat kurabilirsin, yeter ki iste.
Akşam iş bitti, Emele Evine dönmek istemiyor musun? diye sordum. Eve gitmek istemiyorum. dedi. O zaman çocuğunu okula bırak, benim evime gel, bir gece kal, sonra ne yapacağımızı konuşuruz.
Bir hafta içinde ona yeni bir daire buldum, taşınmasını sağladım. Emelin yaşamı taze bir başlangıçla doldu.
Üç ay sonra, Emel mahkemeye gitmek zorunda kaldı; boşanma davası ve nafaka kararı. Emel, cumartesi çay içmeye gel, dedim. Ağaç süsledik, yeni bir yıl bekliyoruz.
Ertesi sabah, çay alacak paketi ve çikolata alarak onun evine gittim. Siz bana hayatımı kurtardınız, dedi. Hayatını kurtarmam değil, senin değişmek istemen.
Kendi hikâyemi ona anlattım; zor bir geçmiş, ama şimdi huzur içinde bir kadın. Seninle aynı fotoğraf albümünü paylaştım, dedim, Çocukluk fotoğraflarını ve tatil anılarını.
Evlenmeyi hiç düşündünüz mü? diye sordu. Hayır, erkeklerle işlerim pek iyi gitmedi. Ama sen mutlaka gerçek sevgiye ulaşacaksın, dedim.
Ayrılırken Emel, Teşekkür ederim, umarım bir gün gerçek mutluluğu bulursunuz, dedi, küçük kız çocuğu Katıyı (Deniz) kucaklayarak.
Kapıdan çıkarken dışarıda kar fırtınası başladı. Dükkanın önünde bir ses, Durun! Geri dönün! diye bağırdı. Dönüp baktığımda orta yaş bir adam, eldivenimi tutmuş, Ben Ediz, dedi. Senin adın da Ulya gibi güzel bir isim.
Ben Ulya, diye cevap verdim. Bana yardım edebilir misin? dedi, Sürüklenmek istemiyorum.
Ediz arabasını çalıştırdı, birlikte gitmeye karar verdik. Yol kenarında sarhoş bir adam, yürürken kafasını çarptı; bir an için eski eşimin yüzü bana çarpıp geçti. Ulya, yeni yılı nerede kutlayacaksın? diye sordu. Henüz karar vermedim, dedim. O zaman birlikte gidelim, bir restoranda neşeli bir akşam geçirelim, dedi.
Gülümseyerek kabul ettim. Belki de yeni yıl, yeni bir aşk, bir şans getirecek.
Bugün, geçmişin gölgelerinden çıkıp geleceğe bakmayı öğrendim. Hayatın en karanlık kışlarından sonra ilkbahar mutlaka gelir; çabuk pes etmeden, elini tutacak birini beklemek yerine, önce kendine tutunmak gerekir. İşte bu benim öğrendiğim ders.




