— Nasılsın, babacığım? Dışarıda gezmek mi var aklında? Ben senin yaşında olsam evde otururdum!

Ne yapıyorsun baba, burada? Gezmekten sıkıldın mı? Bu yaşta ben evde otururdum!

Yaşlı Mehmet, mümkün olduğunca sırtını dikti, şapkayı daha da öne çekti. Soğuk rüzgar yanaklarını yırtıyorken, bir adım bile geri çekilmedi. O, karayolunun kenarında, bir elinde ağırlaşmış hasır sepetini tutuyor, diğer eliyle ise şehre giden bir arabayı durdurmaya hazırdı.

Bu yol onun için yeni değildi. Elbiseli eşi Elif hastaneye kaldırıldığından beri, tozlu yollara, bekleyişe ve sabırsızlığa alışmıştı. Fakat bugün kalbi farklı çarpıyordu.

Elif sabahın erken saatlerinde, hemşire sesini duyduğunda, hâlâ güçsüzdü. İyi değil, gelerek yanımda olsan iyi olur, demişlerdi. Gelmek iyi olur dediğinde ise dünya ayaklarından kayıyormuş gibi geliyordu.

Düşünmeden evden çıktı. Sepetine temiz bir gömlek, bir havlu, meyveler ve yıllar önce Elifin kendisi için sakladığı bir şişe vişne reçeli koydu. Hastalandığımda, Mehmet, sakla, demişti Elif, ve o da Senin yanındayım demek için bu reçeli saklamıştı.

Reçel, ona Elifin her bir bakışını, titrek ellerini hatırlatıyordu. Arabalar arada bir geçiyordu, ama hiç biri durmuyordu. Bazıları arabalarının camlarından ona bakıyor, sanki yol kenarındaki kurumuş bir ağaç gibi, bir insanın sıkıntısını görmezmiş gibi; bazıları telefonlarına gömülmüş, bazıları ise gülüşüp koşuşturan hayatlarına devam ediyordu.

Bir an, bir araç yavaşladı. Mehmet kalbinin sıkıştığını hissetti. Tamam, yakalandım, diye düşündü. Sepeti göğsüne bastırdı, cam aşağı indi ve genç bir yüz ona doğru baktı.

Ne yapıyorsun baba, burada? Gezmekten sıkıldın mı? Bu yaşta ben evde otururdum!

Şakacı bir tonla söylenmişti, ama sözlerin bıçağı keskin geldi. Mehmet ağzını açtı: Yürümiyorum, hasta eşime gidiyorum Fakat genç adam camı kaldırdı, gaza bastı ve arabayı uzaklaştırdı, geride sadece tozlu bir bulut ve ağır bir sessizlik bıraktı.

Birkaç saniye boyunca, yolun bütün ağırlığı göğsüne çarptı, ellerine, yıpranmış ayakkabılarına, eski sepete baktı. Belki de böyleyim Artık yollara başka bir şey aramıyorum, diye mırıldandı.

Sonra Elifin gözlerini hatırladı. Hastane koridorunda ona bakışını, kapıdan girerken sanki Geldin mi? Burada mısın? diye soruyormuş gibi anımsadı. Çatlaklar, yıllar ve zorluklar arasında, gözlerinde hâlâ tarımda tanıdığı genç kadınların ışıltısı vardı. Sevgi kilometreyi, kırışıklıkları saymaz, sadece kalp atışlarını sayar.

Yerinde kaldı. Gitmiyorum, Elif, sen beni bekliyordun. Nasıl gelmem? diye düşündü. Zaman yavaş ilerliyordu; bulutlar gökyüzünü kireçli bir maviye boyuyordu, rüzgar sertleşiyordu. Mehmet, kıyafetini daha da çekti, kemiklerinin soğukla hışırtısını hissetti ama yerinden kalkmadı.

Ara sıra bir araç farlarıyla yüzünü aydınlatıp bir saniyeliğine gölgelerden sıyırıyordu. Elifin ona yemek hazırladığı, sıcak ekmek kokusuyla ellerinin çarptığı, hastalandığında geceleri uykusuz kalıp çay demlediği anıları canlandı. Şimdi ise elini tutmak, bir ilaç ya da bilgi olmadan tek yapabildiği şeydi; sadece sevgiydi.

Gece yarısına yaklaştı ve bir araç nihayet durdu. Farlar onu bir anlığına kör etti, kapı açıldı ve beyaz bir önlük içinde, üzerindeki ceketle birlikte bir doktor çıktı.

Bay Mehmet?

Sesini tanıdı.

Evet ben dedi Mehmet, tereddütle.

Dr. Yılmaz, Elifin bakımını üstlenen doktor, şaşkınlık ve hüzün karışımı bir bakış attı.

Burada ne yapıyorsun, bu soğukta?

Elife gidiyorum kimse beni buraya getiremedi, sabrım kalmadı

Doktor derin bir nefes aldı. Hastane koridorlarında Mehmeti, sepetini bir sandalyeye sakince koymuş, gözlerini odanın kapısına dikilmiş olarak görmüştü. Elifin durumu kötüleştiğinde elleri nasıl titriyor, hemşire Bugün biraz daha iyi dediğinde yüzü nasıl aydınlanıyordu, hatırladı.

Lütfen otur, burada kalmana gerek yok.

Dr. Yılmaz, sepete saygıyla dokunarak, sanki en değerli eşyasını tutuyormuş gibi kapıyı açtı.

Mehmet bir an yerinde durdu, inanamaz bir şekilde.

Beni?

Sizi, Bay Mehmet, ben de hastaneye götüreceğim.

Arabaya bindiğinde sıcak bir kucaklaşma gibi bir his sardı onu. O gün ilk kez gözyaşlarını sessizce camdan izlerken döktü. Doktor hiçbir soru sormadı; bazen sorular soğuğu kadar acıtır.

Doktor

Evet?

Bil ki, Elif hâlâ sizin hakkınızda konuşuyor. İyi elleriniz var diyor

Doktor hafifçe gülümsedi.

Onun kalbi iyidir, bu yüzden iyiliği her yerde görür.

Yol boyunca sessizlik hâkim oldu. Mehmet sepetini göğsüne bastırdı, ara ara kolunu mendille silerek gözyaşlarını sildi. Belki de Tanrı onu unutmamıştı. Arabalar geçip gitmişti; ancak Elife bakan o adamın arabası durmuş, ona doğru yönelmişti.

Hastaneye vardığında uzun ve aydınlık koridora, sepeti elinde, hafif adımlarla çıktı. Artık sadece yol kenarında yalnız bir yaşlı değildi; söz verdiği gibi Sana geleceğim, ne olursa olsun diyerek gelmiş bir eşti.

Salon kapısına girdiğinde Elif hemen onu gördü. Yorgun gözleri, tarladan dönerken beklediği gibi parladı.

Geldin diye fısıldadı.

Geldim, canım Nasıl gelmem?

Sepeti ayağına koydu, yıllar önce sakladığı vişne reçelini çıkardı.

Senin için sakladığım o vişne reçeli var, Hastalandığımda, Mehmet diye Şimdi sen hastasın ama birlikte iyileşiyoruz.

Elif hafifçe gülümsedi, gözünün köşesinde bir damla mutluluk ışıltısı belirdi. Üzüntü değil, minnettarlık damlasıydı.

O an, yolun soğuğu, arabayı çalan gencin acımasız sözleri bir daha bir anlam ifade etmedi. Çünkü Mehmet, bir şey anlamıştı:

Dünya, yanından geçip de seni görmeyen insanlarla doludur, ama tek bir iyi insan, Tanrının seni yol kenarında bırakmadığını hissettirebilir.

Onun sevgisi otostop yapmaz; soğukta, yorgunlukta, zaman içinde kendi yolunu bulur ve her zaman Elifin hastane yatağına, yorgun bakışına ve hâlâ onun için çarpan kalbine ulaşır.

Bir daha bir yaşlıya yol kenarında elini uzatan birine rastlarsan, senin de bir gün o kişiye ya da ebeveynlerine yardım eden araç olabileceğini unutma. Tozu kaldıran değil, durup elini uzatan sen ol.

Hayat, birini beklemekle değil, ona ulaşmakla güzelleşir.

Rate article
Lifequest
— Nasılsın, babacığım? Dışarıda gezmek mi var aklında? Ben senin yaşında olsam evde otururdum!