O, bizimle yaşayacak
Kötü bir kahve kokusuyla çalan telefon, birinin geldiğini haber verir. Ayşe önlüğünü çıkarıp ellerini kurularak kapıyı açar. Kapıda genç bir adam yanında kız kızı durur. Ayşe onları eve alır.
Merhaba anneciğim, diye kız Elif, yanaklarından birine öpücük kondurur, Bu da Vural, bizimle kalacak.
Selam, der genç adam.
Bu da annemi, teyze Ayşe, ekler Elif.
Gül Hanım, düzeltir Ayşe, kızına seslenirken.
Anneciğim, bu akşam ne var?
Bezelye püresi ve sucuk.
Ben bezelye püresi yemem, der Vural, ayağa kalkıp odasına girer.
Elif, Vural bezelye yemiyor, der kız büyük gözlerle.
Vural kanepede çantasını yere bırakıp oturur.
Bu aslında benim odam, der Ayşe.
Vural, gel, nerede kalacağız gösteriyorum, bağırır Elif.
Bensiz de sorun değil, homurdar Vural, kanepeden kalkarken.
Ana, Vurala ne pişireceğini düşün.
Yarım paket sucuk kaldı, diye omuz siler Ayşe.
Yeter, biraz hardal, ketçap ve ekmek yeter, yanıtlar Vural.
Tamam, der Ayşe mutfağa yönelirken.
Ayşe iki kızarmış sucuk, bir tabak bezelye püresi ve bir kase salata koyar ve iştahla yemeye başlar.
Elif, niye tek başına yiyorsun? diye kız mutfağa girer.
İşten yeni geldim, acıktım, der Ayşe, sucuk çiğnerken. Yemek isteyen kendisi yapar. Bu arada bir sorum var. Vural neden bizimle kalacak?
Niye? O benim eşim.
Ayşe neredeyse boğazına takar.
Eşim mi?
Evet, öyle. Kızım artık büyüdü, evlenip evlenmeyecek diye kendisi karar verir. Ben de on dokuz yaşındayım.
Elif, düğünümü bile davet etmediniz.
Düğün yok, sadece evlendik ve bu kadar. Şimdi eş gibi yaşıyoruz, der Elif, annesine bakarak.
Tebrik ederim. Neden de evlilik olmadan?
Eğer düğün parası varsa, bize verebilirsin, harcayacak yer buluruz.
Anladım, söyler Ayşe, akşam yemeğini bitirirken. Neden bizim evimiz?
Çünkü iki odalı bir daireleri var ve dört kişilik yaşıyorlar.
Kiralama düşünmediniz mi?
Neden kiralayalım ki, benim odam var, şaşırır Elif.
Anlaşıldı.
Bir şeyler verir misin?
Elif, ocakta bir tencere çorba, tavada sucuk var. Azsa buzdolabında yarım paket daha var. Alıp yiyin.
Anne, bir damadı var artık, söyler Elif vurgulu.
Ne? Ben burada bir ritüel dansı mı yapacağım? Ben işe gittim, yorgunum, o ritüelleri bırakalım. Elinizi ayaklarınızı kendiniz bakın.
İşte bu yüzden evlenmemişsin! der Elif kızgınca ve kapıyı çarparak odasına gider.
Ayşe yemeğini bitirir, bulaşıkları yıkar, masayı temizler ve odasına gider. Orada kıyafet değiştirir, çantasını alır ve spor salonuna yönelir. Hafta içi birkaç akşam spor salonu ve havuza gider.
Saat on ikine doğru evine döner. Sıcak çay için mutfağa girdiğinde bir felaket görür: çorba tenceresinin kapağı kayıpsız, çorba kurumuş ve çatlamış, sucuk paketleri masada, bayat ekmek paketinden çıkmış, tavada yanmış bir iz var ve bir çatalla anti yapışmaz kaplama çizilmiş. Lavaboda bulaşık, yerinde tatlı bir sıvı birikintisi, daire sigara kokuyor.
Vay be, bu yeni bir şey. diye düşünür Ayşe. Kapıyı açar, genç çift şarap içerken sigara içiyor.
Elif, mutfağı temizle. Yarın yeni bir tava al, der Ayşe, odasına dönerek kapıyı açık bırakır.
Elif, neden temizleyelim? Tava için para bulamıyorum, okula gidiyorum, ben çalışmıyorum. Bulaşık sana zor mu?
Şöyle ki, bu evin kuralları: yedin mi temizle, kirledin mi temizle, bir şey bozduysan yerine yeni al. Herkes kendi işini yapar. Tava çok pahalı değil ama şu an kullanılamaz hâle geldi.
Bizi burada yaşamaya istemiyor musun? diye bağırır Elif.
Hayır, yanıtlar Ayşe sakinçe.
Şu an kızını azarlamak istemez, geçmişte de Eliften böyle bir şey görmemiştir.
Ama benim bir payım var.
Hayır, daire tamamen benim, ben yaptım, ben aldım. Sen sadece kayıtlısın. Masraflarımı karşılamaya kalkma. Burada kalmak istiyorsan kurallara uy.
Elif, hayatım boyunca senin kurallarına uyuyorum. Evlendim, artık bana ne yapmamı söyleyemezsin, bağırır Elif. Zaten yaşlandın, daireyi bize vermelisin.
Sana binanın önündeki koridoru ve bir bankta oturma yerini veririm. Düğün mü? Beni hiç sormadın. Burada tek başına mı yoksa eşinle mi kalacaksın, ama o burada kalmayacak, der Ayşe sertçe.
Elif, gidelim, diye bağırır, eşyalarını toplar.
Beş dakika içinde Elifin yeni damadı da odaya fırlar.
Anne, sakin ol, her şey yolunda, der Vural, bir yudum alkol alarak sallanır. Elifle burada kalacağız, geceleri kaçmayacağız. İyi davranırsan, gece sessiz bir aşk hayatı da olur.
Ne annen oldum ben sana?, kızgınlıkla söyler Ayşe. Annen baban evde, şimdi gel, eşini de yanına al.
Tamam, şimdi, der Vural, yumruğunu Elifin yüzüne doğru kaldırır.
Ayşe, eldiven takmış parmaklarıyla yumruğu tutar, tüm gücünü yayar.
Çek elini, deli! der Vural.
Elif, ne yapıyorsun? diye bağırır Elif, annesini Vuraldan uzaklaştırmaya çalışır.
Ayşe Elifi iterek Vuralın karnına dizini çarpar, ardından dirseğiyle boyununa vurur.
Bizim bu kavgayı kayda alacağım, diye bağırır Vural, sizinle dava açacağım.
Bekle, şimdi polisi ararım, kaydı daha kolay tutarız, der Ayşe.
Genç çift kaçıp iki odalı şık daireyi terk eder.
Artık annem değilsin, bağırır Elif, torunları da göremeyeceksin.
Ne acı, diye alay eder Ayşe. Bir gün kendime vakit ayıracağım.
Ayşe ellerine bakar, tırnaklarından bazıları kırılmıştır.
Tamamen sizden zarar gördüm, homurdanır Ayşe.
Onların gidişinden sonra mutfağı temizler, çorbayı ve o lanetli tavanı atar, kapı kilitlerini değiştirir. Üç ay sonra işyerinin önünde Elifle karşılaşır. Kız çok zayıflamış, yanakları çökük, mutsuz görünür.
Anne, bu akşam ne var? diye sorar.
Bilmiyorum, henüz karar vermedim. Sen ne istersin?
Tavuk ve pilav, der Elif, tükürürken. Ve bir Rus salatası.
O zaman tavuk alalım, yanıtlar Ayşe. Rus salatasını sen kendin yap.
Elif bir şey sormaz, Vural ise artık hayatlarında yoktur.




