Lenocam, çocuğa red yazmadan önce yüz kere düşün! Sonra iş işten geçmiş olacak.

15 Mayıs 2025

Bugün, hastanemizin doğum servisinde yaşananları kaleme alıyorum; bir kez daha insan kalbinin ne kadar kırılgan olduğunu gördüm. Hastamız, 17 yaşında bir kız çocuğu, adı Sevda. Ailesiyle birlikte İstanbulda yaşıyor ve babası Veli, sert disiplinli bir adam. Çocukluğundan beri ona eğitim al, meslek sahibi ol, evlenmeden çocuk yapma sözlerini tekrarlayan Veli, kızının hamile kalmasını bir utanç kaynağı olarak görüyor.

Sevda, hamileliğini sakladı. Babam beni böyle bir durumla bulursa, ne yaparım? diye iç çekti. O da benzeri çocuğu kucağa almazsan evden kovulur gibi uyarıları hatırlıyor. Ben ona, Hayat bazen beklenmedik sürprizler getirir, baban bir gün seni bağrına basabilir; belki bağırır, belki kızar, ama sonunda torununu kucaklayacaktır dedim. Fakat Velinin sert karakteri, Sevdanın zihninde derin bir korku bırakmıştı.

Sevda, doğum yapmadan önce bir kez daha babasına Eğer çocuğu doğurursam, bana evden atılacağım demişti. Babası ise Ben ellerimi yıkıyorum; bu çocuğa ihtiyacım yok diyerek sorumluluktan kaçındı. Sevda, babasının bu tavrına inandı ve çocuğu terk etmeyi planladı. Ancak doğum sonrası, sağlıklı, yanakları tombul bir erkek bebek dünyaya geldi: adı Emir.

Sevdanın annesi Ayşe, ona sekizinci sınıfta, bir iş kazasında, kolektif taşıma aracıyla kaza geçirdi ve hayatını kaybetti. O günden beri Sevdanın dünyası ikiye bölünmüştü: bir yanda annesinin yokluğu, diğer yanda babasının öfkesi. Veli, Eğer çanta çuvalı gibi bir şey getirmezsen, evden kovulursun diyerek kızını daha da ezdi. Sevda ise okulu altın madalya ile bitirip tıp fakültesine girdi; babası ona doktor ol, saygı gören bir insan ol diyordu, ama aynı zamanda çocuğu kucağa almazsan, namusun düşer uyarılarını da sürdürdü.

Üniversite ikinci sınıfta, Sevda dans kursunda bir gençle, adı Kerem, tanıştı. İlk aşkını yaşadı, evlenip mutlu bir hayat kuracaklarını hayal etti. Kerem onu terk ettiğinde hayalleri paramparça oldu; Sevdanın içindeki umut çiçeği bir anda soldu.

Doğumun ardından Sevda, çocuğu Emiri terk etmeyi düşündü. Onu reddetme belgesi imzaladı ve hastaneden sessizce ayrıldı. O gün, üç anneyle bebekleri aynı odada, Sevda duvarın köşesine dönüp diğer annelerin bebeklerini beslemelerini izledi, ama kendisi bir kez bile Emiri eline almadı. Hemşireler, Belki bir kez daha düşünürsünüz diye ikna etmeye çalıştı, ama Sevda kalbini kapalı tuttu.

Ertesi sabah, hastane koridorunda bir doktor, Nerede Emir? Henüz teslim edilmedi mi? diye seslendi. Sevda hızla geri döndü, Onu alacağım! Onu bırakmadım! diye haykırdı. Gözleri yaş doluydu. Bütün gece onun ağlamasını duyuyordum, kalbim parçalanıyordu. demekle yetinmedi, bir kez daha Emiri eline alıp beslemeye başladı.

Babası Veli, sevgi ve öfke arasında gidip geldi. Seninle gurur duyuyorum, torunum var artık, dedi, Ama sen yine de ona çocuk çuvala atma demeden olmaz. Sevda, babasının gözlerinde bir anlık kırılma gördü; bir zamanlar babasının sertliği onu kırmıştı, şimdi aynı sertlik bir sevgiye dönüşüyordu.

İşten çıkıp evime dönerken, bu olay bana şunu öğretti: Ailelerin, özellikle babaların, çocuğu dışarı çıkarma, evden atma gibi eski kalıplarını yıkan bir nesil olmalı; sevgi ve merhametle yaklaşmalı; yoksa bir çocuğun ve bir annenin hayatı bir anda darmadağın olur. Sevdanın ve Emirin hikâyesi, insanın en karanlık anlarında bile bir umut ışığının yanabileceğini gösterdi. Bu, benim kalbimde saklı bir ders: Sevgiye, affa ve ikinci şanslara her zaman yer vermeliyiz.

Rate article
Lifequest
Lenocam, çocuğa red yazmadan önce yüz kere düşün! Sonra iş işten geçmiş olacak.