Eskiden, sevgili bir akrabamın telefon ekranına bakıp kaşlarını çattığım bir gün vardı. Oğlu Kemalin mesajı tek cümleydi: Boşandım. Çocukları al ve Cumaya kadar evi boşalt.
Ne? Boşanma mı? diye haykırdım, elindeki çayı neredeyse döktüm.
Aynı anda telefon çaldı; numarada kayınvalidem Ayşe Hanımın adı yanıyordu.
Merhaba, Ayşe Hanım? dedim.
Elif, zaten biliyorsun, değil mi? diye neşeli bir ses duyuldu. Kemal kararını verdi. Daire bizim, hatırlarsın, evlenmeden önce almıştık. Geçen hafta arabayı da kendine tescil etti.
Sandalyenin kenarına oturdum ve aklıma bir soru döndü: Geçen hafta mı? Bütün bunları önceden mi planlamıştı?
Ya çocuklar? Nerede kalacaklar? dedim.
Senin sorunun, diye kayınvalidem kısaca yanıtladı. Kemal çocuk parası ödeyecek. En azından. Ama mahkeme karar verene kadar.
Ama ben
Başka bir aramam var, görüşürüz! diyerek hattı kesti.
Saati gördüm; Mert ve Zeynep, okula yeni dönmek üzereydi. Onlara ne söyleyecektim? Yedi yıl boyunca yaşadıkları evi nasıl terk edeceklerini nasıl anlatacaktım?
Bir an sonra, kayınvalidemden kısa bir mesaj geldi: Uzun süredir beklediğimiz, sen hiç Kemale değer vermedin, daima memnuniyetsiz dolaşıyordun.
Memnuniyetsiz miyim? diye bağırmak üzereydim. İki işi aynı anda yürütürken senin kardeşin kendini buluyordu diye mi?
Bir gün içinde her şeyi topladık. Şehrin dışındaki eski bir apartmanda bir oda buldum; ev sahibi, yorgun gözlü, yuvarlak bir kadındı, sadece çocuklara bakıp başını salladı:
İçeri girin. İlk ve son ayı peşin verin.
Mert sessizce çantasını taşıdı, Zeynep de erkek kardeşinin elini tutuyordu; yüzleri hâlâ yetişkin gibi somurtkandı.
Anne, baba nerede? dedi Mert, duvar kağıdı dökülmüş ominik odada.
Bilmiyorum. Sormazsan da öğrenemez.
Anneanne? diye Zeynep fısıldadı.
Onu da aramıyoruz.
Akşam olduğunda, çocukları çekyatın üzerine serdikten sonra pencere kenarında oturdum. Komşunun duvardan gelen yüksek horlaması ve aşağıda bir grup içkili erkeğin bağırışları duyuluyordu.
Şimdi ne yapacağız? diye karanlığa sorduğum kendime.
İş yerinde ise Personel azaltma diye bir gerekçeyle işten çıkarıldım. Başkanım gözlerini kaçırdı; biliyorum ki Kemal elini çabuk tuttu, kasabadaki bağlarıyla.
Bir hafta sonra kayınvalidem beni aradı.
Elif, nasılsın? Torunlar için endişeliyim.
Harika, Ayşe Hanım. Mükemmelse.
Paranız var mı? Belki belki Kemale telefon açarsın? Uzlaşmak istersin? Çocukları bu hale getirmeye ne gerek var?
Teşekkür ederim, gerek yok. Baş edebiliriz.
Sen ne kadar dayanacaksın? Bir ay mı, iki mi? Kemal diyor ki duvara çivi bile çakamazsın.
On yıl evli olduğum sürede bu sözleri defalarca duymuştum. Biz olmadan bir şey değilsin, Seni çamurdan çıkardık, Şükür et, Kemal seni evlat edindi.
O akşam, çocuklar uyurken kapı çaldı.
Komşu! dedi alt kattaki yaşlı kadın. Ben Nermin, hatırladım ki zor durumdasınız. Çay içmek ister misiniz?
Çay eşliğinde Nermin, başvurabileceğim sosyal yardımları, ücretsiz topluluk merkezindeki aktiviteleri ve ek iş bulma yollarını anlattı.
Kızım da aynı şeyleri yaşamış, o da başardı. Siz de başaracaksınız.
O gece uyumadım. Ev temizliği, Köpek gezdirme, Kıyafet tamiri ilanları yazdım. Telefon sessizdi, eski ailem hiç aramadı. Artık onların sesini beklemiyordum.
Üç gün sonra bir telefon çaldı; bir apartman temizliği işi.
İki saatlik iş, dedi kadın. Beş yüz lira.
Bu az, diye şaşkınlıkla yanıtladım. Yedi yüz.
Altı yüz, bir kuruş daha fazla yok.
Eve dönerken ekmek, makarna ve kıyma aldım.
Mert, Zeynep, gelin buraya, dedim odanın içine girerken. Şimdi yemek yapmayı öğreneceğiz.
Baba kötü yemek yapar demişti, diye Mert, makarnayı karıştırarak fısıldadı.
Baba hep bir şeyler söylerdi, dedim, saçını okşadım. Şimdi hep birlikte yeni şeyler öğreneceğiz.
Nermin, yardımlarını sürdürdü; çocukları ücretsiz kulüplere kaydettirdi. Dans ve satranç kulübü var, Zeynep esnek, Mert akıllı, dedi. Siz çalışırken onlar orada olur.
Akşamları dikiş makinesini çöp kutusundan bulup tamir ettim. İlk siparişler komşulara perde yapmaktı.
Altın ellerin var, diye övdü Nermin. Fiyatları düşük tutma, kendini satma.
Kemalin evinde ise dedikodular çırpınıyordu.
En çok bir ay dayanacak, dedi Ayşe, çayını kızına ve Kemala doldururken. İki çocuğu nerede tutar? Becerisi yok, eğitimi yok.
Kıza geri dönecek mi? diye Lena, Kemalin kız kardeşi, alayla sordu.
Kısa vadeli bir plan, dedi Ayşe, çocuk parası gecikiyor.
Kabul ettik, hâlâ resmi boşanma yok, diye inkar etti Kemal. İşim de zor, Zeynep salondan ayrılıyor, işim sallanıyor.
Kocanın sevgilisi mi? diye Lena alayla sordu.
Ben özgürleştim, diye Kemal yanıtladı. O konuyu kapatalım, çaya geçelim.
Cumartesi pazarda ilk el yapımı ürünlerimiönlük ve mutfak önlüğüsatmaya başladım. Zeynep düzenli bir şekilde ürünleri dizdi, Mert müşterilere bağırıyordu.
Ne güzel aile, dedi orta yaşlı bir kadın, tezgâhıma bakarak. Bu işiniz ne?
Benim, diye mahcup bir gülümsemeyle söyledim. Akşamları dikiş yapıyorum.
Sektör mü? diye sordu. Ben Marinayım, spor kulübünün yöneticisinin eşi. Becerilerinize ihtiyacımız var. Pazartesi gel, konuşuruz.
Eve dönerken Mert bir şey sordu:
Anne, neden bu kadar heyecanlanıyorsun?
İş buldum! Gerçek bir iş!
Harika! dedi Zeynep. Yeni kalem alabilir miyiz?
Ve buradan taşınabiliriz, diye ekledim, eğer işler yolunda giderse.
Spor kulübünde uzun boylu, askeri duruşlu bir yönetici beni karşıladı:
Temizlikçi ve terziye ihtiyacımız var. Spor üniformalarını dikmek, numara eklemek, gösteri kostümleri yapmak.
Ben yapabilirim, dedim kararlı bir sesle.
Başlayın haftaya, dedi Marina, gülümseyerek.
O akşam, uzun zamandır gözyaşı dökmemiştim; ama bu sevinç gözyaşıydı.
Nermin, başardım, diye fısıldadım komşunun mutfağında. Gerçekten işe yarıyor!
Ne bekliyordun? dedi yaşlı kadın. Şansını hiç denemedin. Şimdi uç, küçük kuş!
İlk maaşım elli bin lira nakdi geldi; benim için bir servetti.
Sayalım, dedim çocuklara, faturaları masaya dökerken. Kira, yemek, birikim.
Yeni ayakkabılar alabilir miyim? diye sessizce sordu Mert. Ayak bileğim eski olanın içinde sıkışıyor.
Alacağım, Zeynepe sandalet, ve yeni bir daire mi? Küçük ama bizim.
Bir hafta içinde beş katlı bir panel blokta bir yatak odalı bir daire bulduk.
Sekiz bin lira kira, dedi ev sahibi, dahası aidat.
Kabul ediyorum, diyerek pazarlık bile yapmadım.
Nermin taşınmada yardımcı oldu; eski bir kanepe ve iki tabure getirdi.
Düğün hediyen, diye güldü. Yavaş yavaş yerleşeceksin.
Spor kulübünde işler yolunda gitti; sabahları sınıfları temizliyor, öğleden sonraları dikiş makinesinde üniformalar dikiyordum. Yönetici söz vererek bana bir bonus bile vaat etti.
Bir gün eski gösteri kostümlerini düzenlerken bir fikir ortaya attım:
Yeni bir tasarım deneyeyim mi?
Marina merakla:
Taslakları göster.
O gece çocukları yattıktan sonra taslakları çizmeye başladım, sabah beş tasarımı Marinaya sundum.
Harika! dedi, Yuri Bey, bir bakın terzim ne güzel!
İki hafta içinde kulüp yeni kostümler için bütçe ayırdı; ben resmi olarak tasarımcı ilan edildim, maaşım beş bin lira arttı.
Kasabada dedikodular yayılıyordu:
Kemalin eski eşi çocukları spor okuluna gönderdi, iş buldu.
Artık bir dairesi var, normal bir ev.
Bu haberler Ayşenin akşam yemeği sofrasına ulaştı.
Eski eşiniz iyi bir yere yerleşmiş, dedi, salata serv ederken. Spor okulunda çalışıyor, çocuklar da orada.
Hayır, diye Kemal çatalını birden bıraktı. Sadece temizlik yapıyor.
Yalnız değil, Lena araya girdi. Ben bir arkadaşımın onu bir veli toplantısında gördüm. Terzi olarak sipariş alıyor, kuyruğu var.
Nasıl bir kuyruk? diye Kemal çiğneyerek sordu. Hiç bir şey bilmiyormuş!
Sonra öğrendi, diye Nermin hafifçe gülerek yanıtladı. Çocuklar temiz, düzenli; annesi tek başına büyütüyor.
Para bile talep etmiyor, dedi Ayşe kaşlarını çatarak.
Belki o kadar da işe yaramaz değildi, diye Lena alayla ekledi.
Kemal o akşam masayı çarparak kaldırdı: İşim var.
Kayınvalidenin telefonunun çaldığı o gün, Kemal, ne zaman çocuk parası ödeyeceksin? Vicdanın olsun! diye bağırıyordu.
Ben de, bir kez daha, Bu sevgi dolu geçmişi hatırladığım için pişman değilim, diyerek telefonumu kapattım.
Aylar sonra, hayatım dengeye oturdu. Spor okulunda terzi olarak terfi ettim, serbest olarak okullar için üniforma diker, müşterilerim artarak geliyordu.
Anne, bir asistan lazım mı? diye sordu Mert, desen yığınına bakarak. Yapamazsın.
Olur, dedim, Ama yeni yıl tatiline gideceğiz, biletleri aldım.
Gerçekten? Zeynep gözleri parlayarak bağırdı. Kar olacak mı?
Olacak, kızak ve buz pistinde kayacağız.
O akşam kayınvalidem yine aradı.
Elif, nasılsın?
İyiyim, Ayşe Hanım.
Yeni yıl yaklaşıyor, çocukları ziyaret etsek? Baba ve ben özlemişiz.
Zaten planımız var; bir tatil köyüne gideceğiz.
Nereye? şaşkın bir sesle sordu.
Kış tatili, kayak ve buz pateni.
Belki uzlaşırsınız, dedi, Kemal de yanlış yaptı.
Geçmişte kalmadı, dedim, babamız ne zaman yokken biz çorap bile bulamıyorduk, sadece bir çatı altında uyuyorduk.
Ertesi gün spor okulunun bahçesinde, Kemal devasa bir çiçek buketiyle belirdi.
Konuşabilir miyiz? diye uzattı.
Neden? diye sormadım, buketi reddettim.
Yanlışlarımı anladım, yeniden başlayalım mı?
Kemal, gözlerine baktım, evden atıldığımızda ölmeyi düşündüm. Sonunda anladım ki bu, hayatımdaki en iyi şeydi. On on yıl boyunca beni değersiz hissettin; seninle bir şeyler yapabileceğimi fark ettim.
Çocuklar bir babaya ihtiyaç duyuyor.
Güvenilir bir baba. Çocuk parası zamanında öde, bizi ziyaret et, ama geri dönemezsin.
Eve döndükçe, onlara yeni bir dizüstü bilgisayar hediye ettim.
Bu senin çalışman için, dedim, Moda tasarımı kurslarına kaydoldum. İleriye bakıyoruz.
Anne, babaya bir daha dönmeyecek misin? diye sordu Zeynep bir akşam.
Hayır, kendi hayatımızı yaşayacağız. Babam ziyaret edebilir, isterse.
Mademki artık huzurlu, diye Mert birden içini döktü. Eskiden sürekli bağırış vardı, şimdi sessiz.
Kucaklaştık, Daha da güzel olacak, söz veriyorum.
İlkbaharda küçük bir atölye açtım, kredi alarak ekipman satın aldım. Nermin, geç saatlerde çocukları bakarak bana yardımcı oldu.
Harikasın, dedi komşum, bu çukurdan çıkabildin.
Bazen her şeyi kaybetmek, ne kadar güçlü olduğumuzu gösterir, diye düşündüm, kapıyı kilitlediğimde.
Akşam spor okulunda bir gösteri geldi; kostüm tasarımlarım bölgesel yarışmada ödül kazandı, yönetici daha fazla iş birliği teklif etti.
Evde, ödevler, yarım kalmış bir elbise ve sıradan bir akşam vardı. Artık eminim ki, birlikte her şeyi başaracağız. Çünkü eski bir hayatın sonu, yeni ve daha güzel bir başlangıçtır.




