Komşular
Bak, tıskırdı Veli, sen ona evlenmişsin, ama ne yemek yapıyor ne de çamaşır yıkıyor. Ben de bir gün seyrüseferdeki kulübede otururken, genç eşimin hâlâ odada uyuduğunu izliyorum.
Yan komşum Nihat, motorunun üzerine bir kepçe anahtarı çeviriyordu:
Veysel, henüz düğün gününü kutlamadık, eşini biraz dinlendire de.
Ne? Düğün derken bahsetmek istemiyorum. O gün bütün sinirlerimi tüketti.
Tüketti mi? merakla sordu Nihat, başını yana eğerek.
Veli bir avuç ay çekirdeği kabuğu tükürüp kaşlarını çattı:
Şöyle bir şey! Evlenmeden önce ona bir dulaklık getirmiştim, yarı gün boyunca bahçede koşturup, tuhaf bilmeceler çözmesini istediğimde, hatta bir çingene dansına zorladım. Yeni pantolonları bile zorlanıp yırtıldı.
Babam bana o pantolonları verdi, ben de evlendim, ama odasına varmadan öylece cehennemin döngülerinden geçtim, o da yok! Pencereyi açıp kaçtı. Köyde yarı gün arandı, sonunda gülerek buldular, Kararımı değiştirdim, dedi. Ben buketi ezdiğimde ağladı. Şaka anlamazsın! dedi. Düğün töreninde bir tavşan gibi davranıyordu, sanki beni zorla evlenmeye zorlayan bir köle gibi. Banko gecesinde bana dokunmaya bile izin vermedi, elbisesini kirletmekten korktu. Veli, balık kızartması yedin, parmakların kirli, dedi. Benim elbiselerim pahalı, sen bir peçete değilsin.
Dolayısıyla, Kâzım, düğünden bahsetme.
Nihat anahtarını bıraktı, şapkasının altından kaşlarını kesti:
Veysel, benim de bir şey var. Elif, benim kızım, böyle felaketleri hiç yaşamamıştı.
Her kadın normal, ben bir aptallıkla evlendim. Sabah kalkıp bütün işi yapıyorum, o da uyuyor! En azından bir çaydanlık koyardı.
İşe bir şey ister mi?
Nihat şaşırdı.
O iş aramıyor. Öğrenimden sonra dinlenmek istiyorum, diyor. Anneyle beraber gizlice ona takı gönderiyorlar, yoksa ben de bir kere kıvırırdı.
Nihat düşünceli bir sesle bağırdı, arkadaşının yanına yaklaştı ve sert bir bakış attı:
Veysel, kötü bir duruma düşmüşsün. Tembel bir eş bulmuşsun, çabuk bir çocuk doğuruncaya kadar onu bir kenara at.
Nasıl bilirdim ki Çelebi ailesi kızlarını tembel yetiştirmiş? Lale altın, derlerdi. Yalan söylediler. Şimdi neşeyle dolaşıyorlar, sanki beni bir balast gibi atmışlar.
***
Köyde nehir usulca akıyor, çekirgeler otların içinde cıvıldıyor, ara ara inekler bağırıyor, köpek havlıyor, tavuk öter. Tozlu yollarda traktörlerin ve motorların sesleri nadiren duyulur, kovalar çınlar…
Kâzım! pencereden bağırdı kulübede Elif, Akşam yemeği hazır, içeri gel.
Şimdi geliyorum, tembelce döndü Nihat, motoruna yaslanıp komşularının evine doğru baktı. Yeni evli çiftin evinde ilginç şeyler oluyordu, açık pencerelerden her ses duyuluyordu.
Veli, patatesi soy, ben soğanı alırım, tatlı bir sesle Leyla’nın (Velinin genç eşi) mırıltısı yankılandı.
Neden ben patates soyayım? Kadın işi bu, duydu Nihat, Velinin sesini. Ben de zaten tavuk kesiyorum.
Heh, gülerek yanıtladı Nihat, Sadece çorba pişiriyorlar, ama benim evde zaten hazır!
Ben meşgulüm, duyuldu bir kadın sesi. Saç tokalarını topluyorum.
Ah, seni bekleyeceğim, Leyla!
Ben senin için güzel olmak istiyorum, çirkin değil. Dalgalı saçlarımla Sophie Loren gibi görünmek istiyorum. Gerçekten, herkes öyle diyor. Biliyor musun? dedi Leyla, Video kayıtlarım ve disklerim var.
Nihat başını salladı, komşu evin pencerelerine baktı.
Ne cevap verirler? düşündü.
Sonra motorunu bırakıp çatıya doğru yürüdü, sessizce bahçeye girdi, pencereye baktı. Velinin genç karısı odada dönerken, saçları kabarık bir topuzda, Nihat gözlerini Veliye çevirdi. Veli de masada oturmuş, çorbayı karıştırıyordu.
Nihat iştahsız çorbayı yedi, karısının tok bir yüzüne baktı ve iç çekti:
Katıksız bir şey hayal edebiliyor musun, Veli?
Ne oldu? şaşırdı karısı.
O, Çelebi ailesinin kızı Lale ile evlendi, şehirden yeni geldi.
Hatırlıyorum, ekledi Elif, öğretmenlik yapıyormuş, ama hiç bitirmemiş.
Onu hatırlıyorum, küçücük bir şeydi. O da bir aptal kafalı, kafası sadece dans ve moda. Veli de aptal, sessizce evlenmiş, senin kız kardeşin Merve hâlâ genç kızlarla takılıyor, belki daha iyisini bulmalıydı.
Elif, yuvarlak yüzünü çevirip Merveyi hatırlamaktan kaçındı. Merve, çocukluğundan kilolu bir kızdı, ama zamanla Elif de şişti, iki kız da yuvarlak, kolay bir bal gibi oldu.
Komşu evde müzik yüksek çalıyor, kadın kahkahaları yankılanıyordu. Nihat kaşlarını kaldırıp pencerelere baktı, ardından Veliyi bahçede buldu, domates bağlarken.
Ne var, Nihat?
Evdeki bu gürültü ne? Gün ortasında bir çığlık gibi.
O Kâzım, Lalenin arkadaşı Lara geldi, şehirden. Gürültü yapınca radyoyu açtı.
Nihat, Veliye sert bir sesle bağırdı:
Ne kadar sabredersin bu aptalca hâlâ? Eve girip iş yapmadan, eşin bir yanda oynuyor.
Veli ağır bir bakış attı:
Ne yapayım ki? O mutluysa oyun oynasın.
O artık çocuk değil! Evlendi, anne olacak! Ona itaat et, arkadaşını evden at, radyoyu pencereden at! Benim evde kadın yok, hiç dostu yok!
Veli moralleri bozuldu, Nihata kızdı:
Git sen, Nihat, karına komut ver. Ben kendim hallederim.
***
Ertesi gün yağmur yağdı, gökyüzü gri, güneş yoktu. Nihatın karısı Elif mutfakta reçel yapıyordu, Nihat evde dolaşıyordu.
Sıkıldım, Elif.
Mantarlara git. Yağmur sonrası taze mantarlar çıkar, önerdi Elif.
Tek başıma gitmek istemiyorum.
Veliyi çağır.
Nihat iç çekti.
Ah, o bana kızmış olabilir.
Nihat pencereye baktı, Veli kılıf bir çanta ile evine doğru yürüyordu.
Selam komşular, kapıyı açtı,
Nihat dışarı çıktı.
Kâzım, balık somonunu getirdim, kendim tüttüm, dene.
Nihat gülümseyerek:
Balık severim, hadi çay içelim.
İkisi sessizce masaya oturdu. Nihat sonunda sordu:
Aile hayatı nasıl? Karın gitti mi?
Gitti.
Nihat gazete kağıdını büküp tekrar işe koyuldu:
Veli, karın şimdi ne yapıyor?
Lale markete gitti.
Ne alacak? sordu Nihat. Bir paket mantı ve ruj? dedi Elif, Benim karım markette kozmetik alıyor, ama aileye bir şey almazsa ne olur?
Elif tencerenin başında durdu, Veli ise başını yere eğdi.
Almasını izin ver, o kendini süslüyor, dedi Veli.
Neden? Nihat sordu.
Birlikte karar verdik, kadınlarımız birbirine arkadaş olsun, benim Elifim ona temizlik ve yemek öğretir, boş boş vakit kaybetmesin!
***
Lale, konuşmamız lazım, dedi Veli.
Ne var canım? eşinin sesi kulakları çınlattı.
Lale beyaz saçlarını boyamış, kirpiklerini uzatmış, kaşlarını belirginleştirmişti.
Beğendin mi? sordu Lale.
Evet, tamamen farklı bir kadın oldun.
Bu, arkadaşım Tülay, kuaförde çalışan, bana bakım yaptı.
Lale, komşu Elife sevindi:
Neden olmasın? Ben de gitiyorum.
Genç eş, aşırı kokulu parfümler sürmüş, Velinin burnunu yakmış, güzel bir elbise giymiş, makyaj yapmış, dışarı çıktı. Geri döndüğünde sessizleşti, bir hırka giyip saçını topuza topladı.
Veli, oturduğu kanepede dedi, bana komşulara şikayet ettiğin için mi?
Ben?
Evet, duyduğum her şeye Eğer memnun değilsen, söyle! Neden başkalarına şikayet ediyorsun?
Lale gözyaşları içinde kendini tutamayıp ağladı. O günden sonra değişti, aynaya bakmayı bıraktı, evde temizlik yaptı, kek pişirdi. Her gün komşuların evine gidip karanlık gibi döndü, sessiz ve düşünceliydi. Gülümsemesi ve neşesi kayboldu, evde kadın kahkahası duyulmaz oldu, müzik çalmazdı.
Bir sabah Veli erken kalktı, eşi yatakta yoktu. Kapıdaki notta:
Veli, düşündüm ve karar verdim. Kötü bir eş oldum. Sen hep şikayet ediyorsun, ben dayanamadım. Ayrılalım. Beni arama, bulamazsın. Hoşça kal.
Ne yani? bağırdı Veli içinden. Lale, canım Lale!
Komşu Nihat ilk gelen oldu:
Kaçtı, ne olsun, kıyafetiyle bir çarşaf gibi… Köyde yaşamaktan sıkıldı, şehirde daha eğlenceli, ben de sana yeni bir eş bulurum, çalışkan birini.
O sırada Velinin evine komşu kızı Elif ve kız kardeşi, yuvarlak yüzlü Merve, çatal ve tencereyle koşuşturuyordu.
Merve, sen benim eşim misin? Nihat şaka yaptı. Veli sinirlendi, yüzünü çevirip gitti.
***
Nihat pencereden komşunun evine bakıp düşündü:
Neden burada oturmuyorum, balık tutmaya kimle gideceğim? Elif!
Ne bağırıyorsun? mutfaktan ses geldi, kızgın Elif.
Son zamanlarda çiftler arasında bir kara kedi geçişi gibi bir şey oldu: kaçak sevgili Lale nedeniyle Elif de karakter değişti, Nihatı rahatsız ediyordu.
Ne Elif, ne Elif? eşinin sesi asıktı. Beni işten uzaklaştırdın, nefes bile alamıyorum.
Nihat endişeyle mutfağa koştu:
Neden yorgunsun?
Elif kocasına bakarak:
Ben bir insan değil miyim? Çalışkan bir at mı? Kadınım, Kâzım. İçki ve ruj istiyorum… Kendimi aynada görmek, şehirde alışveriş yapmak, elbise denemek istiyorum
Anladım, rüzgar nereden esiyor, Lalenin etkisi bu.
Lalenin işi değil, iç çekti Elif. Artık seninle hayatı görmeyi bırakıyorum. Sürekli ocakta, ahırda… En son ne zaman dans ettim? Lise mezuniyet balosunda seninle. Ah, Kâzım
***
Veli köye döndü, çabucak pencereleri, kapıları çakmaya başladı. Nihat bir çekiç sesini duyunca koştu.
Ne yapıyorsun burada, Veli?
Nihat kapıda şaşkın bakışlarla Veliye baktı.
Göçüyorum komşu.
Nereye?
Nihat ağzını açtı, korkmuş bir şekilde:
Ben Kâzım, şehir merkezine gidiyorum, orada kulüp, kafe var, karımı oraya götürebiliriz.
Hangi karı? Lale kaçtı.
Buldum
Veli dönüp gülerek:
Laleyi buldum. Şehirde iş buldu, ev kiraladı, ona doğru gidiyorum.
Nihat şaşkınlık içinde bağırdı:
Delirdin mi, Veli? Aptal birine güvenip yaşıyorsun! O kadar aptal ki! Söyledin kendi kafama evlendim, bunalmıştım Sonra çoraplarımızı, eşimizi geri getiremeyecek misin? Düşün, benim kız kardeşim Merveyi al, o çorba yapar, börek pişirir, gömlek yıkar!
Veli kahkaha attı, başını salladı:
Mutluluk kekte mi? Sevdiğim kadında. Yarı mamullerle besleniriz, ama yanımda güzelim var!
Nihat bağırarak durmak istedi, ama Veli sadece gülüyordu ve işini bitirip koştu.
Ne talihsizlik, düşündü Nihat, aptal bir eşle evlendi, aynı aptal oldu. İki ayak bir çorap
Nihat eve döndü, iç çekti, başını salladı. Kapının önünde oturmuş, valizini kucaklayan Elif oturuyordu.
Neden buradasın? Nihat şaşkın.
Kâzım bitti. Artık senden ayrılıyorum.
Nereye?
Elif gözyaşları içinde, bavulunu yere bırakıp göğsüne koydu:
Gidiyorum şehir merkezine, iş bulacağım! Seninle çalışmaktan bıktım! Ben de Lale gibi özgür olmak istiyorum
Nihat sessizce elini uzatıp bavulu aldı, karısını sarıldı.
Söyle, Elif
Kadın iç çekti, gözleri doldu:
Yorgunum, bir şey söyleyerek masaya vururdum Belki de seni dinlemeseydim…
Nihat derin bir nefes aldı:
Yorgunum demeliydin. Masaya yumruğunu vururdun Seni duymasam, Elif
Kâzımın, Nihatın aklındaki eski kalıplar kırılmaya başladı.




