İstanbul sokakları bugün baharın gürültüsüyle çalkalanıyor; insanlar uzun kış günlerinin ardından sıcak güneşin akışını beklerken caddelerde yürüyen arabalar, yağmur suyu gibi akar, parıltılı sular gibi akşam yönünde dar bir ara sokağa, ardından eski bir kilisenin avlusuna doğru yöneliyor. Kilise avlusunda da kalabalık; bir minibüsten bir grup kadın dışarı çıkıyor, elbiseleri pastel tonlarda, şallarını yüzlerine hafifçe çekmişler. Erkekler ise klasik takımları, kravatları ve cilalı ayakkabılarıyla.
Küçük bir otomobilden bir kadın iniyor; dikkatli ve temkinli görünüyor.
Şirin! Kendin mi geliyorsun? Biraz bekle, elini tutarım! arabadan koşarak gelen kocası, Ahmet, ona doğru acele ediyor.
Bağırma, Leyla. Petey usulca uyuyor. Çığlık atmayalım, korkmasın diye… endişeyle fısıldıyor Şebnem. O, hiç bebek yıkanmamış; annelik ona yeni bir deneyim. Peteyi ağlatma korkusuyla titriyor; bir hafta önce banyo suyunda ağlayıp çığlık attığında doktoru çağırmışlardı. Hemen odada duran pediatri uzmanı, genç doktor Marina Vektör, sessizce odanın kapısını çalıyor, bebeği kucağında sallayan genç anneye bakıyor.
Bebeği bırak, diyor Marina.
Ne? Duymadım, ne? kafasını çeviren Şebnem.
Bebeği bırak, sallamayı bırak! Başına bir şey olmasın! Marina Vektör’in sesi sertleşiyor.
Aman Tanrım! Şebnem kaşlarını çatarak kocasına bakıyor.
Ahmet hafif bir tebessümle karşılık veriyor. Şebnem hâlâ genç bir kız ama zaten Ahmetin birinci çocuğunu doğurmuş. Çocuğu nasıl yetiştireceklerini ikisi de bilmiyor.
Hadi, bırak artık! diyor şefkatli hemşire. Ne kadar dayanıklı bir bebek! ekliyor. Babanın yüzüne de benziyor!
Ahmet gururla dik duruyor; annesi onu Hanım Şebnem diye selamlamış. Şebnem ise kendi özelliği olan burun ve kulaklarıyla dikkat çekiyor.
Düşünceli bir bebek! diye ekliyor Marina. Baban, neden bu kadar uzun oturuyorsun? Pencereyi kapat, çocuğu soğuktan koru!
Ahmet pencereyi çabucak kapatıyor.
Doktor, ne oldu? Böyle bir şey hiç olmamıştı… Şebnem gözyaşları içinde söylüyor.
Evlat bir kız doğurmuş olsaydı belki farklı olurdu, ama bu bir erkek bebek Marina, şaka yaparcasına ekliyor. Çocuğun karnı çok sağlam. Biraz ağladı, ama çok çabuk sakinleşti.
Biz biberon kesinlikle istemeyiz! der Ahmet kararlı bir sesle. Ona biberon vermek lazım değil.
Karşı mıyorsun? diye şaşkınlıkla soruyor Marina. Şebnem, çocuğu babasına ver, mutfağa geçelim. Hemen sargıyı değiştirin.
Şebnem bir kez daha kafasını çeviriyor, yorgunluktan neredeyse bayılıyor; sonunda bebeği kocasına veriyor.
Şimdi içelim bir çay, dinlenelim. diyor Marina neşeli bir sesle, çay, çay! diyerek.
Şebnem’i kolundan tutup mutfağa yönlendiriyor.
Mutfağa geldiğinde hafif bir serinlik ve kahve kokusu hâkim. Marina, Çay, şeker var, demleyelim, bir şeyler atıştıralım diye evin içinde dolaşıyor.
Şebnem iki fincan çay koyuyor; hemşirelikteki rutinleri hatırlıyor.
Ne yapıyorsun? diye soruyor Marina.
Şebnem omuz silker, Yanlış bir şey söylemedim, sadece insan gibi davranmaya çalışıyorum diyor. Doktor olmak ne güzel, her hastalığı iyileştirir, korkusuzsun.
Marina da başını sallıyor. Kitaplar, internet, her şey aynı; sen gerçekten sorumlu bir annesin, termometre suyun içinde yüzer, önlüğün temiz, bebek bakımlı. Çay iç, zamanın var! diyor, çay bardağını Şebneme uzatarak. Endişelenme, Peteyin sesini duyunca herkes çığlık atar, ama ben buradayım, bir şey olmaz.
Şebnem gözyaşları içinde, Yorgunum, uyumak istiyorum. Petey çok yiyip, bezini ıslak sevmez, ben de artık güçsüzüm Günler, aylar, adım bile hatırlamıyorum, her şey karanlık. Sınavlarım var, Ahmetle çalışıyoruz, üç sınav daha var, yapamıyorum diyor.
Marina düşünceli bir öksürükle soruyor, Yardımcıların nerede? Aile var mı? Ekranda bir şeyler giriyor, ama internetten bir şeyler okuyormuş gibi.
Şebnem anlatıyor: Kayınpederler uzakta, gelemezler. Annem ebeveynlerimiz evlenmemize karşıydı, ama şimdi torununu seviyor Ben suçluyorum, ben mi? diyor.
Şebnem çayı yudumluyor, gözlerini kapatıyor.
Suçlu mu? Doğmuş bir çocuğu nasıl suçlayabilirsin? Şimdi beş kilo altı olduğuna inan? Şebnem gülümseyerek cevaplıyor. Petey dört kilo altı, altı yüz gram.
Marina, Kendine bir şeyler ye, susadın mı? Biberonu belki de ihtiyaç yok, ama bir şeyler yiyip uyusan iyi olur. Çocuğun artık uzun sürecek bir uykuya dalacak. diye uyarıyor, bir not bırakıyor.
Şebnem o anda bir köfteyi çabucak yiyor, elmalı lokumlu çay içer, hemen mutfak kanepesinde uzanıyor. Battaniyeyi çekmek istiyor ama gücünü kaybetmiş, gözlerini kapatıyor ve uykuya dalıyor.
Bu olay dün gibi aklına geliyor.
Şimdi Şebnem krem rengi bir elbiseyle, düşük topuklu ayakkabılarla, Peteyi kucağında tutarak kilisenin sağ tarafındaki küçük bir kulübeye doğru yürüyor. Bugün Peteyin vaftizi yapılacak ve Şebnem çok korkuyor.
Şebnem, acele et! Şimdi buraya getir! Ah, tatlı evlatçığım! Ahmet çocuğu severken diyor, oturmuş diğer konuklara doğru adım atıyor.
Kısa sürede kulübeye girecek, vaftiz ritüeli gerçekleşecek; Petey birkaç kez hıçkıracak, gözyaşları dökülecek, ardından mavi gözleriyle tavan üzerindeki kutsal resimlere bakacak ve hayretle bakacak. Konuklar gülümseyecek, vaftiz annesi, Şebnemin genç arkadaşı, hafif bir başıyla onaylayacak.
Petey, güçlü bir fındık! diye fısıldıyor arkadaşı. Aferin size!
Marina Vektör, kapıdan yavaşça girerek kilise avlusunda dua ediyor. Yanında, kapüşonlu bir ceket giymiş, şapkalı bir adam var; o da bir gömlek içinde takıntılı bir bakışla altın bir haça bakıyor. Marina ona Lütfen şapkanızı çıkarın, bu kutsal yerde başınızı çıkarın diyor. Adam isteksizce şapkasını çıkarıyor, saçlarını tarıyor. Marina, İyi bir vaftiz, güzel bir çift, çocuk çok şirin! diye yorum yapıyor, Şebneme yaklaşmıyor, kimseyi hatırlamıyor gibi.
Adam, Vaftiz sadece bir tören, çocuk sadece kanı sulandırıyor! diye yanıtlıyor. Marina, Bunu anlamıyorsunuz, genç adam diye başını sallar.
Şebnemin kocası, Peteyi vaftiz etmeliyiz. O zaman her şey düzelir, Ahmet iyileşir! diye bağırıyor, sesini yükseltiyor.
Marina, pediatrist, mutlu bir anne, çocuğu sevgiyle bakıyor. Ahmet, mikro yeşillik yetiştiren bir mühendis, eşine ve oğluna sağlıklı yiyecekler getiriyor.
İstanbuldaki bu küçük kilise, baharın coşkusuyla ışıldıyor; Şebnem ve Ahmet, Peteyi ellerinde tutarak ibadet ediyorlar. Her şey güzel olacak, diyor Marina, gözleri gülüyor. Güneş ışıkları su birikintilerinde yansıyor, temiz ve yeni bir bahar ritüeline hazır.
Şebnemin aklı hâlâ dönüyor; annelerin hepsi aynı korkuları ve umutları paylaşıyor, ama her anne bir şekilde güç buluyor. Şimdi, Şebnem ve Ahmet, Peteyle yeni bir başlangıca adım atıyorlar, İstanbulun kalbinde, baharın şarkısıyla.




