Gülten, kocasının evde oturuyorsun, işin ne? sözleri üzerine, eşine gömlek ütülemeyi bırakmaya karar verdi.
Ne kadar yorulabilirsin, Gülten? Diziler mi? Telefonla arkadaşlarınla muhabbet mi? Ben işten limon gibi sıkılmış bir halde dönerken sen bana belinin ağrıdığını anlatıyorsun! Benim belim ailemi taşıdığım için ağrıyor, sen ise evde oturup hayatın tadını çıkarıyorsun! dedi Murat, bir çatalı masaya atarak çınlamasını duyuracak kadar sert bir sesle çarptı. Gültenin bir saat boyunca çıtır çıtır kızarttığı köfte, hâlâ tabağın içinde dokunulmamış bir şekilde oturuyordu.
Gülten, mutfak lavabosunun önünde donmuş gibi kaldı. Su hâlâ bulaşıkları yıkarken köpüğü süzüyor, ama kadın bir şey duymuyordu; kulaklarında sadece evde oturuyorlar diyordu.
Murat diye, yavaşça musluğu kapatarak, kocasına döndü, elleri titreyerek ev önlüğünün ceplerine saklandı Şimdi ciddi misin? Bütün gün dizileri izlediğimi mi sanıyorsun?
Murat sandalyesine yaslanıp, alaycı bir tavırla baktı: Ne yapıyorsun ki? dedi, yüksek sesle. Bizim küçüğümüz yok, Arda üniversitede, yurt odasında. Evimiz bir köşk değil, sıradan bir apartman dairesi. Temizliği robot süpürge yapıyor, çamaşır makinesi yıkıyor, çok fonksiyonlu tencere pişiriyor. Senin tatilin var, ben de o tatili finanse eden parayı kazanıyorum. Eve gelip mutlu, dinlenmiş bir eş görmek istiyorum; yorgunluk şikayetleri duymak değil.
Gülten, yirmi beş yıldır evlendiği adamına bakarken, üzerindeki ince çizgili açık mavi gömleğin kusursuz ütülendiğini hatırladı. Dün gece kırk dakika boyunca ütü tahtası başında kıvrımları, manşetleri tek tek düzelttiğini, bu sabah taze lor peyniri almak için pazara koştuğunu, Muratın sadece ev yapımı lor peyniriyle yapılan peynirli hamur işlerini sevdiğini düşündü. Banyoyu temizlediğini, kışlık kıyafetleri ayırdığını, marketten çantaları taşıdığını bir bir hatırladı.
Ama Murat hiç görmedi; onun için tertemiz zemin bir hak, sıcak akşam yemeği bir makine fonksiyonu, yeni gömlekler ise bir gardırop ağacından düşen meyve gibi görünüyordu.
Tamam fısıldadı Gülten. Seni anladım. Benim tatilim var, evde oturuyorum.
İşte bu! homurdandı Murat, çatalı yerden alıp lavabo içine fırlattı. Temiz bir çatal getir, çay da koy, bir de demli demli, önceki seferki gibi çamur gibi bir şey olmadıysa.
Gülten çatalı sessizce uzattı, çayı da aynı sessizlikle doldurdu. İçinde bir şey kırıldı; kavga da, çatırca bir gürültü de olmadı. Sıcak bir evde bir anda pencere kırılmış gibi soğuk ve boşluk hissetti.
Akşam Murat, doymuş ve kendinden memnun bir şekilde futbol izlemek için oturmuşken, Gülten yatak odasına girdi. Genelde bu vakitte ikinci vardiya başlardı; Murat büyük bir şirkette bölüm başkanıydı, kıyafetleri her gün değişirdi. Ütüyü hazırladı, sonra çamaşır sepetine baktı; yıkanmış gömleklerin dağ gibi yığıldığını gördü; sıkılmış, katı, buruşuk.
Robot yıkıyor diye hatırladı Muratın sözlerini. Makine yıkıyor.
Doğru; makine çamaşırları yıkıyordu, ama ütüleme işini kim yapacaktı? Evde oturanlar gibi küçük şeyler mi? Gülten ütünün fişini çektikten sonra tahtayı kapattı, sepeti köşeye itinççe iterek sakladı.
Dinlen, Gülten diye fısıldadı aynadaki yansımasına. Tatilin var.
Sabah her zamanki gibi başladı. Murat alarmı kapatıp duş aldı, Gülten mutfakta kahve içiyordu. Kahvaltı hazırlamamıştı; masada bir paket müsli ve bir kutu süt vardı.
Omlet nerede? diye şaşkınlıkla sordu Murat, başını havlu ile silerken.
Vaktim olmadı dedi Gülten sakin bir sesle, telefonundan haber akışı okurken. Ben de dinleniyorum, biraz daha uzanıp dizi izlemek istiyorum.
Murat bunu bir geçiş olarak gördü, dün biraz aşırıya kaçtım diye düşündü.
Tamam, sorun değil. Müsli mü, neyse. Şu an dolaptan beyaz gömlek bulamıyorum; toplantı var, generalle karşıda, en iyi görünmem lazım. Nerededir? diye sordu.
Sepette diye ekrana bakmadan cevap verdi Gülten.
Sepette mi? Kirli mi?
Temiz. Yıkanmış. Makine yıkıyor.
Murat sütü yutarken boğuldu.
Gülten, şaka mı yapıyorsun? Yirmi dakika içinde çıkmam lazım. Ütülenmiş gömlek nerede?
Diğerleriyle aynı yerde. Ütülenmemiş.
Murat yavaşça kaşığı masaya bıraktı; yüzü kırmızı bir çamur gibi karardı.
Yeter. Dün belki biraz aşırıya kaçtım ama bu sabotaj değil. Hemen bir gömlek ütüle ve bana ver. Hızlı ol.
Gülten ona bakıp gözlerini kaldırdı; korku ya da kırgınlık yoktu, sadece bir kayıtsızlık vardı.
Hayır, Murat. Ütülemek iş, ben evde oturuyorum. Evde oturmak demir tablasının başında saatler geçirmek demek değil. Yıkama makinesi yıkıyor, ütü de yürümeli. Ya da sen kendin yap. Erkek olduğun sürece her şeyi omuzunda taşıyorsun. Ütü, sorumluluğundan daha hafif bir şey değil.
Şaka mı yapıyorsun! bağırdı Murat. Toplantım var, gecikiyorum!
Ütü dolapta, tahtayı da orada bırak. Çabuk yaparsan yetişirsin.
Murat çılgınca mutfağı terk etti, bir yandan tahtayı, diğer yandan ütüyü düşürürken, buharın içine yaklaştı. On dakika içinde kırmızı, dağınık bir halde, gömleğinin göğsünde yamuk bir kıvrım ve yırtılmış bir yakasıyla kapıdan içeri girdi.
Teşekkürler, eşim! bağırdı. Yaşamayı öğrendim!
Kapı çarptı, bardağımızın içinde çay bembeyaz bir duman gibi kıpırdadı. Gülten kahvesini bitirip dışarı çıktı; bir yüzme havuzuna kaydolmuş, uzun zamandır gitmek istediği bir aktiviteye katılmıştı; ayrıca eski bir arkadaşını buluşmak için görmüştü. Tatil, işte tatildi.
Akşam Murat, bulutların gölgesinde geldi; gömleği bir gün daha buruşmuş, sanki tren garında bir geceyi geçirmişti.
Hoşnut musun? diye sordu, çantasını köşeye fırlatarak. Genel müdür bütün toplantı boyunca bana baktı. Eşin hasta mı? diye sordu, bu hâlde.
Ne cevap verdin? merakla sordu Gülten.
Eşim feminist oyunları oynuyor. dedim. Yemek var mı, yoksa kuru mamayla mı yetineceğiz?
Dondurma var, marketten almıştım. Bülmen diye adlandırıyoruz.
Murat dişlerini gıcırdattı, ama bağıracak gücü kalmadı. Sessizce donmuş mantıyı tencereden alıp doğrudan yiyip yatak odasına gitti, kapıyı demonstratif bir şekilde çarptı.
Bir hafta geçti. Daire yavaş yavaş kaosa sürüklendi. Gülten hâlâ bulaşıkları yıkıyor, tozları siliyor, ama evin sıcaklığı kaybolmuştu; taze havlu, pişmiş kek kokuları artık ortada değildi. En önemli şey, ütülenmiş kıyafetler de yoktu.
Murat acı çekti. Önce derin dolaptan eski kıyafetleri çıkarmaya çalıştı; ama stoklar çabuk tükendi. Ütüyü kullanmaya başladı; ama elinden hiç düşmüyordu; pantolon paçaları ikiye bölündü, gömlekler sararıp yanıyordu; bir gün en sevdiği kazakta delik açtı, bütün daireyi bağırarak suçladı.
Gülten ise yeniden filizlendi. Boş zamanlarını kitap okumaya, parklarda yürümeye, yeni bir saç modeline geçmeye ayırdı. Omuzlarından ağır çanta düştü, kendini yeniden buldu.
Cuma akşamı Murat, yanına meslektaşı Ahmeti getirdi. Bir hafta önce uyarıyordu, ama Gülten unuttu.
Gülten! bağırdı Murat, sahte bir neşeyle. Misafirlerimiz var, raporu kutlayalım!
Gülten koridora çıktı; şık bir ev elbisesi ve hafif bir makyajla.
İyi akşamlar, Ahmet Bey dedi gülümseyerek.
Ne güzel ev hanımı var, Serdar! Ahmet hayranlıkla bağırdı. Canlı ve kokulu! Sen şikayet ediyordun, hasta olduğunu.
Murat kızardı, Ahmeti mutfağa yönlendirdi.
Gelin, gelin Gülten, masayı kur, bir şeyler hazırla, salatalık, sıcak bir şey bul.
Gülten yine gülümsedi.
Serdar, sanırım unuttun. Bir şeyim yok. Bugün pişirmedim. Ama pizza ya da suşi sipariş edebiliriz, teslimat hızlı.
Nasıl pişirmedim? şaşırdı Murat. Misafir var!
Hatırlatmadın. Ben dinleniyordum, sinemaya gittim.
Ahmet durumu fark etti, ortamı yumuşatmaya çalıştı:
Hadi Serdar, ev hanımını zorlamazsak. Bir pizza, Pepperoni, harika olur.
Murat, dişlerini sıkarak telefonundan pizza sipariş etti. Akşam boyunca içinde bir iğne gibi oturuyordu; Ahmetin buruşuk tişörtüne bakıyor, masada eksik bollukları görüyordu. Misafir gittiğinde Murat patladı.
Beni rezil ediyorsun! Bilerek mi? Çalışanlarım bana boğazımı keser diye söylüyor, bir kutu pizzayla ne yapıyorum!
Pizza da ne? diye sordu Gülten. Lezzetli, bulaşık yıkamak zorunda değiliz. Sen de söyledin, ev işleri sorun değil.
Ütülemeye başla! bağırdı. İşe yaramaz bir kukla gibi dolaşıyorum! İş yerinde herkes bana işaret ediyor!
Gerçekleri söyle, Serdar. Eşim evde oturuyor ve ben ona yorgunluk getirmeyi yasakladım. Bu yüzden kendim ütüleyeceğim. Onlar anlayacak, modern insanlar bu durumu kavrar.
Ütüleyemem! Ben erkeğimin elinden bir şey çıkmaz!
O zaman bir temizlikçi tut.
Murat donakaldı.
Kimi?
Bir temizlikçi. Bir kadın, çamaşırları yıkayan, evi temizleyen, en önemlisi gömleklerini ütüleyen birini. Ücretsiz yaptığım işin değeri bir şey değil, evde oturmak diye lanse edilirken, profesyonel birini işe alalım. Bir gömlek ütüsü üç yüz lira, haftada yedi gömlek, pantolon, tshirt ayda on bin lira. Temizlik ise yirmi bin. Yemek pişirme ayrı. Toplam elli bin lira.
Delirdin mi? fısıldadı Murat. Elli bin? Maaşımın üçte biri!
Ben ücretsiz yaptım, sen bana eleştiri attın. Matematik inatçıdır, Serdar. Ücretsiz değeri takdir etmezsen, piyasa fiyatını öde.
Murat kanepeye çöküp, karısı üzerine baktı; uzun yıllar sonra paslanan bir çark gibi dönmeye başladı.
Gülten, aile mırıldandı. Ailede yemek hesabı yok.
Ailede, birbirinin emeğine saygı gösterilir. Birini efendi, diğerini tembel sözcüklerle nitelendirmek, aile demek değildir; o bir sömürü. Ben artık görünmez bir varlık olmaktan sıkıldım; işe yarar olmam, sadece eksik olduğunda fark ediliyor.
Gülten o gece misafir odasına çekildi, kendine bir alan ayırdı. Hafta sonları sessiz bir mezarlık gibi geçti; Murat evde kaybolmuş gibi dolaşıyordu. Cumartesi bir pantolonu ütülemeye çalıştı, yanarak yaktı. Pazar bir tavanı kahveyle temizlemeye çalıştı, tırnak kırdı. Toz iki günde birikiyor, tuvalet kendi kendini temizlemiyordu; çöp kutusu dışarı çıkmazsa koku veriyordu.
Pazartesi sabahı Gülten tütsü gibi bir koku aldı. Mutfakta Murat, önlüğü çıplak gövdesine sarılı, omlet çeviriyordu.
Günaydın homurdandı, dönüp bakmadan. Kahvaltı yapmaya karar verdim.
Gülten masaya oturdu.
Neden?
Murat ocaktan iki kararmış, bir yandan dağınık omleti tabağa koydu.
Gülten, ben yanıldım.
Başını öne eğdi, gözleri suçluydu, sakalları dağınık, gözaltı halkaları belirgindi.
Dün bir gömlek ütüledim, bir saat sürdü. Sırtım ayakta kaldı. Sen beş beş gömlek ütülüyorsun. Nasıl yaptığını anlamıyorum. Özür dilerim. Artık evde oturuyorsun demeyeceğim. Sen çalışıyorsun, ben bunu görmedim.
Gülten ona baktı, içindeki buz yavaşGülten, ona hafif bir gülümsemeyle baktı ve, Birlikte yürüdüğümüz bu yol, her adımda sevgiyle yeniden şekillenecek, diyerek kalplerini ısıtan bir umut ışığı yaktı.




