Elif otuz yaşına bastığında, hayatının uzun bir duraklama gibi olduğunu fark eder.
Gün içinde İstanbuldaki küçük bir bilişim şirketinde oturur, web sitesindeki metinleri gözden geçirir, başkalarının virgüllerini düzeltir ve buton etiketlerini kısaca yazar. Akşamları yedinci kattaki kiralık bir daireye döner; penceresinden sadece komşu binanın gri duvarı ve dar bir gökyüzü şeridi görünür. Yanında bir erkek vardırEmir, aynı ofisten bir programcı ama ilişkileri bir yıldır sadece görüşüyoruz ile daha belirgin bir aşama arasına takılmıştır.
Haftada ikiüç kez görüşürler. Bazen Emir Elifte kalır, bazen Elif onun, beyaz duvarlı, televizyonu duvara kadar uzanan, neredeyse kişisiz dairesine gider. Konuşmalar çoğu proje, dizi ve nereden market alışverişi yapmanın daha ekonomik olduğu üzerine döner. Gelecek konuşulduğunda Emir esprili bir tavır takınır ya da Şimdi acele etmeyelim der.
Elif hafifçe başını sallar, içi bir şeylerin sıkıştığını hisseder. Ne istediğini tam olarak söyleyemez. Bir yandan evlilik ve çocuk düşüncesi onu korkutur; diğer yandan belirsizlik yorgunluk verir.
Nisan ayının başında annesi telefon eder ve büyükannesinin evindeki eski eşyaları ayırmak gerektiğini söyler. Daire satılacak, mobilya ve mutfak eşyaları ise satılacak. Büyükannesi sonbaharda vefat eder, o zamandan beri kimse dolabına ya da çatı katına dokunmamıştır.
Sen en düzenliyisin, der annesi. Ben işte akşam eve kadar kalacağım, teyze Nihan yardım edecek, ama kutuları taşımak zor. Bir bak, neyi atabiliriz.
Elif isteksizce kabul eder. Büyükannesini çok sever, ama son yıllarda büyükannesi kendi dünyasında yaşar, isimleri karıştırır, dün gelen misafiri unutmuş gibidir. Onu hatırlatan tek şey, ev yapımı reçelin kokusu ve eski gazetelerin hışırtısıdır.
Cumartesi sabahı büyükannesinin evine gider. Ev, komşu semtteki eski bir panel blok, dokuz katlı, giriş holü toz ve eski bir şeylerin kokusuyla dolu. Kapı, tanıdık bir gıcırtıyla açılır. İçeride sonbaharda olduğu gibi; yıpranmış desenli bir halı, kenarı battaniye ile örtülmüş gri bir kanape, camlı dolaplar vardır.
Teyze Nihan oradadır; kısa boylu, tombul, koyu lacivert bir kaftan giymiş, odanın ortasında bir bezle durur ve kitapları, bulaşıkları nereye koyacağını yönetir.
Fotoğraf albümlerini atma, der birden. Annen çok saklamıştı.
Elif başını sallar, alt dolaptaki eski dosyaları ve kutuları inceler. Toz burun delinçine çarpar, cam hafifçe titrerken sararmış zarfları çeker.
Biraz kağıt ve kartpostal arasında eski bir tahta çerçeve bulur. Camı hafif bulanıktır ama yüzler net görünür. Büyükannesi, otuzlu yaşlarının başında, bir parkın önünde durur; saçları geriye toplanmış, açık renkli çiçek desenli bir elbise giyer. Yanında üniformalı bir adam, şapkasız, kısa koyu saçlı; fotoğrafçının yönüne bakar, büyükannesi de ona bakar. Gözlerinde Elifin daha önce hiçbir fotoğrafta görmediği bir şey vardır.
Çerçevenin arkasını çevirir; solmuş mürekkeple Lale ve Kaan. 1947 yazılmış. Alt kısımda okunamayan harfler, sanki bir şey eklenmek istenmiş ama bırakılmış gibi durur.
Teyze Nihan, bu kim? der Elif, çerçeveyi göstererek.
Teyze Nihan göz kırpar, bir saniye nefesi tutar gibi bakar.
Ah, bu eski bir şey, der çabuk ve çerçeveyi diğerlerine ekle. Ama büyükannen
Ama burada Lale ve bir Kaan var. Onu duymadım.
Kimle fotoğraf çekildiği çok şey der yine. Sonra bakarız. Şu alt kısımdaki albümleri karıştırma, dergilerle karıştırma.
Sesindeki acele, Elifin merakını uyandırır. Adamın yüzünü bir kez daha inceler; tanıdık bir şey yok. Ama Lalenin ona bakış biçimi gözünden kaçmaz.
Günün geri kalanını Nihanla eşyaları ayırarak geçirir. Akşam olunca Elif çerçeveli fotoğrafları ve mektupları bir kutuya koyar, evde düzenleyeceğini söyler. Nihan sadece el sallar.
Eve döner, kutuyu masaya koyar ve bir süre ona bakar. Emir bir mesaj gönderir, acil bir teslimat nedeniyle gelmeyeceğini söyler. Elif tamam der, sesi kısar.
Masada kağıt hışırtısı duyulur; Elif fotoğrafları karıştırır. Büyükannesi gençlik sınıfında, anne küçükken örgülü bir şapka takmış, bahçede yabancı insanlar oturmuş, üniformalı adamın fotoğrafı duvara yaslanmış bir şekilde durur.
Elif çerçeveyi eline alıp önüne koyar. Lale ve Kaan. 1947 yazar. Aile, büyükannenin Lalenin 1940ların sonunda Viktor adlı bir amcayla evlendiğini söyler; savaş hakkında pek konuşulmaz, sadece genel ifadeler vardır. Dedesinin beş yaşında vefat ettiği, Kaan hakkında başka bir şey duymadığı hatırlanır.
Telefonla annesine gider. Annesi iki durak uzaklıkta bir apartmanda, balkonunda çiçek saksılarıyla dolu iki odalı dairede oturur.
Nasıl, ayırdın mı? der annesi çay ve bisküvi koyarak. Nihan şikayet etti mi?
Şikayet etti, ama dayanabildi, yanıtlar Elif ve çerçeveden bir fotoğraf çıkarır. Anne, bu senin büyükannen mi?
Annesi çerçeveye bakar, kaşlarını çatar.
Bu senin büyükannen, tanımaz mısın?
Adam?
Hangi adam? annesi fotoğrafın arkasını inceler gibi yapar. Ah, o. Hatırlamıyorum, tanıdık biri olabilir. O zaman herkes fotoğraf çekmiş.
Üzerinde Lale ve Kaan yazıyor. Onu hiç duymadım.
Annesi çerçeveyi masaya koyar, çayını alır.
Çok şey var, der. Benim de gençliğim, dostlarım vardı. Şimdi ne düşünüyorsun?
Merak ediyorum, çünkü büyükannemin ne kadar az konuştuğunu fark ettim. Onun hakkında ne kadar az şey biliyorum.
Annesi sesi sertleşir.
Neden merak ediyorsun? O adam artık yok, ben de yokum. Geçmişi karıştırmak ne işe yarar?
Elif içinde bir inat yükselir.
Sadece merak ediyorum. Büyükannemin ne kadar az bildiğimi anladım.
O zaman bırak, der annesi. Bazı şeyler sessiz kalmalı.
Elif mutfağa gider, çayı doldurur. Konuşma biter.
Elif fotoğrafı incelerken, alt kısımda soluk bir Haziran ifadesi ve zor okunur rakamlar görür; tarih gibi durur.
Günler geçer, iş aynı, akşamları fotoğraflara bakar, Kaanın yüzünü ekranda inceler, karakterini tahmin etmeye çalışır.
Emir bir kez bir sahil tatili önerir; bir iki hafta sürecek bir paket turu. Elif evet der, ama Emir sonra konuşuruz diyerek kaçınır.
Pazar günü Nihanı ziyaret eder. Nihan eski bir tuğla evde, parkın yakınında oturur; mutfakta kavrulmuş soğan ve çamaşır kokusu vardır, duvarlarda geyikli kilimler ve çocuk fotoğrafları asılıdır.
İçeri gel, der Nihan gözlüğünü düzelterek. Çay ister misin?
İkisi oturur. Nihan çerçeveyi eline alır, derin bir nefes alır.
Kaanı merak ediyorsan, söyleyeyim. Lale, savaş sırasında Kalınovaya (eski bir kasaba) göç etmişti. Orada Kaanla tanışmış, o bir teğmen, hastanede yaralanmış, daha sonra bir karakola yerleştirilmişti. Lale ona çikolata getirirmiş, o zamanlar böyle bir şey nadir bulunurmuş. Lale ona çok bağlanmıştı.
Neden o benim dedem olmadı? sorar Elif.
Çünkü alındı, der Nihan pencereden dışarı bakarak. 1947de bir sorgulama vardı, kardeşi esir düşmüş. O yüzden çekilmiş ve bir daha geri dönmemiş.
Elif çerçeveyi tutar, elleri titrer.
Tutuklandı mı? sorar.
Büyük ihtimalle, o dönemde birçok kişi alınırmış, özellikle savaş sonrası geri dönenler. Biz de asla tam olarak öğrenemeyiz, mektupları da durur.
Lale onu bekledi mi? sorar.
Başta evet, bir yıl, iki yıl. Sonra ona daha fazla soru sorma denmiş. Çünkü o zamanlar herkes bir şeyler saklarmış. Lale bir güvenilir birine evlenmiş, Viktor, fabrika işçisi, parti üyesi, içki içmeyen, ona zarar vermeyen biriydi. Ama Kaana duyduğu sevgi Laleye farklıymış.
Nihan bir derin iç çekişle devam eder.
Annem, senin doğduğun bir yıl sonra evlenmiş. Evde Kaantan bahsetmek zor olurdu, o zamanlar unutmak daha iyiydi. Lale o fotoğrafı bir çekmeceye koymuş, birini çerçeveye bırakmış.
Annem biliyor muydu? sorar Elif.
Biliyordu. Gençken mektupları bulmuş, Lale ona bağırmış, bunlar eski şeyler demiş. O zaman annenin başka bir hayatı, başka bir aşkı olduğunu anlamıştı.
Elif boğazında bir düğüm hisseder; hem büyükannesine hem annesine hem de o bilinmeyen üniformalı adama acı duyar.
Neden annem bu kadar sert? sorar. O yıllar ne kadar uzun?
Çünkü annem babasının gerçek olmadığını hissetmiş, Nihanın sesi kısılır. O zaman ben engel oluyorum diye düşünmüş, Eğer ben olmasaydım, annem Kaanı bekleyebilirdi demiş. Çocuklar böyle düşünür. Büyüdükçe bu his kalır; bu yüzden doğru aileye tutunur, bir şeyleri değiştirmeye cesaret edemez.
Elif, annesinin aile her şeydir ve huzurlu yaşa sözlerini şimdi farklı bir tonda duyar.
Lale fısıldar. Belki de o sonbahar bir aşkı, bir korkuyu, bir fedakarlığı içinde taşıyor.
Elif, akşam saatlerinde tekrar Emirle buluşur. Kalabalık bir metro istasyonu kafesinde otururlar; arka planda hafif bir müzik çalar. Emir, rahat bir kazak içinde oturur, telefonunu masaya koyar.
Ne var, anlat, der kahve yudumlayarak. Ne kadar ciddi bir şey?
Elif onun yüzüne bakar, tanıdık detayları görür, ama on yıldan fazla bir süredir aynı yolda yürümek zorunda olduklarını fark eder.
Çok düşündüm, der. Biz hep yarı yolda kalıyoruz. Sen geleceği konuşmak istemiyorsun, ben de ondan kaçıyorum. Ama bu böyle devam edemez.
Emir kaşlarını çatar.
Evlenmek istiyor musun? sorar doğrudan.
Yönümüzün aynı olup olmadığını bilmek istiyorum. Ortak bir plan, ortak istekler. Şu an sadece rahatlık içinde vakit geçiriyoruz.
Emir bir an susar, kahvesine bakar.
Şu an ciddi adımlar atmaya hazır değilim, der sonunda. Kariyerim yeni yükseliyor, ipotek, ev işlerine girmek istemiyorum. Şu anki durumum bana yetiyor.
Ben de artık böyle hissetmiyorum, yanıtlar Elif sakinlikle. Beş yıl sonra uyanıp bütün bu zamanı sadece akıntıya karşı yüzdüğümü fark etmek istemiyorum.
Emir derin bir nefes alır.
Yani ayrılmak mı istiyorsun? sorar.
Elif başını sallar; bu karar onun hayatını değiştirecek, ama bir savaş ya da zulüm gibi dramatik değil.
Evet, der. Daha dürüst olacağız.
Emir bir an daha bakar, sanki bekliyormuş gibi.
Üzgünüm, der. Sanırım haklısın. Şu anki rahatlığı bırakmak zor.
Elif dışarı çıkar, sokakta metro gidişini izler, içinde bir boşluk ama aynı zamanda hafif bir rahatlama hisseder.
Akşam annesine gider. Annesi kapıda, üzerindeki havlu ve sabah çarşafı ile bekler.
Ne oldu? sorar annesi gözlerine bakarak.
Emirle ayrıldım, sadece söyler Elif.
Annesi ellerini çırpar.
Gençler neden bu kadar sabırsız? sözcüklerde takılır. Her şey hemen mi geliyor?
Gelecek konusunda farklı bakıyoruz, yanıtlar Elif. Ben belirsizlik içinde yaşamak istemiyorum.
Annesi bir an susar, sonra bir çaydanlık alır, reçel kavanozunu çıkarır.
Elif çerçeveyi masaya koyar.
Teyze Nihan bana Kaanı anlattı, der. Neden bunu yaptı?
Annesi fotoğrafı eline alır, uzun bir an sessizlik.
O Kaanı hiç görmedim, söyler. Benim için o, annemin ve Lalenin arasındaki gölgeydi. Onun varlığı, annemi ve beni iki farklı dünyada tutmuştu.
Annesi fotoğrafı gözleriyle inceler, gözyaşları içinde bir gülümseme belirir.
Ben de o mektupları bulduğumda on beş yaşındaydım, okudum ve ağladım. O mektuplarda sıcaklık, özlem vardı. O zaman anladım ki ben bir uzlaşmanın, bir değişimin sonucuymuşum. Annem doğruyu seçti, ben de aynı şeyi yapmaya çalıştım.
Elif başını sallar, boğazında bir düğüm tekrar hisseder.
Ben de farklı bir gelecek istiyorum, söyler. Ama geçmişin izleri hâlâ burda.
Annesi çaydanlığı doldurur, çayı fincana koyar.
Hayat karmaşık, der. Ben de babamla ilk aşkta sevdik, kavga ettik, sonra sadece yan yana yürüdük. Her zaman doğruyu seçmek zorunda hissettim, çünkü bir hatanın annemin hayatını tekrar etmemesini istedim. Bu yüzden ev, sen, bu doğruyu tutmaya çalıştım.
Seni korumElif, geçmişin gölgesinde yeni bir yol çizmeye karar verdi.




