— Anne, baba, merhaba, bizi çağırmıştınız, ne oldu? — Marinka ile eşi Tolga aniden aile dairesine daldılar.

Anne, baba, merhaba, bizi çağırdınız, ne oldu? Elif ve kocası Kerem, anne babanın dairesine birden çarptılar.

Aslında bu olay çok uzun önce yaşanmıştı. Annem hastaydı, ağır bir hastalığı vardı, ikinci evre

Ayşe, kemoterapi gördü, ardından radyasyon tedavisi. Durumu bir süre düzeldi, saçları biraz bile çıktı. Ama hâlâ erken umutlu olmak mümkün değildi, annemin sağlığı bir kez daha kötüleşmeye başladı.

Elif, Kerem, akşamınız hayırlı olsun, içeri gelin annem soluk, incecik bir kız çocuğu gibi.

Çocuklar, oturun lütfen, size tuhaf bir ricamız var, anneme kulak verin baba Mehmet biraz şaşkın görünüyordu.

Elif ve Kerem kanepede oturdu, annelerine gözlerini diktiler. Ayşe içini çekti, yanındaki eşi Mehmete destek arar gibi baktı.

Elif, Kerem, şaşırmayın, size biraz garip bir şey isteyeceğim. Kısacası Çok ihtiyacımız var, lütfen

Baba ile annem için bir erkek bebek evlat edinin, yardım edin! Yaşlarımız ilerliyor ve başka sebepler de var.

Bir an sessizlik çöktü.

Önce kızımız konuştu:

Anne, sanırım çok şaşıracaksın, ama uzun süredir bu konuda düşünüyorduk, söylemekten çekindik. Keremle ben bir erkek çocuk istiyoruz, zaten iki kız çocuğumuz var sizin ve babamın torunları.

Üçüncü çocuğun erkek olacağına dair kesin bir garanti yok. Ama konu sadece bu değil, sağlık da artık pek iyi değil.

Elif sezaryen doğum yaptı. Doktorlar daha fazla hamile kalmamızı tavsiye etmiyor. Düşüncemiz, gerçekten bir yetimhaneden bir erkek bebek alıp ailemize katmak.

Tam da bu anda, eski iş arkadaşım teyze Nazan içeri girdi, hatırlıyor musun? Bir zamanlar gözünde büyük bir ben vardı, neredeyse gözü kapatıyordu. Doktorlar çıkarmasını öneriyordu, yoksa kanserleşebileceğini söylüyorlardı. Ama şimdi Nazanı gördüm, ben yok, harika görünüyor.

Zeynep teyze köye gidip bir sohbet etti, sonra Nazan da bizle gelmek istedi, Git Zeynep teyzeye, herkes ondan yardım alıyor dedi. Ben de düşündüm, ne kaçırıyorum işte, gidip geldik.

Elif ve Kerem annemin hikayesini nefeslerini tutarak dinledi, ama nereye varacağını pek anlamadılar.

Çocuklar Ayşe devam etti Zeynep teyze bana bir soruyu aniden sordu: Kızım var mı?

Benim tek kızım Elif ve iki güzel torunum var, Meral ve Deniz, diye yanıtladım. Zeynep teyze ısrarla Peki ya kaybettiğin şey? diye sordu.

Hiç düşünmezdim ki, benim geç bir düşüküm olduğunu kimse bilmiyor. Bir erkek bebek bekliyordum, ilk çocuğum, Elifime, Kereme ama bebek yaşamadı.

Sonra ne oldu? Elif büyük gözleriyle sordu.

Zeynep teyze şöyle dedi: Bir erkek çocuğu evlat edinin. Gözlerim doldu, sanki bir suç işlemişim gibi hissettim. O çocuğa sevgi ve sıcaklık vermek zorundayım, eksik bir eksikliği tamamlamak gibi.

Bir an kendime dürüstçe baktım, gerçekten istiyorum. Bizim de bir çocuğa hem sevgi hem de ev sunma şansımız var! Sadece iyileşmek için değil, birinin yalnız kalmamasını sağlamak için.

Anne, seni anladım, tamamen yanındayım Elif gözyaşlarıyla annesine koştu, Hadi bunu yapalım!

Elif ve Kerem önceden yetimhane müdürüyle konuşmuş, bir erkek bebek evlat edinmek istediklerini söylemişti. Bizi çocukları görmeye davet ettiler. Ayşe ve Mehmet de birlikte gittiler. Çocuk odasında üç ila beş yaş arası çocuklar halı üzerinde oynuyordu.

Anne, bak şu sarı saçlı çocuk, senin gibi, çok dikkatli bir kule yapıyor. Çenen bile dışarı çıkmış! Elif fısıldayarak bir çocuğa işaret etti.

Ayşe de onu beğendi. O sırada köşeden bir ses duyuldu, bir çocuk fısıldıyordu:

Teyzem, lütfen beni alın, size söz veriyorum, pişman olmayacaksınız.

Elif ve Kerem hemen evrakları doldurdu, Merti evlat edindi. Meral ve Deniz yeni bir erkek kardeş kazandıkları için çok gururluydu. Mert çabuk evin bir parçası oldu, Elif ve Keremi anne baba olarak sevdi. Sık sık Zeynep teyze ve Mehmet dede evine uğradı, çünkü okul yakındı ve yürüyerek gidilebiliyordu.

Mert ona Anne İra diye sesleniyordu, tuhaf bir alışkanlık gibiydi. Ayşeye baktıkça, sanki o kaybettiği o çocuğu gördü, gözleri doldu.

Doktorlar önerisiyle Ayşe yeni bir tedaviye başladı, ama yine de kötüleşiyordu.

Mert gözlerine bakarak, kısa saçını okşadı:

Anne İra, neden hastasın? Ben senin iyileşmeni istiyorum!

Bilmem, canım oğlum, bazen böyle oluyor, ama söz veriyorum iyileşeceğim dedi Ayşe, Anne İra diye seslenmekten mutlu oluyordu.

Mehmet doktorla konuştu, doktor operasyon önerdi.

Şans oranı ne? sordu Mehmet.

Doktor dürüstçe yanıtladı:

Yüzde yüzde. Her şeyi yapacağız, bu da onu kurtaracak.

İşlem günü herkes gergindi. Elif sürekli babasını arıyordu. Mehmet doktorla anlaşma sağladı, her şey netleştiğinde haber vericek. Mehmet de adeta iğneler altında gibiydi.

Mehmet o anda Mertin nerede olduğunu anlayamadı, çocuğu oturma odasındaki koltuğun yanındaki İranın geceliğine buldu. Mert, annesinin önlüğünün altına saklanmış, sessizce gözyaşları içinde tekrar tekrar:

Anne İra, gitme, seni bir daha kaybetmek istemiyorum, lütfen!

Telefon çaldı, Mehmet ve Mert üşüdü. Doktorun yorgun sesi geldi, bir şeyler ters gitmiş gibi.

Mehmet Bey? Burada Mihriye Hanımın operasyonu zorlu geçti ama başarılı oldu, eşiniz dayanabildi.

Ayşe ince bir ipte asılı gibiydi, sanki bir el onu tutuyormuş gibi. Doktor:

Görünüyor ki hayata bir şans daha var, hâlâ yaşayacak.

Teşekkür ederim, doktor! Mehmet Merti sarıldı.

Anladın, her şey yolunda, annemiz İra hala yaşıyor! Ne mutluluk ki, seninle olduğuna, canım evlat!

Özür dilerim, annen için dua ettim, çok teşekkür ederim, canım oğlum!

Rate article
Lifequest
— Anne, baba, merhaba, bizi çağırmıştınız, ne oldu? — Marinka ile eşi Tolga aniden aile dairesine daldılar.