Berrakın eşi Emir, annesinin emeklilikte yaşlı günlerini kendilerine geçirmeyi planladığını duyunca, telefonu sıkıca kavradı; parmak uçları beyazlaşmış, sesi çığ gibi yükselmişti. Emir, annem şu an aradı. Evimizi satacaklarını söylediler! Satıyorlar, Emir! Bir ay içinde buraya gelmeyi düşünüyorlar! diye bağırıyordu Berrak, sesindeki panik çığlıkları bastıramıyordu.
Emir, kanepede tabletini elinde tutarak gözlerini yavaşça kaldırdı. Berrak, sakin ol. Yarın değil, bir ay var. Bu bir ay kadar uzun bir zaman. Üstelik sadece bizim şehrimize taşınacaklar, bizim dairemize değil. dedi.
Hangi sadece şehre demek istiyorsun? Berrak çocuğunun dağınık oyuncakları üzerine çığırarak tepkisini sürdürdü. Ayşe hanım tam olarak ilk aşamada sizin yanınızda kalacağız, sonra yeni bir yer bakacağız dedi. İlk aşama! Biliyor musun, bu ne kadar sürebilir? Bir yıl? İki yıl? Biz sadece kırk metrekare bir dairede yaşıyoruz, Emir! Kırk! Biz, Can ve iki emekli, hepsi kendi alışkanlıkları, hastalıkları ve eşyalarıyla.
Emir tableti bir kenara bıraktı ve burnunu kaşımaya başladı. Yüzü, dünyadaki en büyük sorunları çözmekten alıkonulan bir insanın hali gibiydi. Tabii ki onları sokakta bırakmam. Yaşlı insanlar. Köyde zor şartlar var, büyük ev, bahçe, kar temizliği Babam geçen sene sırtını kırdı, annem tansiyonundan şikayetçi. Onlara bakım lazım, biz de yanındayız. dedi.
Bakım mı? Berrak, annen altmış beş, hâlâ köy muhtarında çalışıyor, bahçeyi traktör gibi sürüyor. Babam yetmiş, yirmi kilometre yürüyerek balığa gidiyor. Bakım ne demek? Sadece sıkıldılar ve çocukların yanına daha yakın olmak istediler. Söz de unuttular, bizi sormayı.
Berrak, Emir, sakin ol. Bu benim ailem. Yardımcı olacağım. Belki geçici bir süre için bir daire kiralarız. dedi.
Ne daire? Biz mortgage ödüyoruz, çocuğumuzun kreşi, arabamız için kredi Maaştan maaşa üç bin lira kalıyor. Kiralık daire?
Emir, Eve satılırsa para gelir diye yanıtladı.
Köyde üç yüz kilometre uzakta bir ev satılırsa, ne kadar alırlar? Bir milyon lira mı? Şehirde o para bir garaj ya da kenar çardakta bir kulübeye yetmez. Anlayacaklar mı, burada kalacaklar mı?
Berrak yorgun bir şekilde sandalyeye oturdu, felaketi yavaş çekim bir film gibi izliyordu. Ayşe hanım otoriter, gür ve komut veren bir kadın; Mehmet baba sessiz ama inatçı, Primo sigara içen ve işitme kaybı yüzünden ses yükselttiği TV izleyen bir adam. Onların mutlu olduğu bu küçük dairede Berrakın tek sessiz köşesi banyoydu.
Ben onları buraya yaşamaya bırakmam, diyerek sessiz ama kararlı bir sesle ekledi Berrak. Ziyaret hoş, bir hafta kalabilir. Ama yaşamaya hayır.
Emir, Berrak, sen zalimsin. Bu aile. dedi.
Benim ailem. Ben, sen ve Can. Onu koruyacağım.
Böyle bir tartışmadan bir ay geçti; cehennemde bir ay gibi. Berrak, eşiyle çeşitli çözümler önermeye çalıştı: ebeveynler önce evi satıp parayı bankaya koysun, bir süre araştırma yapsın, bir daire kiralasın. Emir ise hep bir şey eksiltip Anne, alıcı var, peşinat verdik diyerek yanıt verdi. Ayşe hanım her gün aradı. Berrak, turşu kavanozları, salatalık, domates Hepsi size geliyor! Can da büyükannemin turşusunu seviyor. Yorganı da getireceğiz, oturma odasına koyarız, halı da, hatırlıyor musun? Zemin çıplak, soğuk, çocuğa zararlı, halı koyarsak sıcak olur!
Berrak, Ayşe hanım, halıya gerek yok. Isıtmalı zemimiz var. Turşuyu bu kadar çok istemeyiz, yerimiz yok. dedi. Ayşe hanım, Bırakıyorsan, balkona koyarız! Halı gerekir, sıcaklık verir. diye yanıtladı.
X günü cumaya denk geldi. Emir sabahın erken saatlerinden beri daireyi karıştırıyor, eşyaları yeniden düzenlemeye çalışıyordu. Can, Berrakın annesine gönderildi, ayakları altından kaymasın diye. Öğle vakti bir Ford Transit kamyonu geldi; Mehmet baba bir çubukla, Ayşe hanım ise bir ordu komutanı gibi yönetti. Dikkat, set var! Kırma! diye bağırıyordu. Berrak pencereye bakıp kutuları saydı: on, yirmi, otuz çuval, bağ, eski bir lambader, kayak bileği, kırmızı halı gibi.
Emir, bunları nereye koyacağız? diye sordu fısıldayarak.
Çözeriz, dedi Emir, sinirli bir sesle.
İki saat içinde daire bir depoya dönüşmüştü. Giriş kapısında kutular, koridorda, mutfakta, odada yığıldı. Ayşe hanım, ayakkabılarını çıkarmadan dolaşıp düzeni yönetti. Bu dolabı kaydır. Buraya komodumu koy, meşe, çam, senin MDFnden daha sağlam! dedi. Berrak, Komod mu? Yerin yok! diye bağırdı. Bulacaksın! diye yanıtladı kayınvalidesi.
Akşam olduğunda daire bir depo gibiydi; Berrakın sevgiyle ayırdığı yatak ve çocuk odası artık kargaşa içinde. Babanın koltuğu köşeye sıkıştırılmış, pencereye erişim engellenmişti. Mehmetin televizyonu bir standın üzerine koyulmuş, Berrak ve Emirin plazma TVsinin yarısını kaplamıştı.
Şimdi yaşayabiliriz, diye memnun bir sesle Ayşe hanım, terli alnını silerek söyledi. Sıkıcı ama kabulleniyorum. Çay hazırlayın, yolculuktan açtık.
Akşam yemeği gergin geçti; Mehmet çayın içinde çalkalanırken, Ayşe hanım Berrakın çorbasını sulu, kemik suyunda pişiriyorum diye eleştirdi. Emir tabağına bakmadan oturdu. Ayşe hanım, Evimizi sattık, parayı bir deftere koyduk. Şimdi satın almayacağız, fiyatlar çılgınca, emlakçılar dolandırıcı. Burada kalacağız, mahalleyi tanıyacağız, bir bahçe bakacağız. Siz sakın karşı çıkmayın, dedi. Emir, Tabii anne, istediğiniz kadar kalın. dedi. Berrak bir ayakla ona çarptı, ama Emir sarsılmadı.
Günler felaketti. Sabah altı, Mehmet banyoya koşar, ardından mutfağa, radyo çalar, pencereye sigara çeker. Berrak, Mehmet bey, lütfen merdivende sigara için! diye bağırdı, öksürerek. Mehmet, Kardeşim, soğuk olmasın, pencereyi açmam! dedi.
Saat yedi, Ayşe hanım tencereyi çalkaltı, Sütlü gevrek kahvaltı değil, enerji lazım, çalışıyor! diye bağırdı. Yağ kokusu evde hâkim oldu; Berrak sağlıklı beslenmeye çalışırken, yağlı tavada kızaran domuz etiyle karşı karşıyaydı.
Akşam işten eve gelen Berrak ve Emir, İşyeri değerlendirmesi ile karşılandı. Berrak, çamaşır ütüledin mi? Dolapta buruşuk çarşaf var, dedi Ayşe. Teşekkür ederim, ama lütfen dolaba girmeyin, diye yanıtladı Berrak. Yardım etmek istiyorum! diye seslendi. Cana da şeker verip alerjisini unutmuş, televizyonu gece yarısına kadar açık bırakmıştı.
İki hafta sonra Berrak sinir krizi noktasına geldi. Emir işten geç geliyordu; Berrak Bu daha fazla sürmez, ya ayrı bir daire bulalım, ya ben Canı anneme götürürüm dedi. Emir, Sana söz verdim, bir hafta önce konuşacaktık, diye yanıtladı.
Pazar akşamı bir öğle yemeği masasında Emir, Anne, baba, Berrakla konuştuk Belki daire bakmaya başlamalıyız. Fiyatlar yükseliyor, para değer kaybediyor. Burası çok kalabalık. dedi. Ayşe, Kalabalık mı? Biz size engel mi oluyoruz? Yemek yapıyor, temizlik yapıyor, torunu bakıyor. Neden bizi kovuyorsunuz? diye bağırdı. Berrak, Hayır, birlikte yaşamayacağız. Uyku, TV sesi, sigara Ben mutfağımda huzur isterim. dedi.
Ayşe, İşte bu! Gelinize yer vermiyoruz! Çocuklarınızı bize verin! diye bağırdı. Emir, Anne, Berrak haklı, sizi seviyoruz ama ayrı bir yer lazım. dedi. Ayşe, bir kaşığı çorbasını tabağa fırlattı, çorba masaya sıçradı. Biz evimizi sattık, size gelmek istedik! diye ağladı. Nereye gideceğiz? Otel mi, istasyon mu? diye sordu Mehmet. Ayşe, Otelde kalacağız! diye bağırdı, çantalarını topladı.
Berrak, Bir daire kiralayacağız, yanınıza yakın ama ayrı bir ev, diyerek sakinleşti. Emir, arkadaşları sayesinde komşu binada boş bir iki odalı daire buldu. Ayşe ve Mehmet, ertesi gün taşındı; Ayşe, Siz beni rahatsız etmeyecek misiniz, yoksa yine bir halı, bir yorgan isteyecek misiniz? diye sormadı. Berrak, Hayır, sadece ziyaret edersiniz, ama ayrı bir yaşamınız olur. dedi.
Taşınma gününden bir hafta sonra Ayşe, Dairenizi gördük, ama bizim yeni evimiz bir kireç taşı blok. Üç katlı, yeni. Kira çok ama paranız var, satıştan birikmiş. dedi. Emir, Tamam, siz karar verin. dedi. Berrak, Sorun çözülmüş gibi görünüyor. diye içini bir nebze rahatlatmıştı.
Üç ay sonra yeni evin tadilatı bitti. Berrak ve Emir, çok fonksiyonel bir çatal-bıçak setiyle yeni daireye girdiler; Ayşe gülümseyerek Bakın, çocuk odası! Çocuklar için oyuncak arabaları var, dedi. Berrak, Bu odada Canı tutacağız mı? O zaten anaokulunda, arkadaşları var. diye sordu. Ayşe, Hayır, Canı biz alalım, beş günlük kreşimiz var, ona daha iyi bakarız. dedi. Berrak, Hayır! O bizim evimizde, bizim çocuğumuz, bizim planlarımız var. diye bağırdı.
Mehmet, Anahtarlar bende, Emirden aldım, diye itiraf etti. Emir, Anahtarları ver! diye bağırdı, Mehmet çatalı düşürüp televizyon kumandasını yere attı. Ayşe, Alın, çocuğu alın! Bize gelmeyin! diye bağırdı, çantasını sallayarak.
Berrak, Canı tutup kapıya yöneltti; Emir, çatal-bıçak setini alarak evden çıktı. Asansörde sessiz bir yolculuk; Can, Anne, neden büyükannem bağırdı? diye sordu. Berrak, Büyükanne artık yorgun, biz eve döneceğiz, diyerek onu kollarına aldı.
Akşam evin kilitleri değiştirildi; altı ay sonra ebeveynlerle ilişkileri soğuk barış haline geldi. Bayramlarda telefonla konuşur, ara ara parkta görüşürler; Ayşe, komşulara gelinimiz beni hor gördü, çocuğumu aldırmak istiyor diye anlatırdı. Berrak, Biz artık huzurluyuz, kendi evimizde. derdi.
Bir akşam Emir, Yaptığımız şeyden pişman mısın? diye sordu. Berrak başını sallayarak, Hayır, sadece daha erken yapmalıydık. Aile biziz, sınırlarımızı korumalıyız. dedi. Emir, Doğru, babam dün telefon etti, gurur duyduğunu söyledi: Sen aileyi korudun, hayatını kurtardın. Berrak, Bazen hayır demek, saygı kazanmanın tek yoludur. dedi.
Kırmızı halı artık Ayşenin yeni dairesinde kalmış; onların evinde artık yer yoktu.
Hayatın bir derdi var; sevgiyi paylaşmak, ama kendi alanını korumak gerekir; sınırları çizen eller, hem kendini hem de sevdiklerini korur.




