Kocası bir çanta alıp annesine gitti
– Hangi tencereye? şaşkınlıkla sordu otuz yaşındaki Ahmet.
– Yani, aidat, yemek, çamaşır, temizlik ayda ne kadar koyacaksın? diye sordu Elif.
Ahmetin bir bakışta anlaşılamayan ifadesi, hiç bir şey koymayacağım demekti!
Elifin başına gelen tüm kötü şeyler dışarıdan geliyordu: aldatılan kocalar, kocasını aldatmış kadınlar, yaramaz çocuklar, tir tir anneler… Ama onun dünyasında bu felaketler hiç yoktu, annesiyle bile her şey yolundaydı!
Diğerleri ise kendi hatalarını görmezden gelerek sorumluluğu başkasına atıyorlardı: kocayı tasma gibi tutmak, çocukları disiplinle yetiştirmek, kayınvalideyle nazik bir mesafe korumak.
Bu rahat hâl, Elifin kocasını bir arkadaşının evinde uygun olmayan bir yerde, uygun olmayan bir zamanda yakaladığı ana kadar sürdü.
Ev de uygun olmayan bir yer olabiliyormuş, zamanlamaya bakmadan girince… Bu durum iğrenç, aşağılayıcı ve rezil bir hâl almıştı. Şaşırtma etkisi de devreye girdi; Elif ne beklediğini ne de ondan bir şey bekledi!
Bir gecede Elif, sağlam bir evliliği, kocayı ve en yakın arkadaşını birden kaybetti.
Önceki gün akşam yemeği için kızarmış hamsi hazırlamıştı. Altın rengi kabuğu, havuç ve soğanın üzerinde kızartılmış bir tabanla servis edilmişti. Akşam yemeği harika geçti, bir kısmı yarına Ahmete kaldı; Ahmet bir mimardı ve sık sık evden çalışırdı.
Hamsi onun için tam bir lezzet bombasıydı: balık dilimlerini yarım saat hardal, mayonez, bal ve baharat karışımına yatırıp, önce folyo içinde, sonra da fırında kızartmak yeterliydi. Ahmet bunu çok severdi!
Mutfakta arkadaş ve kocası hamsiyi yerken, sadece iç çamaşırı ve tişört kalmıştı; ne üzerlerinde ne de neyin altında olduğu belli değildi. Yatak odası bir film sahnesine dönüşmüştü, her şey yerli yerinde değildi.
Arkadaş şaşkın bir ifadeyle, Ahmet ise bir şeyler mırıldanarak Tatiana girince sen yok mu? diye sürükledi.
Elif, İzin verip beklemek mi? diye sordu.
Ahmet, Neden? İç çamaşırı! dedi, şey…. Anlaşıldı ki Ahmet, arkadaşının alt katından haberdardı.
Elif, yatak odasına koştu, çarşafları bir avuç alıp hâlâ masa başında oturan çifti çarşafa gömdü; balık kalıntılarıyla birlikte! Ardından tanıdık bir Rusça ifadeyle Şu anda gidebilirsiniz! dedi ve oturma odasına yöneldi.
Bir süre kapı ardında sesler duyuldu, sonra giriş kapısı çarpıp açıldı, Ahmet içeri girdi ve Dur bakalım, yatağı henüz temizlemedim, proje dosyası var dedi.
Elif, Böyle bir sıcak havada ne yapıyorsun? Sen de gel! diye bağırdı. Ahmet ise Sen zaten gelmekteydin! dedi.
Elifin annesi, Oyun treni başka yöne dönmüş, rayları çarptı, hızını artırmış diyerek başını salladı. Neyse, taburcu olmak zorunda değiliz! diye ekledi.
Elif, Kocam Oğuz iyi bir adamdı, belki bir şeyler düzeltmek mümkün olur dedi. Fakat o anki kalın battaniyesi yere düşmüş, Oğuz hâlâ uyuyordu.
Sonunda Ahmet çantasını alıp annesine gitti; Elifin dairesi Oğuzun eski dairesiydi.
Annesiyle, İyi kayınvalideler sadece uzaktan iyi olur diyerek, kocan ve ben sohbeti başladı. Tam o anda 28 yaşındaki çocuk gibi sevilen kayınvalidenin çocuğu, çanta ile kapıda belirdi.
Bu yeni aile hücresi bir anda dağılmaya başladı. Nasıl yapabildin, rezil? diye bağırıldı.
Rezil hâlinde olanlar bize ne? dedi; kimse umurunda değildi. Kayınvalideye de eli kolu bağlanarak gitmesi söylenip, oğluyla birlikte çıkması istendi.
Elif, boşanmanın bir yılından beri erkek bakmakta zorlanıyordu; Kadın gibi hissetmekten bıktım diyordu. Çocuklar henüz doğmamıştı; iki yıl birlikte yaşamışlardı ve boşanma zamanında Elif sadece yirmi dört yaşındaydı.
Zaman geçti, Elif ısınmaya başladı. Yeni sevgilisi, bir yaş genç Derya, çok yakışıklı ve kibar bir gençti. İlişkileri Elifin dairesinde, geceleri birkaç kez kalmaya kadar ilerledi.
Derya, Seninle kalıcı bir yuva kurmak istiyorum dedi. Elif, Birlikte uyuyup uyanalım, canım diye karşılık verdi.
Fakat Elif, Mutlu evlilik, birinin horlamasını duymamakla olur diyerek, Deryanın horlamasını duyuyordu. Derya, işte horlayarak orman kesicisi gibi uyuyordu, hatta bazen ayaklarıyla Elife takıyor, balerin gibi uzanıyordu.
İki gece mutluluk ikram edildi ama Elif neredeyse hiç uyumadı. Üç gece kalıcı olacak mı? diye sormasını dayandı ve Derya Hayır diyerek çantasını alıp gitti.
Altı ay sonra, Mehmet ortaya çıktı; iyi bir yatakta uyuyordu ama ev işleri konusunda pek yetenekli değildi; annesi ona ev işleri öğretmemişti. Çamaşır yıkamayı bilmiyor, bulaşıkları biriktiriyordu.
Birkaç kez çorap ve iç çamaşırını as diye rica etti, ama çamaşır makinesini açamıyordu. Üstünde oturmak bile ona zor geliyordu.
Mehmet, anne ve babasından gelen bir daireyi kiralayıp geçiniyordu; maaşı kırk bin lira, annesi ona yemek ve giysi sağlıyordu. Kira geliri yetiyordu; ama baba gibi çalışmıyordu, sadece oturuyordu.
Mehmet, Sana bakmak, seninle uyanmak istiyorum, Leyla! dedi. Elif, Tamam, ama önce bütçeyi konuşalım, ortak giderler ne kadar olacak? dedi.
Mehmet, Hangi ortak gider? diye şaşkınlıkla sordu.
Elif, Aidat, yemek, çamaşır, temizlik ayda ne kadar koyacaksın? diye tekrarladı.
Mehmetin kafası karıştı, Hiç koymam! dedi. Elif, O zaman daireyi sen öde! Çamaşır deterjanı zaten var! diye cevap verdi.
Evlenmek istemiyor musun? diye sordu Mehmet.
Elimden ne gelir ki? diye yanıtladı Elif.
Mehmet, Eğer birbirimize tutunursak dedi. Tutunur musun? diye sordu Elif.
Evet dedi Mehmet, ama eğer kelimesi eksik kaldı.
Mehmet bir daha ortadan kayboldu, Sen kötü bir kadın! diye bağırarak gitti.
Elif, Sen de ilk eş gibi mi, yoksa daha da mı kötü? diye cevap verdi.
Birkaç gün sonra, Sarp ortaya çıktı; çok iyi bir insan ama birden bağımlıydı! Birlikte yaşamaya başlamışlardı; Sarp iyi kazanıyor, ev işlerinde de harika bir yardımcıydı: camları siler, zeminleri temizler, çamaşırları asar, Elif mutluydu.
Sonra Sarp kaçtı; evlilik başvurusu yapmadan önce bağını çözdü. Elifin kayınvalidesi gözyaşları içinde Onu kabul edin, Tanrının izniyle! dedi. Elif ise Bırakın, o da benim gibi bir şey istedi diyerek yoluna devam etti.
Otuzuncu yaşında Elif, tek başına bir çatı katında otururken, annesi her gün Torun ne zaman? diye arar, arkadaşları Tek kız mı kalıyor? diye sorardı. Elif, Uygun aday yok diye gülerek yanıt verdi.
Bir kedi sahibi oldu, Mırmır adını verdi. Kedi, dertlerini dinler, tavsiye vermez, sadece miyav derdi. Psikologlar da tavsiye ederdi!
Elif, Valler adında yakışıklı bir eczacıya aşık oldu; zengin, bağımsız, çocuksuz bir adam. Bu mutluluk! diyerek ona bağlandı.
Valler, lüks bir iki odalı dairede yaşıyordu; Elifi akşam yemeğine davet etti, ertesi gün eşyalara taşınacaklarını söyledi. Hafif bir akşam, şakalar, dokunuşlar, Sana bir yıldız hediye ederim! diyerek başladı.
Valler, Yıldızımı gerçekten vereceğim! dedi. Ancak tuvalete giderken kediyi tekmeledi. Kedi zararsız bir şekilde kaçtı, ama Valler kediyi tekmelemekle neyin farkında olduğunu anlamadı. Elif, Kediyi tekmelemek ne kadar alçak diye öfkelendi.
Valler, Her şey bir kediyle mi bitti? diyerek gülmeye çalıştı. Elif, Hayır, seninle de bitti diyerek kapıyı kapattı, kürk bir palto ve iki yüzüğü çıkardı.
Büyük anne, Hayatını mahvediyorsun, çocuğu ne zaman alacaksın? Kedi mi? diye bağırdı. İçindeki kirazı çek, çekirdekleri çıkar! demişti eski bir atasözü.
Elif, Evlilik ve çocuk araştırması devam ediyor dedi. Bu bir araştırma mı yoksa bir sapma mı? diye biri bağırdı.
Sonunda, kırk yaşındaki Nihat ortaya çıktı; boşanmış, yakışıklı, maddi olarak rahat, ev işlerine yardımcı, çöp çıkartma ve market alışverişi de yapıyor, hatta az bir bal gibi tatlıydı.
Nihat, Bal gibi bir çorap içinde bir damla zehir yok dedi. Elif, Mükemmel değil ama denemeye değer diye düşündü.
Nihat, banyoda su birikintisi bırakıyordu; fakat Elif, Su birikintisi de bir bal gibi tatlıdır diyerek kabullendi.
Mısır bir tatlı gibi, Nihat kediyi de sevdi; Mırmır ona miyav diyerek dost oldu.
Hamilelik testi iki çizgi gösterdi; Nihat ve Elif, Yakında büyük anne olacak dediler. Elif banyoya girdi, Nihatın bıraktığı su birikintisini silip Temiz dedi, Mısır çubuğundan bir kemik çıkarıp atacağım! diyerek kapıyı açtı.
Ben geliyorum, Mırmır’ı yalnız bırakmayın! diyerek kapıyı çaldı.
Bu hikaye, bir kadının aşk, evlilik ve çamaşır çarkı etrafında dönen komik maceralarını anlatıyor, Türk kahkahasıyla süslenmiş bir biçimde.




