İhanete Göz Yummak: Sonuçlarıyla Karşılaşmak ve Pişmanlık Duymak

– Yine onun yanında mısın? Zeynep gözlerinde yanık bir hüzünle kocasına bakar.
Deniz boğazını yakalar, çatalı yere düşürür.

– Saat! elindeki bileği işaret eder.

– Evet, öyle Deniz kayıtsız bir hareketle kolunu çevirir, manşetiyle saati gizler.

– Kutuyu çöpün içinde buldum Zeynep söyler hatta içeride bir makbuz da vardı!

Deniz gözlerini tabağın içine çeker, yemeği inceler.

– Söz vermiştik, bir daha ona gitmeyeceksin Zeynep öfkeli bir sesle ekler. Deniz, bana söz vermiştin! Yemin etmiştin!

– Bak Zeynep Deniz uzatır ellerini o çok ısrar etti! Söz verdiğimin farkındayım ama o hâlâ patronum! Reddetmem mümkün mü?

– Kibar ol! Zeynep duygularını tutmaya çalışır. Ben evliyim, karımı seviyorum!

– O zaman zorundayım! Zeynep bir nefes alır. Ama saygı göstererek Deniz, o şehrin tek işvereni değil!

– Zeynep, mantıklı düşünelim Deniz düşüncelerini toplar Şu an bana geçmişteki başarılarımı hatırlatarak en iyi koşulları sunuyor. Başka bir firmada aynı şartlar olur mu? Muhtemelen hayır!

– Boynunda oturmak senin de istemeyeceğin bir durum Zeynep dişlerini sıkıp susar O, eski bir borcu bağışlamak gibi bir şey istiyor. Saat sadece bir hediye değil!

– Hem senin hem de Şirinin için! Deniz altın zincirler, burç figürlü kolyeler gösterir.

– Ne kadar da cömert bir cömertlik Zeynep alaycı bir tonla söyler. Satıp parayla geri ver! Ben de Şirin de bunları asla takmayacağız!

– Mağazaya geri götürürüm Deniz omuz silkeleyerek cevap verir makbuzu Valide Hanım koymuş.

– Ve saat! Zeynep bileğini işaret eder.

– Tamam, güzel! Deniz şaşkınlıkla söyler ama kutu ve makbuz yok!

Zeynep bunları masanın üzerine bırakır.

– Tamam Deniz kuru bir sesle yanıtlar geri vereceğim. Memnun musun?

– Bir daha ona gitme! Nasıl çıkarsan çık, tekrarlamamalı!

Deniz dilini öperek başını çevirir, derin bir nefes alır:

– Zeynep, o son kez olduğunu söylemişti ama ailemizin geçimini onun maaşıyla sağlıyoruz! Eğer o

– Reddedip vazgeçmelisin! Zeynep bağırır. O zaman… tamam! Bunu zorunlu bir adım olarak sayalım. Şu an bizim ihtiyacımız yok!

İnsan, ihtiyaç yakaladığı zaman neye kadar gidebileceğini bilemez. Çoğu zaman her şeye varırım denir, ama bu bir aldatmacadır. Açlık bile olsa aşırı bir sınır vardır; o sınırı geçmek mümkün olmaz.

Deniz ve Zeynep’in hayatı kolay değildi. Çocuklukları da neşeli değildi. Yetimhane mezunu değillerdi ama oraya dair hayalleri olmuştu. Büyük bir ailede büyümüşlerdi.

Yaşadıkları yer orta büyüklükte bir şehirdi; ne tüm sorumluluk omuzlarına bindi, ne de iş bulmakta zorlandılar. Yeterli bir geçim, aç değilim, giydim, ayaktayım, ısınıyorum demekti; ama ufak bir suçu bile akşam yemeği kaybına ya da kulübede kalmaya eşdeğerdi.

Küçük yaştan hayatta kalmak için yalan söylemek, çalmak, korumak zorundaydılar. O zamanlar psikolojik travma diye bir şey düşünülmezdi.

Dizginlenmiş birer boncuk gibi, Zeynep ve Deniz, aile evini terk edip bir daha geri dönmemeye karar verdiler.

İkisi de başka bir büyük şehre taşınmayı düşünse de, binlerce kilometre yol kat edip en büyük şehre yerleşmemeyi seçtiler. Biz bulunmaya çalışalım ama bulunmayalım düşüncesiyle köklerinden tamamen kopmuşlardı.

Sonunda, iki genç kendi yolunu bulduğunda karşılaştılar. Bu bir tesadüf mü, yoksa kaderin bir oyunu mu bilinmez. Tanıştıklarında birbirlerinin geçmişini dinlerken ne kadar benzer hayatları olduğunu fark ettiler.

– Belki insan doğasındandır Deniz felsefi bir sesle söyler ya da sadece tesadüftür. İki aile arasındaki mesafe iki bin kilometre, diller farklı, kültürler ayrı ama aynı acıyı paylaşıyoruz.

Ortak bir acı, ortak bir hedeften daha güçlü bağ kurar. Böylece evlenmeleri kaçınılmaz hâle geldi.

İkisi baş başa olduğunda da, dağları yerinden oynatabilirler. Deniz ve Zeynep, birlikte mutlu bir geleceğe yürümeye başladılar.

Okulda ve ek işlerde çalıştılar, aynı firmada değillerdi. Çocuklukta eksik kalan her şeyi istediler: lezzetli yemekler, yeni kıyafetler, rahat ayakkabılar, kendi küçük eşyalar ve tabii ki kendi evleri.

İlk ödeme için birikim yapmak bir hayli zor oldu. Gözleriyle karşılaşan lüks şeyler, hayatlarını bir an olsun rahat bırakmazdı. Bu tutum sağlıklı olmasa da, çiftin ortak bir özelliğiydi ve tartışma da çıkmazdı.

Zeynep hamile olduğunda, hayaller bir anda gerçek oldu.

– Sevgilim, yakında çocuk olacak, kiralık daire bizim için yeterli mi? Zeynep sorar. İlk peşinatı biriktiriyoruz!

– Anlıyorum Deniz cevap verir ama çok iddialıyız. Bir ara bir ev bulduk, eski bir binada, tamir gerektiren bir daire.

– Tamir ederiz Deniz omuz silkeleyerek söyler İstanbul bir anda inşa edilmedi! Ev bizim!

– Evet, ama ödeyeceğiz yirmi yıl boyunca! Zeynep yorgun bir sesle ekler.

– Ödeyeceğiz! Deniz sahte bir coşkuyla yanıtlar.

Matematik kesin, para ise sayılır. Şirin doğduğunda, ikisi oturup bütçeyi hesapladı. Gereksiz harcamaları kırptıklarında, mortgagei ödeyebileceklerini gördüler.

Tabii ki birçok belirsizlik vardı; enflasyon, gelecek belirsizlikleri, ama bunları da hesaba kattılar.

Zeynep bir markette kasiyerdir, Deniz bir ofiste yöneticidir. Zeynep bir gün kıdemli kasiyere terfi etmeyi, Deniz ise bir bölümü yönetime almayı planlar. Maaş artışı, aile geçimini rahatlatacak, belki de mortgagei daha hızlı kapatacak bir fırsattı.

Zeynepin maaş artışı, Şirinin hastalanmasıyla yarıda kesildi. Doktorlar, kızın bir tema bahçesindeki egzotik hayvanlarla temasından kaynaklanan nadir bir hastalığa yakalandığını söyledi. Tedavi yıllar sürecek, ilaçlar ise çok pahalıydı.

– Mortgage erteleme hakkı aldık Deniz duyurur ama sadece bir yıl. Daha fazlasını umamayız!

– Ne yapacağız? Zeynep gözyaşları içinde sorar.

– Bilmiyorum Deniz çaresizce söyler yöneticimiz değişti, yeni bir patron geldi. Terfi imkanları donduruldu. Yeni müdürümüz Vildan Hanım, bana bir yükseliş sözü verdi. Diz çöküp ona yalvaracağım, Şirini kurtarmak için!

– Git, dene Zeynep destek verir. O bir kadın, anlayacak. Ben de gideceğim, söz veriyorum!

Üç gün sonra, Deniz gece yarısı evine döner, yağmur çise çise. Ertesi gün cumartesi olduğu için şanslıdır.

Sabah Zeynep, yeşil yılanı nereden geçirdik? diye sorar.

– Zeynaz, söyleyecek bir şey bulamıyorum Deniz kafasını sallayarak anlatır yeni müdürümüz Vildan Hanım, yalnız bir kadın ve bana yükseltme ve ek ödeme teklif etti.

– Delirmiş mi? Zeynep bağırır evlisin değil mi?

– On kez daha! Deniz gülümseyerek yanıtlar o da söylemişti ki, sağlığına iyi gelmesi için sadece iş ilişkisi yeter. Para da veriyor!

Zeynep bir çıkmazda; bir yanda kızının sağlığı, diğer yanda iş ilişkisi.

– Ne düşünüyorsun? Zeynep sessizce sorar.

– Sen nasıl söylemek istersen, öyle olur Deniz cevap verir.

Zeynep, Denizin karar verme yetkisini ona verdiğini fark eder; o da zaten zihinsel ve fiziksel olarak hazırdı. Bu etik sorunu gece boyunca bir şişe alkol eşliğinde tartıştı.

Kendi çıkarı için değil, sadece kızının iyileşmesi için bu teklifi kabul etti. Kendi başına Zeynepe asla söylemezdi.

Deniz, Vildan Hanımın sosyal medya profilini inceler:

– Benden on beş yaş büyük Deniz okur çocuğu yok, eşi yok, sadece iş kadını. Kalbi değil, cüzdanı var. İstediği şeyi alıyor.

– Deniz, ona söyle… Zeynep ağzını tutamaz: Sadece kızımız için! ve İşi bitince her şey bitecek!

– Ben ona hemen söyledim Deniz kızararak yanıtlar Erkek gibi davranmayacağım ama Şirini kurtarmalıyım!

Şirinin iyileşmesi dört yıl sürdü. Bu dört yıl boyunca Zeynep, Denizin Vildan Hanımdan gelen aramalarını dinlerken bir yandan da acı çekti. Aramalar ayda bir iki kez geliyordu.

Deniz sonunda terfi aldı; önce bölüm başkanı, sonra şube müdürü oldu. Yükselişi durmadı, ama hepsi bir anda olmadı.

Vildan Hanımın hediyeleri sadece tedavi masraflarını karşılamıyor, aynı zamanda nakit olarak da kalıyordu. Bu hediye ve para, Zeynep ve Şirin için de alaycı bir cimriğin iziydi. Vildan Hanım, hediyelere fiş ekleyerek iade edilebilmesini sağladı.

Şirin iyileştiğinde, çift mortgageyi kapatmıştı; bu tamamen Denizin çabaları sayesinde oldu.

Zeynep, Artık patronunuza bağırmayacağız, sadece çalışacağız diye hafifletti.

– Allaha şükür! Deniz sevinçle yanıtlar yarın ona söyleyeceğim!

Bir ay sonra Zeynep, Denizin yeni bir gömlek, pahalı bir kravat, deri bir cüzdan ve içinde para gördü.

– Terfi mi? Zeynep sorar. Şube müdürü mü oldun?

– Evet, terfi ettim! Deniz gururla söyler. İşte bu saat!

Deniz, Vildan Hanıma hizmet etmeye devam etti.

– Ne anlıyorsun! Deniz öfkelenir İhtiyacımız yok! diyorsun; ama biz bu çukurda yaşıyoruz, her şeyi kısıtlıyoruz! Bir araba istiyorum, tatil istiyorum, senin ve benim istediğin her şey! Kızımızın da geleceği parayla ölçülüyor.

Denizin bu patlaması Zeynepi şaşkına çevirir; yüzüne bir soğuk su gibi çarpar.

– Çok güzel anlatıyorsun! Zeynep alaycı bir tonda söyler Hepsi aile için! ama artık bu durumu daha fazla dayanamaz!

– Ne olacak? Deniz meydan okur.

– Kendini yıpratmayacaksın! Zeynep tekrar saate işaret eder. Hayır Deniz, bundan sonra bir daha olmayacak! Kızımız iyileştiği için teşekkür ederim ama artık bu durumu devam ettiremiyorum. Git!

Deniz, Zeynepin neden böyle davrandığını anlayamaz.

– Ne fark eder? Kız için mümkün, başkaları için yok! Deniz savunur, ama Zeynep hâlâ dimdik durur.

Bu son sahnedir; iki insanın hayalleri, maddi istekleri ve ahlaki sınavları bir araya gelmiş, bir zamanlar birbirlerine bağladıkları köprüleri yıktı.

Rate article
Lifequest
İhanete Göz Yummak: Sonuçlarıyla Karşılaşmak ve Pişmanlık Duymak