16 yaşındaydım, kalbimde aşkla yanıp tutuştuğum Baranla hamile kaldığımda dünya bir anda çöküyordu. Baran, sınıf arkadaşım, bir yıl boyunca gizli bir tutku olduğumuz bir gençti. Hamileliğim haberi geldiğinde korkudan donduk, ailelerimize söylemeye cesaret edemedik. Ne zaman annem ve babam gerçeği öğrendi, öfkeleri fırtına gibi üzerimize yağdı.
Ailemiz, İstanbulda örnek bir aile olarak biliniyordu. Tek kız çocuğu olarak okula başarılı bir öğrenci olarak devam ediyordum. Baran ve ben henüz reşit olmadığımız için kararları bizim yerimize anne-baba vermek zorundaydık.
Her ikimiz de derslerde birincilik yapar, anne ve babamızın iyileşmiş bir üniversiteye girip, güzel bir meslek edinmenizi istiyoruz sözleriyle büyütülüyorduk. Bir çocuk, bu planların ortasına bir taş gibi düşecekti.
Bu yüzden annem beni kürtaj yaptırmaya zorladı. O zaman hâlâ yasal sınırlar içindeydi; işleyiş sorunsuz geçti.
Kürtajın ardından Baranla normal hayatımıza dönmeye çalıştık. Görüşmelerimiz sürdu, okul bitirdik, üniversiteye başladık ve bir yıl sonra nikah kıydık. Anne babamız artık bize engel olmuyordu. Bir kez daha hamile kaldığımda herkes sevinç içinde çığlık attı.
Fakat altıncı ayda kanamalar başladı. Doğacak bebek minik bir cisimdi; sadece bir buçuk kilogramdı. Doğumun üçüncü saatinde çocuğumuz hayata veda etti.
Doktorlar kanamayı durduramadı ve rahmimi çıkarmak zorunda kaldılar. Artık çocuk sahibi olma şansım tamamen yok. Annem hastaneye geldi, Seni o zorunlu kürtajdan dolayı çok pişmanım dedi, ama sözleri yüreğime dokunmadı.
Geçmişi geri alamazsın, hataları telafi edemezsin. Şimdi bir anne olamayacağım, bir çocuk yetiştiremeyeceğim. Baranla bu evliliği sürdürüp mutlu olup olamayacağımız bir muamma. Çocuklar, bir ailenin en temel taşıdır; eksikliği yüreğimde bir yara gibi.




