Sevgili Günlüğüm,
Bu satırları kaleme alırken, babamın son sözlerini hâlâ kulaklarımda çınlatıyor: Sözüm burada biter evlat. Benimle ne kadar uzun süre kırgın kalırsan kal. O sözler bir duvar gibi çöküyordu içimde; babamın kalbi çürümüş gibiydi, ama ben o duvara dayanmak zorundaydım. Merte gidersin, yeter, diye fısıldadı bana bir kez daha. Onun yanında hayat bir taş duvar gibi, kötü sözlerinden korunursun.
Babam, Mehmet Tarhan, elini bana uzattığında bir kez daha bağırdı: Sözüm burada biter, canım kızım. Benden vazgeçemezsin. Ama Yusufa da seni vermeyeceğim. O an, babamın gözlerinde bir kararlılık gördüm, bir şeyleri saklamaya çalışan bir babanın hâkimiyeti. Merte git, nokta, dedi, onunla bir ömür geçireceksin, o seni korur. Babamın bu kesin tutumu, içimdeki öfke ve hüzünle savaştı.
Nehir kenarında Yusufu beklerken kalbim bir kez daha çarptı. Çok güzel bir adamdı, onunla tüm hayatı paylaşmak istiyordum. O an babamı ne kadar çok sevdiğimi, ona ne kadar bağlandığımı düşündüm. Babam, benim örnek aldığım, dayanak olduğum bir insandı; ama o gün, onunla bir şeyler yapamıyordum. Ne yakarmalar, ne bağırmalar bana yetmedi; kalbimdeki öfke bir dağ gibi büyüdü.
Yusuf bir gün bana sordu: Babam ne? Kötü mü, yoksa erimiş mi? Ben, gözlerimi çekip, kara saçlarımı elimle tararken, O bizim birlikte olmamızın imkânsız olduğunu söyledi. Her şey boşuna onu ikna edemeyeceğim, diye içten içe ağladım. Yusuf, öfkesiyle bir ördeği tekmeledi; ben bağırdım: Dikkat et, ördek! O an, Yusufun öfkesi bir çocuğun çığlığı gibi kulağıma çarptı ve beni ormanın kenarına doğru götürdü.
Geri dönerken, Mertle karşılaştım. Mert, kısa boylu, soluk yüzlü, sarı saçlı ve gökyüzü gibi mavi gözlü bir gençti. Gülüşü beni bembeyaz diye çağırıyordu. Yüzü Yusuftan çok farklıydı; o kadar da göz alıcı değildi ki. Babamın bana karşı tutumunu düşünürken, kalbimde bir kırgınlık dalgası yükseldi. Mertin elinde bir ördek vardı; o da Yusufun tekmelediği ördek miydi? Nereye gidiyorsun? diye sordum ona. Nehire, yüzmeye, dedi; Ördek acı içinde çırpınıyor, babama göstereceğim, hayvanları tedavi edebildiğini. Mertin gözlerinden bir şeyler anlamaya çalıştım, ama o sadece ördeği tutup bana gülümseyerek baktı.
O günden beri ördek, Mertin peşinden koşuyor, köyün her köşesine eşlik ediyor, hatta saman yığınına bile çöküyor. Yusuf ona alaylarla yaklaşıp: Bu bir çoban, ördek de bir çoban, demeye çalıştı, ama Mert sessizce yürümeye devam etti.
Günlerden birinde, Mert ve ben nişanlandık. Düğün günümde aynaya baktığımda babamın gözyaşları içinde en güzel gelin dediğini duydum. Seni seviyorum, altın çocuğum, diye öptü beni. Sonra ekledi: Benden kızını çalmadın mı? Şimdi mutlu ol, benim güzel kızım! Ben ise pencereden dışarı bakıp, Hayır, babacığım, dedim, teşekkür ederim.
Düğünümüzde Yusuf, Kadirle dans ederken kendini hâlâ bana bakıyor gibiydi; kıskançlığı hâlâ içimde bir iz bırakıyordu. O gün, yalnızca dirseklerimi ısırarak, eski sevgilimin başka bir kadınla beraber olduğunu izledim. Mert, içki içmeden oturmuş, yanındaki ördek hâlâ çırpınıyordu. Aptal! diye düşündüm içinde bir öfkeyle.
Annem, giyinmemde bana yardım etti, kapıdan bakarak Bu adamı bekliyor musun? diye sordu. Ben de Gitmek zorunda mıyım? İnsanlar ne der? diyerek yatağımdan fırladım. Mert sessizce durdu, bir şal atarak omuzuma sardı. Görüşürüz, dedi, sen çok güzelsin.
Bir gün evde Merti buldum; kafası sarı, yüzünde hafif bir kızarıklık vardı. O an, onun bir hayvanı tedavi ettiğini fark ettim. Bu ördeği suya atmıştım, ayağını incitti, dedi. Babamın yanına götüreceğim, o hayvanları iyileştirebilir. O an, Yusufun ördeği tekmelediğini hatırladım, ama Mertin elleri ördeği iyileştiriyordu.
Zamanla ördek Mertin en yakın dostu oldu; köyde dolaşır, otlakta uyur, hatta geceleri bizim çardağın yanında çalardı. Yusuf ona sataşıp: Bu bir ördek işçisi, aptal, demeye çalıştı; Mert ise sadece gülerek yürüdü.
Düğün gününden sonra ben ve Mert birlikte bir ev kurduk. Çiftlikte beş çocuğumuz oldu, torunlarımız da büyük bir aileyi doldurdu. Çiftlikteki hayvanları tedavi ederken, Mert babamın bana gösterdiği sert tutumu bir kenara bırakıp, yumuşak bir kalp gösterdi.
Bugün, babam Mehmet Tarhanın yanına otururken, ona minnetle baktım: Baba, bana Yusuftan kaçmamı sağladın. Senin sayesinde daha iyi bir hayatım var. O da gülerek: Gençliğin çabuk geçer, ama doğruyu bilmek kalıcıdır. Oğlum, seninle gurur duyuyorum.
Şimdi, 70 yaşına gelmiş bir kadınım; tarlada çalışırken Mert yanımda, çocuklar ve torunlar bahçede koşturuyor. Aşk içinde yürek yoksa, çaba da kalmaz deyimi bize her zaman hatırlatıyor.
Bugün bir kez daha babamın sözlerini hatırladım: Ellerini uzat, gözlerini kapat, ama asla vazgeçme. Bu satırları okurken kendime söz veriyorum; her daim sevgiyle, sabırla ve inançla yaşamaya devam edeceğim.
İyi geceler.




