Köyden uzakta, Doğu Anadolunun 80 dönümlük yaylasında, emekliliğimin keyfini sürmek için bir çiftlik almıştım. O sabah oğlum Selim, Eğer beğenmezsen, şehrin konforuna dön diyerek beni bir sürü insan getirmeye zorladı.
Sabahın üçüncü çığırtısıyla, atım Kara, oturma odasında bir şeyler bırakıyordu. Ben de Şişlideki Swissotelin lüks süiti içinde şampanya yudumlarken, en huysuz tayım Yıldırım, Gülçinin lüks çantasını kuyruğuyla devirdi. Zamanlama tam bir peri masalı gibiydi, inanacak kadar güzel.
Ama konuyu fazla uzatmadan, olayların başlangıcına geri dönelim.
Üç gün önce, hayalimdeki hayatı yaşıyordum. Yetmiş bir yaşımdaydım; otuz üç yıldır Ankarada Kaya & Ortakları muhasebe firmasında kıdemli muhasebeci olarak çalışıyordum, evlilik yolculuğum ise Ahmetle kırk üç yıldı bulmuştu. Ahmet iki yıl önce kansere yenik düştü; son nefesinde bile dağların o mor güneş batışını izlerken, şehrin gürültüsünden, bitmek bilmeyen taleplerden ve boğucu beklentilerden kurtulmuştum.
Yaylamda sabahlar, verandada demlenmiş çayın buharı ve vadiden yükselen sisle başlardı. Üç atımKara, Güzel ve Yıldırımotlakta otlarken, kuş cıvıltısı, çamların hışırtısı ve komşu çiftlikten gelen inek sesleri yankılanırdı. Bu sessizlik boş değildi; içinde anlam doluydu.
Emekli olduğumuzda, Gülçin diye Ahmet, mutfak masasına çiftlik ilanlarını serpiştirerek, atlarımız, tavuklarımız ve dertten uzak bir yaşamımız olur dermiş. O, emekli olamadan bu hayale veda etti.
İşe yaramaz bir arama bir Salı sabahı geldi. Güzelin ahırını temizlerken eski bir Fleetwood Mac şarkısı mırıldanıyordum ki telefon çaldı. Selimin profesyonel gayrimenkul fotoğrafı ekranda belirdi; sahte bir gülümseme ve pahalı diş kaplamalarıyla.
Anne, harika haberim var, dedim, telefonu saman balasına yaslayarak.
Büyük haber!
Gülçin ve ben bu hafta sonu çiftliğe geliyoruz.
Midem sıkıştı ama sesimi dengeli tutmaya çalıştım.
Ne zaman düşünüyorsun?
Bu hafta sonu. Gülçinin ailesi de gelmek istiyor; kız kardeşleri, eşleri ve Miamiden gelen kuzenleri. Toplam on kişi. Boş odalarınız var ya, o odalar sizde boş duruyor, değil mi?
Kelimeler boğazıma takıldı.
On kişi mi? Selim, sanmıyorum ki
Anne.
Sesinde o, ilk milyonunu kazanana dek geliştirdiği alçakgönüllülük tonu yükseldi.
Büyük bir yerde yalnız dolaşman sağlıksız. Aile de, çiftlik de bu yüzden var, doğru mu? Baban bunu isterdi, dedi.
Zorla anımsattı beni babamın anılarına, böyle bir işgalin beni çirkinleştirmesini.
Misafir odaları o iş için hazır değil
Hazırlayın. Allahım anne, başka ne yapacaksın? Tavuk mu besleyeceksin? Hadi gelin, Cuma akşamı orada olacağız. Gülçin zaten Instagramda gerçek çiftlik hayatı paylaşmış, takipçileri heyecanla bekliyor.
Gülçinin sesinde bir alaycılık vardı.
Dayanamayacaksan, şehre geri dönmeyi düşün. Bir kadın tek başına bir çiftlikte ne kadar pratik? Eğer hoşuna gitmezse, çantalarını topla ve Chicagoya geri dön. Çiftliği biz devralırız.
Söylemeden kapattı telefonu.
Ahırda, elimde telefonla, kelimelerimin ağırlığı bir lahza gibi üzerime çöktü.
Tam o anda Yıldırım ahırdan dışarı çıktı, bana bir gülümseme getirdi ve yüzümde gerçek bir gülümseme belirdi; Selimin aramasından bu yana gördüğüm ilk samimi gülümseme.
Ne dersin Yıldırım? dedim, ahır kapısını açarak. Gerçek çiftlik hayatı istediğini düşünüyorum. Onlara da gerçek çiftlik hayatı verelim.
Öğleden sonra Ahmetin eski çalışma odasında telefonlar açtım. İlk olarak köydeki çobancıl köylüler Tom ve Mehmeti aradım; onlar araziyi on beş yıldır birlikte sürdürüyordu, ben de çiftliği aldığımda yanımda gelmişlerdi ve oğlumun ne kadar değiştiğini tam biliyorlardı.
Bayan Morrison, dedi Tom, yüzünde kırışık bir gülümseme, büyük bir zevkle yaparız.
Sonra üniversiteden eski dostum Ruyeyi aradım, Ankarada oturuyordu.
Çantalarını hazırla canım, dedi hemen. Swissotelin spa paketi bu hafta çok güzel. Her şeyi oradan izleriz.
İki gün içinde her şey hazırlıkla doldu. Misafir odalarındaki lüks nevresimleri çadıra çiviyle çakıp, çamaşırları ahırdaki yün battaniyelerle değiştirdim. İyi havluları depoya koydum, kamp malzemelerinde bulduğum dayanıklı havlularla yer değiştirdim. Misafir kanadının termostatını 15 dereceye, gün içinde 25 dereceye ayarladım; çöl evlerinde böyle bir şey olur, ama eski çiftlik evlerinde hâlâ bir sorun var.
Perdeyi kapatıp son gizli kameraları kurarken, odadaki krem rengi halıları ve restore edilmiş antika mobilyaları hayal ettim.
Bu mükemmel olacak, diye fısıldadım Ahmetin tablosuna bakarken. Senin Selimin ders alması gerekir. Bunu onun mezuniyet projesi olarak düşün.
Cuma sabahı, Tom ve Mehmet son dokunuşları yaptılar, atları eve getirdiler. Kara, Güzel ve Yıldırım beklenmedik bir uyumla içeri girdi, ahırdan gelen bir koku ve bir sepet yulaf, ot ve suyla evin içinde bir kaos patlattı. WiFi yönlendiriciyi güvenli bir sandığa koydum.
İnfinite havuzum, çamurlu bir gölet haline gelmiş, bir haftadır kovada yetiştirdiğim alga ve su yosunu denizinde sakladığım bir ekosistemle doluydu. Yakındaki hayvan dükkanı bir avuç kurbağa ve bir kaç bağıran boğa kurbağası bağışlamıştı.
Sabahın erken saatlerinde, arabamın camı üzerinden çamurla kaplı kahraman Karanın oturma odasındaki koltuğu karıştırdığını izlerken, kalbim hafifleşmişti. Arkamda çiftliğe bir bakış attım, Scoutyani Karakafasını çaldı; bir kez daha bir kısmı autentik bir deneyim sunuyordu.
Güneş doğarken, Selimin bir kez daha Bu çılgın bir fikir diye bağırdığını duyuyordum, ama ben artık bir adım önde olduğumu biliyordum.
Gün boyunca ahşap evin içinde bir film gibi izledim, misafirlerin yüzlerini ve hayvanların tepkilerini kaydettim. Selim, Anne! Çanta içinde bir şey buldum, dedi, çatı altında saklı bir serpiştirilmiş bir kurbağa ve bir çift tavı.
Bu bir şaka mı? dedim, kahve fincanımı tutarken.
Hayır, Selimin sesi titrek, gerçek bir ders.
Bununla birlikte, Gülçinin kız kardeşleri Merve ve Sıla, eşleri Barış ve Can, Bodu
rmdan gelen kuzenleri Mert ve Yusuf ve aileleri, on kişilik bir kalabalık, odaya akın etti. Boş odaları doldurmuşlardı, ama odalar henüz yatakla donatılmamıştı.
Mutfakta, Güzel bir anda Gülçinin Hermès eşarpasını çiğneyerek, Ne lanet olsun? diye bağırdı. Selimin profesyonel duruşu bir anda dağıldı.
Yıldırım bir anda mutfak tezgahındaki bir vazoyu devirdi; kırılmış cam yere düşerken, ben bile donup durmadım.
Bu sahneler bir bir birikti, bir sanat eserine dönüştü.
Belki de buraya gelmek gerekir, dedi Merve, duvara yaslanarak, Yıldırımın bir çanta içinde sakladığı tasarımsal bir çöp torbasını incelerken.
PatriciaGülçinin annesibeyaz keten pantolonlarıyla koşuşturan bir sahne içinde, Bir çiftlik hayatı burada gerçekten var mı? diye sordu.
Sel
im, Anneni bir otelde bekleyeceğiz diye bağırdı, ama ben ona gerçek bir ders vermek istiyordum.
Ben de bir adım geri çekildim, Emin misin? diye sordum. Selimin gözleri bir an için yumuşadı, Sana bir mektup bırakacağım, dedi.
Mektubu bulduğunda, Ahmetin bir fotoğrafının yanına yazılmış bir satır okur gibi oldu: Eğer burada kalamazsan, şehrine dön.
Bu sözler bir kehribar gibi yandı içimde.
Gece yarısı, ben ve Ruye, Swissotelin lüks süitinde şampanyamızı yudumlayarak, Sizinle bir planım var, dedik.
Büyük bir plan, dedi Ruye, selametsiz misafiri evimizden çıkarmak.
Ertesi gün, Selimin arabasıyla gelen kargaşa bir sonraki sahneden fırlamış gibiydi. Gülçinin çantası, bir kez daha bir çürüme gösterdi; bir çabuk bir çamura dolmuş bir köprüden geçerek.
Ben de bir telefon açtım: Tom, Çiftliğin önünde bir sorun var.
Tom ve Mehmet, gece yarısı ahırda bir araya gelerek, Seninle işimiz bitti, dediler ve çöp torbası gibi bir planı uygulamaya koydular.
Selim, Eğer beğenmiyorsan, şehre geri dön demekle devam etmeye karar verdi. Ancak ben onun o sözü duymasını istemedim.
Bu yüzden, kahvaltı masasında bir kez daha bir şaka yaptım: Bugün sabah bir kahve içtiğimizde, Gerçek Çiftlik Hayatı adlı bir video yayınlayacağız. Hemen izleyin.
Selim, Ne filan? diye bağırdı.
Gerçek aşkın, atların ve tarlaların içinde olduğunu unutma! dedim.
O an, Selimin gözünde bir ışık yanmaya başladı.
Öğle vakti, Selimin çocuğu bir hayvan koruma merkezinde gönüllü olduğundan, bir çiftlik turu düzenledi. Bu turda, atların çimlerde koştuğunu, tavukların yumurtladığını ve köpeklerin güldüğünü gördük.
Bütün bu anılar bir bir birikerek, Bu, gerçekten bir hikaye mi? sorusunu gündeme getirdi.
Ben ise, Hayır, bu bir ders, bir intikam ve bir aşkın bir kombinasyonu, dedim.
Sonra, oturma odasında, Sel
imin cep telefonundan gelen bir ses kaydı çaldı: Anne, bir şey değişti, seni seviyorum.
Gülçin, Bu bir şaka mı? diyerek gözlerini kırpıp, Bu kadar çılgın bir şey olmazdı! dedi.
Ben de Tamam, bir dahaki sefer daha iyi bir çay yapacağız, diyerek, Gülçinin çantasını çiğneyen atın fotoğrafını sosyal medyada paylaşacağım dedim.
Selim, Annenin öfkesini çektin mi? diye sordu.
Hayır, sadece gerçek bir çiftlik hayatı sunmak istiyorum, diye yanıtladım.
Gün boyunca, hayvanlar ve misafirler bir arada, bir kaos içinde ama bir anlamla dolu bir şekilde yaşadı. Çiftliğin ruhu, çiğ çakırlar ve çimlerin içinde saklıydı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, Selim’in arabası bozuldu, bir otobüs geldi ve Bu sefer evine dönme vakti dedi.
Ben de Evet, belki de bir sonraki hafta gelirsin, ama bir kez daha geri dönmek zorunda kalmazsın, dedim.
Böylece, SelGülçin’in gözleriyle bana bakarak, Baba bir kez daha yanımda durdu; şimdi ise bizimle kalacak, çünkü gerçek çiftlik hayatı, aile bağlarından ve ortak emeğin sıcaklığından daha değerli bir mirastır.




