Hepsi Aynı Görünüyorlar mı?

Deniz, cidden mi? Yine o iğrenç güller mi? Elif dudaklarını büzdü, buketi incelerken. Sana yüz kere söyledim, kardelenleri seviyorum. Kardelen, anlıyor musun? Yoksa beni hiç dinlemiyor musun? İşte ne dinliyorsun?

Deniz kapının önünde donakaldı. Yanakları kızardı, gözlerinde aynı suçlu ve şaşkın ifade belirdi; Elifin gülümsemesi için her şeyi göze alabilecek bir adamdı.

Affedersin, canım, bir dahaki sefere kesinlikle kardelen getireceğim.

Elif buketi dikkatsizce masaya bıraktı, bileğini bile kokusuna bakmadan. Ama güller şıktı; çiçekleri dolgun, bordo, yapraklarında su damlacıklarıyla parıldıyordu

Fatma Hanım, Elifin ilk kez onu evine getirdiği günü hatırlıyordu. Uzun boylu, omuzları geniş, açık bir yüze ve nasırlı elleri olan bir mühendis. Deniz, Elife bakarken sanki dünyanın en güzel harikasını izliyormuş gibi bir hayranlık sergileyen biriydi. O zamanlar, Kemal Bey, misafirin arkasında eşiyle onaylayıcı bir baş hareketi yaparak, Normal bir çocuk, ciddi bir tip demişti.

İlk bir buçuk yıl her şey yolundaydı. Deniz, Elifi Antalyaya götürür, tarihlerine ya da tarihlerine bakılmaksızın takı verir, arkadaşları ve iş arkadaşlarıyla ilgili bitmek bilmeyen sohbetlerini sabırla dinlerdi. Ama Fatma Hanım, bir tuhaflık fark etmeye başladı: Kızı, onun hakkında küçümseyen bir tonda, bazen belli belirsiz bir sıkıcı gibi, hatta aşağılayıcı bir sesle konuşuyordu Deniz pastayı getirdi, hayal edebiliyor musun? Ben diyetteyim. Yine arıyor, yapışkan bir banyo süngeri gibi. O, hediyelerini sanki bir sadaka gibi sayıyor, ilgi göstergesi değil, bir borç gibi algılayarak inceliyordu.

İkinci yılda kavgalar başladı. Aslında Elif kavgayı başlatıyordu. Canı sıkılmış, sıkılmıştı.

Beni gerçekten seviyor musun? Ha? Seviyor musun? bu soruyu genellikle akşamları sorardı. Bir şeyler eksik gibi geliyor.
Elif, bütün gün
İşte tam da! Bütün gün bir yerde, ben burada tek başıma! Başka bir kız belki de var mı?

Deniz mazeret bulur, açıklama yapar, yemin ederdi. Elif bir iki gün öfkelenir, sonra bağışlayıcı bir tavırla affederdi. O, çiçek getirir, istediği kitabı, tiyatro biletini getirirdi. Dünya yeniden kurulur, bir sonraki kavga gelene kadar.

Her şey bir bahaneydi. Söylemediği bir şey, farklı baktığı bir an, fotoğrafta beğeni koymayı unuttuğu bir an. İşte fazla mesai, bir mesajı çok hızlı yanıtlaması demek ki telefona bakıyor, işine bakmıyor. Çok yavaş yanıtlaması demek ki görmezden geliyor.

Yeter! Ayrılıyoruz! bu cümle ilişkilerinde çok sık tekrarlanıyordu.

Ve her seferinde Deniz, ilk olarak özür dilemeye gelirdi. Elif bir süre beklerdi: bir gün, üç gün, bir hafta. Sonra eriyip affederdi.

Fatma Hanım bir kez dikkatli bir şekilde sordu:

Elifciğim, gerçekten onu seviyor musun? Yoksa sadece… onunla rahat mı hissediyorsun?

Kız homurdanarak:

Anne, ne sorular bunlar? Tabii ki seviyorum. Bazen çok inatçı oluyor, enerjim kalmıyor.

Beş yıl bu tuhaf dans içinde geçti: tutku kavga ayrılık barış. Deniz, otuz yaşına girmemişken saçları köklerine grileşmiş, zayıflamış, daha az gülümser olmuştu. Ama hâlâ dayanıyordu. Neden? Fatma Hanım anlayamazdı. Belki bir umut, belki bir inanç, bir gün her şey düzelir, daha kolay, daha sakin olur umudu.

Altıncı yılda evlenme teklifi etti.

Yüzük inceldi, ince bir altın halka üzerindeki temiz bir elmasla süslenmişti. Deniz hazırlıklara başladı: iyi bir restoranda masa ayırttı, müzisyenlerle anlaştı, hatta konuşmasını bir kağıda yazdı, sonra utanarak sesli okudu.

Elif evet dedi. Sanki kahveye bir tatlı ikram edilmiş gibi, rahat bir tavırla. Yüzüğü taktı, sosyal medyada fotoğrafını paylaştı, arkadaşlarını aradı.

Fatma Hanım, damat adayını anne gibi sarıldı:

Deniz, çok sevindim. Gerçekten çok sevindim.

Kemal Bey elini sıktı:

Aileye hoş geldin. Resmen artık bizde.

Düğün hazırlıkları hemen başladı. Elif elini çabukça yönetti: salonun elbisesi, yıldızların portföyünden fotoğrafçı, masalardaki canlı orkide süslemeleri. Deniz her şeye onay verir, harita uzatır, her kapriyesine katlanırdı. O, bu günün mükemmel olmasını isterdi gelecekteki eşine en güzel gün.

Planlanan tarihten bir ay önce her şey yıkıldı.

Bu ne? Elif menü kağıdına işaret ederek bağırdı. Gökkuşağı? Ciddi misin Gökkuşağı seçmişsin?
Orada harika yemek var, Elif. Denedik, beğenmiştin.
Beğenmiştik mi?! Ben Beyaz Bahçe! Teraslı! Nehrin manzaralı! Sen bana bir kantin mi getiriyorsun!
Orada tarihimiz dolu, rezervasyon yok. Aradım, zaten başka bir çift orayı almış.
Ne? Anlaşmalıydın! Para sunmalıydın! Sen sadece sadece!! Elif öfkeyle boğuldu. Yeter! Düğün iptal! Bıktım!

Menüyü yere attı ve odadan fırladı. Alışılmış senaryo: bir süre oturup özür bekleyeceğim, Deniz gelecek, özür dileyip bir iki gün daha kızgınlığını çekecek, sonra merhamete dönüşecekti. Ama bu sefer özür dilemedi; belki sadece yorgundu.

Ertesi gün Deniz eşyalarını almaya geldi. Elif, onun tıraş makinesini, şarj cihazını, gömleğini topladığını izledi.

Cidden mi? hâlâ inanamıyordu. Böyle mi gidiyorsun? Beni de bırakıp mı?

Deniz fermuarı kapattı, uzun uzun baktı; yüzünde anlaşılmaz bir ifade belirdi.

Mutlu ol, Elif. Gerçekten

Ve dışarı çıktı

Elif bir hafta bekledi. Sonra iki hafta. Telefon sessizdi. Mesaj, arama, ani ziyaret yoktu. Birkaç kez sohbeti açtı, imleç boş bir alanda titredi, ama bir şey yazmadı. Gurur, suskunluğu korudu. Deniz ilk gelen olmalıydı, her zaman ilk gelen.

Bir ay geçti.

Belki hastaydı? Elif anne mutfağında koşuşturarak bağırdı. Yoksa bir iş seyahati mi? Ya da Belki aramalı mıyım?

Fatma Hanım sessizce çorba karıştırıyordu.

Anne, bir şey söyle!
Ne söyleyebilirim Elif? Onu bıraktın, gitti.
Bırakmadım! Sadece
Ne?

Kız suskun kaldı, cevabı bulamıyordu.

İki ay sonra Elifin muhasebe departmanındaki meslektaşı Şirin, öğle yemeğinde tesadüfen söyledi:

Duydun mu, o Denizi dün gördüm. Yanında yeni bir kız, çok şirin bir kız.

Elif çatalını düşürdü.

Kiminle?!
Bilmiyorum. Yeni birisi galiba. Gülüyorlardı, el ele tutuşuyorlardı Çok tatlıydı, dişlerime bile gülümsetti.

Akşam Elif, onun sosyal medya hesaplarını karıştırmaya başladı. Profil açıktı; gizlilik ayarlarını kaldırmıştı. Yeni fotoğraflar yoktu ama arkadaş listesinde tanımadığı bir isim belirdi: Kübra Yılmaz. Düzene bakıldığında dağ manzaraları ve kedi fotoğraflarıyla dolu bir profil; avatarında 25 yaşında, yumuşak bir gülümsemeye sahip bir kadın.

Elif üçe kadar uykusuz sayfalara göz atıp, sabaha kadar kaydı.

Fatma Hanım, kızının değişimini izliyordu. Özgüveni yok olmuş, bakışları artık soğuk bir alaycılıkla dolmuştu. Elif zayıflamıştı istediği gibi değil, sağlıksız bir şekilde; gözaltı halkaları belirmiş, siniri çığlık çıkarma eşiğine gelmişti.

Bütün suç onun! Elif ebeveynlerine bağırdı. Altı yıl! Altı yıllık bir hayat ve bir anda böyle terk ediliyor! Bir kedi miydi bu?

Sen onu kendin bıraktın, sessizce hatırlattı Fatma Hanım.
Bu başka bir şey!
Nasıl başka?

Elif açıklayamadı.

Bir yıl sessiz ve acı bir şekilde su gibi akıp gitti. Elif, Denizin hayatını ekrandan izlemeye devam etti: onun Kübra ile mangalda eğlendiği, bir rock konserine gittiği, Taşındık! yazılı bir fotoğraf; ortak bir daire, birlikte yaşam Hepsi onun hayalini kurduğu, Elifin istemediği şeylerdi. Sonra bir yüzük fotoğrafı çıktı, Evet dedim! altyazısı ve üç kalp.

Fatma Hanım bu gönderiyi tesadüfen akışı karıştırırken gördü. Kübra parıldıyordu, Deniz gülümsüyordu, gözleri hâlâ ışıklıydı; sanki neşesi bir damla su gibi çekilmişti.

Aferin Deniz, düşündü Fatma Hanım. Nihayet.

Bu arada Elif yeni ilişkiler denedi. İsmail dört ay kaldı, bir doğum günü gecesi geç kalınca ayrıldı. Selim iki ay sürdü, Elif bir restoran sahnesi yarattıktan sonra kaçtı.

Tüm erkekler aynı! diye bağırdı bir kez daha annesinin mutfağında otururken. Güvenilmez, bencil!

Kemal Bey sessizce köfte çiğnerken, Fatma Hanım çayını doldurup hayatın garipliğine düşündü. Kız telefonu izleyip, başkalarının mutlu fotoğraflarına bakıyordu, ara ara kendi ekranına geri dönüyordu.

Fatma Hanım gülümsedi. Denizin Eliftan kaçmasına sevindi. Evet, bu onun kızıydı. Ama Fatma Hanım, kızının karakterini çok iyi biliyordu.

Bir aile yemeğinde Elif eski bir plak çalmaya başladı.

Deniz en azından sabırlıydı. Bu… İnsanlar bir şey söyleyince hemen kırılıyor!
Belki de sorun onlarda mı? sessizce önerdi Kemal Bey.
Baba, ne demek istiyorsun?

Kemal omuz silkti:

Ne olsun. Üçüncü adam bir yılda gider. İlginç bir tesadüf.

Elif yanıp tutuştu:

Yani suç bende, değil mi?!

Anne babalar sessiz kaldı. Bazen susmak kelimelerden daha gürültülüdür.

Daha sonra Fatma Hanım, kızıyla nasıl açıklayacağını düşündü. Aşk bir kaydet düğmesiyle sonsuza kadar geri dönülecek bir oyun değil. Sabır bir nehir gibi tükenmez. Manipülasyon güveni pas gibi çürüterek, geri dönüşü olmayan bir korozyon yaratır.

Elif ise dünyayı adaletsiz bulup, beyaz bir atlı prens bekliyormuş gibi hayal kurdu; her daim kaprislerine dayanacak birini.

Fatma Hanım son tabağı kurulayarak dolaba koydu, kapı aralığından içinde oturan kızını gördü; yine telefona gömülmüş, başkalarının mutlu anlarını izliyordu. İki otuz yıl önce, Fatma Hanım bir bebek Elifi kucağına alıp, onun her türlü sıkıntıdan korunacağını and içmişti. Ama Elif yalnızlığı kendi kendine seçmişti. Mutlu olabilmesi için değişmesi gerekiyordu; yoksa bir gün evlenip anne olmanın ne demek olduğunu asla bilemeyecekti.

Rate article
Lifequest
Hepsi Aynı Görünüyorlar mı?