10 Mayıs 2024
Bugün, hayatımın en çirkin sahnesini bir kez daha gözlerimin önünde canlandırıyorum. Elif, eşim, Bu dans on yıldır gizlice sevdiğim kadına adanmıştır. dediğimiz anı hâlâ işitiyorum. Sözlerimi söyledikten hemen sonra Selinle (kız kardeşim) dans pistine yöneldim; Elif ise kalabalığın içinde çaresizce oturuyordu. O an odadaki herkes bir anda alkış çığlıklarıyla çalkalandı. Elif babam Mehmetin baş masasına yöneldi, derin bir nefes alarak sorusunu sordu; bu soru, babamın boğulup kükrenmesine ve Selinin acil servise sürülmesine yol açtı.
İstanbulun en gözde balo salonlarından biri olan Galata Grand Ballroomda, ışıklar kristal avizelerden altın bir ışıltı yayarken, rakı ve şarap kadehleri dolup taşarken, şehrin iş dünyasının en nüfuzlu isimleri bir araya gelmişti. Yüzlerce konuk, iş dünyasının ve sosyal çevrenin elitleri, yüksek sesli bir orkestranın hafif melodileri eşliğinde sohbet ediyor, tadım tabağındaki mezelerle damaklarını şenlendiriyordu.
Ben, Emre Vural, üç saat önce yeni damat olarak buraya girmiştim. Şık bir smokin, yüksek topuklu ayakkabılar, kalabalık içinde çekici bir sohbetçi Tablodan masaya, masadan masaya dolaşarak ellerimle adamların omzuna tokat atıyor, kadınların yanakına öpücük konduruyordum. Baba Mehmet, otoriter bir duman gibi başında oturmuş, gözleriyle bütün şirketi ve aileyi bir satır gibi okuyordu. O, Hayes Gıda A.Ş.nin sahibiydi; on yıldır sürdürdüğü bir birleştirme girişimiyle, benim gibi genç bir yöneticiyi evlat edinecek, borcunu da ona yüklenecekti.
Elifin yanındaki en büyük tehdit, Selindi. Selin, kırmızı bir elbiseyle, göz alıcı bir tavırla, masada bir şarap kadehi tutuyordu. Kız kardeşim gibi; ama onun bakışları benim üzerimde değil, Elifin üzerindeydi. Ben ona hiç aldırmadığım gibi görünüyordum, ama o gün, Bu dans on yıldır gizlice sevdiğim kadına adanmıştır. diye duyurduğumda, gözlerimi Seline çevirdim. Elifin kalbi bir an için durdu; bir şaka mıydı, bir alay mıydı, yoksa bir kandırmaca mıydı, bilemedim.
Orkestranın yavaş ve duygusal bir melodiye geçmesiyle ben mikrofonu aldım, Elifin başına doğru yürüdüm, fakat bir adımda onu atlatıp Selinin elini tuttum. Şarap sıçradı, koku koltuğumdan yükseldi; gölgeden bir çarpma hissiyle yüzümde bir soğuk bastı. O an, Elifin gözleriyle bana bakması yerine babama döndüğünü gördüm; babam ise sadece Elifin sorusunu bekliyordu.
Elif, dedim, sesim titrek, Eğer Dariusu, yani beni sevdiğin kişi, on yıldır gizlice sevdiğini söylüyorsan, babamın borcunu ödeyen o 750.000lik borç ne demek? diye sorarken, odada bir anlık sessizlik hâkim oldu. Şok, çığlık ve birden bir çarpma gibi bir çapa gibi çaldı.
Babamın yüzündeki gerginlik bir anda çöküşe dönüştü; Seninle çalışacak tek kişi sensin, diye mırıldandı. Elif bir çığlık atarak, Babamı öldürecek bir şey değil, ama beni öldürmek için bir planı var! diye bağırdı. O anda Selin çığlık atarak kollarını göğsüne sarıp, bir an için yere yığıldı; bir hemşireye çabuk bir şekilde ambulans çağrıldı.
Balkonda bir anda kaos yükseldi. Konuklar ayak seslerini duyarlarken, ben bir anda kendimi sahte bir kahraman gibi hissettim. Elif masanın başına gidip babasının gözlerine baktı ve Babam, Dariusun 750.000 borcunu ödeyeceği bir iş birliği var. Bunu kabul ediyor musun? diye sordu. Baba Mehmet, bir anda bileğini sıkarak Ben seninle bir devir alacağım dedi ve elini çığlık çığlığa bağladı. O an bir kaza gibi çığlıklar yükseldi, herkesin gözleri bir anda karardı.
İşte o an, bir şey değişti. Duygularımın derinliğine inen soğuk bir çelik gibi bir şey yakaladı. Babamın bir kez daha bir şeyler anlatması gerekiyordu. Elif, sen artık bir borçlu değilsin, sadece bir kurşun taşıyorsun. Beni öldürün. diye bağırdı babam. Ancak o an sadece bir çığlık değil, bir kaza gibi bir çarpma oldu; ben bir an için bağırmayı unuttum ve bir yudum rakı içmeyi düşünerek sessizce bir köşe oturdum.
Hayatımın en çirkin oyunu burada bitti. Bir haftadan az bir sürede, babamın, Selinin ve Dariusun bir araya gelip bir kurumsal çöküntü hazırladığını anladım; babamın şirketinde yıllardır gizli bir saklı çalım vardı. Hayatta kalmak için bu çalım yapıldı. diye düşündüm, ama bir yandan da Kendi karnımı çalıp çeviren birini görmüştüm.
O gece, içimde bir karar belirdi. Şirketin içindeki sahte kayıtları, babamın gelir olarak gösterdiği ama aslında çürük gıdalar olan ürünleri ortaya çıkarmak üzere bir dosya hazırladım. Bu dosyayla, babamı ve Selini yargıya taşıyacaktım. Ancak şehirdeki polis başkanı babamın en yakın dostu, savcı da babamın arkadaşı olduğundan, bu işin yolu çok uzun ve çetin olacaktı.
Sona doğru, Kurumsal bir çöküşün içinde bir yıkım, bir intikam ve bir adalet arayışı var, dedim içimde. Ve şimdi, bu günlüğe bir ders eklemek istiyorum: Bir insanın hırsı ve aile bağının çarpıltısı, sadece bir çiğnenmiş kalp değil, bir bütün toplumu yaralar. Aile içinde bile adaletin, dürüstlüğün ve şeffaflığın ön planda olması gerektiğini bir kez daha anladım. Bazen en zor kararlar, en doğru olanıdır; ama bu kararların bedeli hep bir şeylerin kaybı olur.
Bu deneyim, bana gösterdi ki; Kendi değerlerini korumak, başkalarının değerlerini çökertmekten daha değerli bir mirastır.




