Yüreğimle Geliyorum

Dinle Elif Annem yeni bir tencere getirdi Ahmet mutfağa göz attı, başını kaşıdı Alman markası, paslanmaz çelik, çok iyi olduğunu söylüyordu.
Tahmin et. Şimdi ona borçluyuz, değil mi? Elif salata doğramaya devam ederken dönmedi.
Eee aslında evet Ahmet utangaçça cevap verdi.
Üstüne kapağın içine bir makbuz bile yapıştırmasan Elif iğneleyerek ekledi Hediyelerle kabul ettiriyor kendini.
O, eski tenceremizin sıkıntılı olduğunu söylüyor.
Ahmet, evde on tane tencere olduğunun farkındasın, hepsi de gayet iyi.
Ahmet sustu, kapıdan içeri girdi, derin bir nefes aldı ve odasına çekildi. Bu, yardım denilen ilk sevişti. İlk başta havlular, sonra bardaklar, banyo perdeleri, çamaşır sepeti… Hepsi içten geliyordu. Sonra ise faturalar ve emekli maaşı esnek değil diyerek sızlanmalar.

Rukiye Hanım, Ahmetin annesi, aileye yeni katılmıştı. Önceden başka bir şehirde yaşıyordu, torununu sadece mesaj fotoğraflarıyla görmüş, doğumunda bir kez telefon edip adını sormuş, sonra kaybolmuştu. Elif o zamanlar şöyle düşünmüştü: Bu hâlâ bir annebaba, kayınvalideden daha iyidir.

Geçen yaz her şey değişti. Rukiye, apartman girişinde düşüp kalçasını kırdı. Operasyon sonrası tek başına evde kalamayacağı ortaya çıktı. Yakın akrabası kalmadığından Ahmet onu yanına almaya karar verdi.
Birkaç hafta kalacak, ayağa kalkana kadar Ahmet söyledi. Belki bir ay.
Ay bir üç aya uzandı. Rukiye yavaşça ama emin adımlarla yerleşti: oturma odasındaki kanepede oturdu, telefonla arkadaşlarıyla fısıldadı, televizyonun sesini maksimuma çıkardı. Ardından kibar ama baskılı tavsiyeler vermeye başladı.
Çöp kutusu neden bu kadar küçük? diye sordu. Yatak odasındaki perdeler ne zaman yenilendi? Renk çok kasvetli. Oturma odasının duvar kağıdını da değiştirmeliyiz!
Belli belirsiz büyük alışveriş listesi oluştu: çok fonksiyonlu pişirici, ütü, tava. Rukiye bir şey söylemeden kutuları bir bir getiriyordu. Sadece ekliyordu:
Kullanışlı olursa iade edebilirsiniz. Ben burada kalıcı olacağım, bekleyeceğim. Bu sizin rahatınız için.
Onların iyi niyetli hediyeleri, faturalarla birlikte gelmeye devam etti; Rukiye başka bir kiralık daireye, komşu semte taşındı.

Ahmet, çok fonksiyonlu pişiricinin parasını geri verdin mi? Elif aynı akşam sordu.
Geri verdim. Parçalar halinde.
Ütünün parası?

Elif bir an için suskun kaldı, başını salladı. Kayınvalida ile tartışmak için enerjisi kalmamıştı; işi, evi, okula hazırlaması gereken oğlu Can vardı. Tüm konuşmalar Ahmet üzerinden gerçekleşiyordu ve her defasında aynı sonuca varıyordu. Ahmet daha sert olmaya çalıştı, tartıştı. Fakat Rukiye her seferinde kan basıncının yüksek olduğunu, ilaçların pahalı olduğunu, emekli maaşının az olduğunu hatırlatıyor, Ahmet vazgeçiyordu.

Ne söyleyebilirdim? Ahmet kendini savundu. Anne iyi niyetli, bizim için bir şeyler yapıyor diye düşünüyor.
İyi niyetli demek bu, Ahmet Elif yanıtladı Sıkıştırıyor, sadece gülümsemeyle.
Ahmet sustu, Elifin haklı olduğunu biliyordu, ama içinde geleneksel bir saygı ve annesine karşı duyulan korku savaşıyordu. En korkunç olan ise çocuk üzerindeki etkisiydi. Elif, kocasının davranışını izlerken oğluna baktı ve düşündü: Bunu gördüğü zaman ne öğrenecek? Büyükler ne zaman bir şey yapması gerektiğinde sessiz kalması gerektiğini mi? İstenmeyen yardıma teşekkür etmesi gerektiğini mi?

Bu düşünceyle, durumun artık sürdürülemez olduğunu fark etti. Sadece tencere ya da para meselesi değildi; bir çocuk büyüdüğünde, özenin saygı olmadan sadece kontrol olduğunu anlamalıydı.

Bir gün Can yürüyüşten sessiz bir şekilde döndü. Rukiye, elinde iki poşet, diğer elinde ise dolu bir çanta ile onu bekliyordu.

İşte Can, okula hazır! Kapıdan coşkuyla bağırdı. Diğerlerinden farkı olmayacak!
Elif duraksadı. Dün tüm mağazaları dolaşmış, Canın beğendiği Batman temalı kalemi, sırt çantasını, ceketini seçmişlerdi.

Ne aldınız? Elif sessizce sordu, derin bir nefes alarak.
İki okul üniforması, bir dış ceket, beyaz spor ayakkabılar, indirimli deri botlar. Kalemlik ise bir canavar resmiyle Can kırmızı mı mavi mi seçecek diye tartışılıyor.
Can gözlerini yere indirdi, yüzü somurtkandı. Rukiye gururlu bir şekilde daha sonra fiyatı konuşuruz diyerek ayrıldı. Elif, oğlunu mutfağa çağırdı.

Can, bunları sen seçtin mi?
Hayır Çocuk titrek bir sesle yanıtladı. Oda, benim daha çok sevdiğim Supermanli kalemi almış. Ben beğenmediğimi söyleyince gözümde bir şey yok dedi. Ayakkabılar da sıkıyor.
Peki, neden aldınız?
Büyükannem uzatacak diye dedi. Büyürken kullan dedi.
Neden beni aramadın? Neden bir şey söylemedin?
Kimse sormadı Çocuk susup kaldı.
Canın sesi, maddi yükten çok daha ağır bir vicdan azabını taşıyordu. O, sessiz kalmanın, itiraz etmemenin, nazik bir gülümsemenin ne demek olduğunu anladı. Elif, bir kez daha aynı döngüyü izledi; kötü bir örnek yayılıyordu.

Akşam telefon çaldı.

Hadi, katkı verin Rukiye neşeyle bağırdı. Elbise, çanta, ayakkabı, kırtasiye, 20 bin lira! Ceketi ayrı göndereceğim.
Elif bağırmak istedi ama kendini zor tuttu.

Rukiye Hanım, bizimle ya da Canla konuşmadan önce bir şey düşündünüz mü? Biz zaten bu eşyaları siz gelmeden almıştık. Batman kalemi Canın seçtiği, ayakkabılar da sıkmıyor.
Evet, tabii Rukiye bağırdı. İyilik yaptım, şimdi bana çirkin bakıyorsunuz! Ben torunuma ne lazım biliyorum! Kim okula götürecek? Ben! Onu insanlara sokacağım! Nankörler!
Rukiye telefonu kapattı. Elif derin bir nefes aldı, başı bir kemer gibi sıkıldı.

Yarın ona gideceğim Ahmet, konuyu tartışırken söyledi. Konuşuruz. Pek bir umut yok.
Ahmet gerçekten gitti, ama birkaç saat sonra döndü ve omuz silkti.

Bırakmadı. Kapıdan konuştu, Biz onunla faydalandık dedi. O çaba gösteriyor ama biz böyle.
Ne dedin? Elif fısıldadı.
Sen haklıydın. Ben de çocukluğumda aynı şeyi gördüm. Başkalarının hayatına karışmak doğru değil.
Elifin bakışı yumuşadı. Kocası uzun uzatma sözler söylemese de, artık onun yanındaydı; açık ve dürüst. İkisi bir arada olduğunda, her şeyin daha az acı olacağına inandı.

Bir hafta sessizlik hâkim oldu. Rukiye telefon açmadı, sürpriz faturalar göndermedi. Evdeki görünmez bir gerilim kaynağı kaybolmuş gibiydi. Elif artık her kapı ziliyle ya da gelen mesajla tedirgin olmuyordu.

Okul hediyelerini satmaya karar verdiler. Bir kısmını Sahibinden sitesine koydular: çanta, kırtasiye, bir üniforma. Diğerleri tanıdıklara dağıttı. Ceket kız kardeşi tarafından yeğenine verildi. Sadece botlar, üzerindeki yeni etiketiyle kaldı; kutu salon köşesinde hâlâ duruyordu, kimse dokunmak istemiyordu, sanki içinde bir taşınma ağırlığı varmış gibi.

Her şey düzene girebilirdi, ta ki Can odasından telefonla dışarı çıkıp bir şey söyleyene kadar.

Büyükannem mesaj attı diye başladı Can, gözleri telefona takılmış, kaşları çatık. Sana bir hediye var, bir lego seti.
Elif fotoğrafı gördü; renkli bir robot seti, Canın hayalini kurduğu şey. Onu kendileri de alabilirdi, ama set çok pahalıydı; Rukiyenin borçlarını ödeyene kadar bekletmişlerdi.

Başka bir şey yazdı mı? Elif sakince sordu.
Evet, Bana gel, hediyeyi alacağım dedi. Ama siz onu kırdınız.
Ahmet arkasından derin bir iç çekti. Oğlunun sesinde sevinç yoktu; içindeki çatışma belli olurken.

Gitmek istiyor musun? Ahmet sordu.
Pek Can gözlerini yere indirdi. Üzgün olur ama ben gitmek istemiyorum. Teşekkür eder miyim? İstemiyorum.
Elif çocuğa doğru çömeldi, yumuşak bir sesle anlattı:

Sevgili Can, sevgiyle yapılan bir şeyin karşılığını beklemek, hediye olmaktan çok bir sözleşme gibi. Şartlı bir hediye bir tuzak, bir anlaşma.
Ahmet oturdu yanına.

Dinle Can, kimseye borçlu değilsin. Büyükannene de değil, kimseye. Biz her zaman yanındayız. Bir şey rahatsız ediyorsa söyle.
O zaman gitmek istemiyorum. Bırakın, kızdırın ama ben gelmek istemiyorum dedi sessizce.
Ahmetin gözlerinde bir parıltı belirdi; sanki konuştuğu kişi kendisi olmuştu. Çocuklukta iyi niyet ile manipülasyon arasını ayırt edemeyen bir çocuk.

Gece yarısı Can uyurken, Ahmet ve Elif mutfakta oturuyordu. Ahmet pencereye bakıp bir şey söyledi:

Küçükken düşünürdüm, bir şey alındığında hemen bir şey iade etmen gerektiğini. İyilik bir borçmuş gibi. Bana verdin, ben bir şey yapmalıyım. Bu düşünce beni yıllarca yıprattı.
Elife dönerek, gözleri dolu bir halde ekledi:

Artık Canın bu suçluluk duygusuyla büyümesini istemiyorum. Sevgi bir takas değil, bir bağdır. Aile borçlar ve bedellerle ölçülmez.

Ertesi sabah Can telefonuyla Elife mesaj attı:

Fotoğraf için teşekkür ederim, ama gelmeyeceğim. Hediye istemiyorum, evde kalmayı tercih ediyorum.
Rukiye mesajı okudu, cevap vermedi. Elifin kalbi gururla doldu; yedi yaşındaki oğlu, çoğu yetişkinin hayatı boyunca öğrenemediği bir şeyi anladı: Bazen hayır demek bir bencil istek değil, kendini korumaktır.

Sorun tam anlamıyla çözülmedi; Rukiye hâlâ var ama artık pahalı sürprizleri yok. En önemlisi, Ahmet ve Elif oğullarını, şartlı sevgiye karşı korudu.

Bu süreç, bize şunu hatırlatıyor: Gerçek sevgi, koşulsuz bir bağdır; bir başkasının iyiliği, bir borç değil, özgürce sunulan bir hediyedir.

Rate article
Lifequest
Yüreğimle Geliyorum