Elif mutluydu. Yüzünde huzurlu bir gülümseme ile uyanıp gözlerini araladığında, yanındaki Keremin sıcak nefesinin ensesinde dolaştığını hissetti; bir kez daha gülümsemeyi bastıramadı. Düğün balayı parasını zaten biriktirmişti. Dün Kereme bunu söyledi, yarım saat boyunca onun ne kadar akıllı bir kızım dediğini, seçiminin kesinlikle doğru olduğuna inandığını dinledi.
Fakat sadece iki hafta önce Elif, kararının doğru olup olmadığından şüphe duyuyordu. Kerem onu ailesiyle tanıştırdığında, hiç tanımadığı bu yabancı insanlara pek ısındığını hissetmedi. Asıl dönüm noktası ise Elifin zengin bir gelin olmasıydı; büyükannesinden kalan, eski bir Fiat 126nın kirası da ona aitti. Bu iki anahtar, el ele tutuşarak evin içinde dolaşan çiftin yaşamını süsleyecekti.
Bir oda kilitliydi; büyükannenin odası. Elif, büyükannesinin hayatını yansıtan her şeyi orada bıraktı: eski komodin, sallanan koltuk, çalışma masası ve renkli yün iplik dolu raflar. Düğün sonrası bu oda başka bir hâl alacaktı Ama şimdilik her şey aynı kalmıştı.
Zaman zaman Elif, akşamları o odaya girer, sallanan koltuğa oturur, eski bir ayaklı lambayı yakar ve içini düşüncelere bırakırdı. Kerem bu yalnız anları hüzün ve kapris olarak nitelendirir, odanın boş yere kapladığını söyler, ama bir şey yapamazdı. Oda ona dağınık geliyordu, ama içine girmekten kaçınmazdı.
Elif ailesinde en büyük çocuktı. Anne babası, onun genç kıza bakıcılık yapabileceğini fark edip, küçük kardeşleri ve erkek kardeşinin sorumluluğunu hızla Elifin ince omuzlarına yükledi. Bu da Elifin sürekli böyle temizlemedin, şöyle yıkamadın, böyle giydirmedin gibi eleştiriler almasına yol açtı. Kardeşleri, Elifin her şeyden sorumlu olduğunu öğrenince, bu durumu avantaja çevirdi. Elif liseyi bitirince, birikmiş eşyalarını toplayıp büyükannesinin evine yerleşti.
Büyükannesi Elife civciv der, ev yapımı poğaçalarla onu şımartır, Allahın buyruğuna göre yaşa diye öğüt verirdi Elif sıcak battaniyeden çıkıp mutfağa koştu, kahvaltı için lor peynirli kızarmış ekmek hazırlamaya başladı. Biraz sonra Kerem yorgunluktan uzanıp mutfağa girdi, sıcak kızarmış ekmekleri tabağa koydu ve kalın bir kase kaymakla dalga dalga yedi.
Elif, dinle dedi Kerem, beşinci kızarmış ekmekten sonra, Şu balayı planını bir kenara bıraksın. Şu parayla bir araba alalım, biraz daha kredi çıkaralım, bir an önce alalım! Elif, kaymakla parlayan Keremin yüzüne şaşkınlıkla baktı, ama söz söyleyemedi; dışarıdaki dış kapı kilidinin çalındığını duydu.
Tam korkuya kapılıp ne yapacağını düşünürken, holde bir kalabalık belirdi: gelecekteki kayınvalidesi Lale Yıldırım, genç kızı Ayşe ve 18 yaşındaki oğlu Baran. Üç büyük valiz ve bir çanta yığıldı.
Hoş geldin gelin, konuk al! diye içeri girdi Lale, Keremle dün konuştuğumuz gibi hemen harekete geçelim, ne bekleyelim ki? Elif bir kez daha Kereme baktı; o da valizleri çabucak taşıyarak büyükannenin odasının kapısına götürüyordu.
Kerem, kapıyı aç, dedi Lale, orada hâlâ bir şeyler toplamak lazım, koltuğu balkona çıkaralım, üzerini plastikle örtelim, bir şey olmayacak. Diğer mobilyalar kalır, Veysele yetmez ama belki bir yer bulur. Eski yün toplarını bir kenara at, neyse
Elif, neredeyse sessiz bir fısıltıyla, Veysele yeteceği ne demek? Neden bir şey atmam gerekiyor? Lalenin evin anahtarları nasıl? diye sordu, sabah ziyareti çığlığını anlamaya çalıştı.
Nasıl olur? diye sürdürdü kayınvalidesi, İkinci hafta düğün var, arabayı alacağız, Kerem de bir oda boş, çocuğunuz Veysel orada oturacak, okuluna beş dakikalık yürüme mesafesinde. Biraz da kardeşimin odasını geçici olarak buraya koyacağız, eski eşyaları atma vakti geldi. Kerem gülümseyerek, Ben de arabayı gördüm, gerçekten harika bir fırsat. Biraz kredi alalım, balayı yerine araba alalım! dedi.
Canlandırıcı bir sesle, Elif, odanın anahtarını bul, ben de seni peynirli kızarmış ekmekle şımartayım, ne dersin? diyerek Kerem, Elifi koridorun sonunda bıraktı. Elif, Keremin topladığı koltuğa oturdu, kahvaltıdan mahrum kalmanın acısını düşündü. Ailesi bir fırtına gibi evin her köşesini devralacak, onun tek başına marketten çanta taşıması kalacaktı. Kerem de, Siz iki yılda bir eski bir Köroğlu çalacak evde yaşayacaksınız, ne düşünürsün? diye seslendi. Elif ise bir yana, Evlilik iki hafta içinde, planlar değişebilir, diye içinden onayladı.
İşte yeni sürprizler; Kerem, annesinin anahtarını ona vermişti. Veyselin evde kalması kararına bir kez daha şaşırdı. Neden sürekli bu genç erkeğin evinde kalmak zorunda kalıyorum? diye düşündü; gözlerinde bir damla gözyaşı süzüldü. Son damla ise, meşhur araba hayali oldu.
Elif, çocukluğundan beri deniz hayalini kurmuştu. Anne babası iki kez denize gitmişti ama ona hiç izin vermemişti. Şimdi balayı yerine bir araba mı? Elif, Deniz, Yunanistan, güzel bir otel, Sicilya gezisi, antik tapınaklar, terasda acı bir şarap, deniz manzaralı bir oda diye hayal etti ve gözyaşlarını tutamadı. Sessizce, büyükannesinin yüzünü hatırladı; sevgi dolu gözleriyle, Sakın üzülme, kızım, evlilik bir hastalık değil, bir yoldaşlık. Sevdikçe korur, bakarsan, bir yer bulursun, diyordu.
Karar çabuk alındı. Mutfaktan gelen neşeli sesler, akraba olmayan akrabalar, hatta kocası olmayan bir eşin sesiydi. Elif önce işyerine telefon etti, iki haftalık izin istedi. Sonra en yakın komşusu Merveye, Benim evime göz kulak ol, akrabalar bir şey yapmasın, diye mesaj attı. Merve, iki ev önünde oturuyor, hemen kabul etti. Endişelenme, bir bakacağım, ne çıkarsa çıkar.
Ardından tur acentesini aradı, balayı için sıcak bir tur paketi buldular. Valiz zaten hazırlanmıştı; deniz düşüyle toplanan eşyalar henüz düğünle beklenmemişti. On beş dakika içinde apartmanı terk etti, kapıyı sessizce kapattı ve Düğün iptal ediliyor. Anahtar Merveye verilsin. Arabayı kendin al. Artık ben senin Elif değilim, notunu bıraktı.
Havalimanına yaklaştığında, çalan telefonun sürekli titreştiğini, Delirdin mi? diye bağıran mesajlar yankılandı. Evet, delirdim! diye içinden bir ses çığlık attı. Ancak derin bir hatıra köşesinde, büyükannesinin gülümsemesi hâlâ gözlerinin önünde parladı.




