5 Mayıs 2024
Bugün Vildanın yüzündeki o karanlık ifadeyi bir kez daha gördüm. Artık bu hâli daha fazla kaldıramazdı; evimizdeki sessiz çöküşün nedenini sormak istedi. Sabah kahvaltı masasına oturduğumda kendimi bir anlık boşlukta buldum.
Deniz, ne oluyor? diyerek sesini yükseltti.
Ne oldu da sinirli görünüyorsun? diye cevap verdim, kahvemden bir yudum alarak gözlerimi kaçırdım.
Çocuklarımız doğduğundan beri sen bambaşka birine döndün, dedi Vildan, gözleri çılgın bir kızgınlıkla parıldıyordu.
Fark etmedim, diye itiraf ettim.
İki yıldır aynı çatı altında yaşıyoruz, ama sen hâlâ komşu gibi davranıyorsun, diye ekledi.
Ne istiyorsun? diye sordum, Evin içinde oyuncaklar dağınık, sütlaç kokusu her yere yayılmış, çocuklar bağırıyor Bunları kim seviyor?
Bu bizim çocuklarımız, Deniz! diye bağırdı.
Ben sinirle mutfağa koştum. Normal bir anne, çocuğunu sessiz bir köşeye oturtur, rahatsız etmez. Sen iki çocuğu aynı anda getirip neyin peşindesin? Annemi uyarıp dinlemedim; senin gibi sadece çarpıp çoğalan aileler var!
Ben mi? diye soruldu, Hayatın amacı olmayanlar demek mi?
Sen benim üniversiteyi bırakmamı sağladın. Aileye bütün kalbimi vermemi istedin!
Bir an sessiz kaldı, sonra Boşanmalıyız, dedi.
Ben bir an düşündüm, ardından Tamam, ama nafaka istemiyorum. Parayı kendin ver. dedim ve mutfaktan çıktım. Yine de gözlerimde bir damla gözyaşı kaldı; ama odadan gelen çocuk sesleri beni aniden uyardı.
Bir hafta içinde tüm eşyalarımı topladım, ikizleri alarak yeni bir komşuluk dairesine taşındım. Büyük bir odası, eski bir aile evinde kalıyordu; annemden kalan bir daireydi bu. Yeni komşularla tanışmam gerekiyordu.
Bir yanda hâlâ genç ama sert bakışlı bir adam, diğer yanda altmışlı bir hanımefendi. İlk olarak adamın kapısını çaldım:
Merhaba, ben yeni komşunuz Vildan. Çay ikram edeyim, bir pasta getirdim.
Adam sadece Tatlı yemem, dedi ve kapıyı önüme kapattı.
Sonra Zeynep Hanımefendiye gittim. Gün içinde dinlenmeyi seviyorum, akşamları dizi izliyorum. Çocuklarınızın akşam çığlıkları beni rahatsız etmiyor mu? Lütfen koridoru temiz tutun, eşyaları kırmayın. dedi.
Ben içim sıkıldı; burada tatlı olmayan bir hayat bekliyordum.
Alp ve Baranı bir anaokuluna gönderdim, aynı zamanda orada bakıcı olarak çalışmaya başladım. Maaş çok azdı, ama Denizin söz verdiği yardımların bir kısmı hâlâ geliyordu. İlk üç ay Deniz para gönderdi; ardından durdu. İki aydır komşuluk aidatını ödeyemiyordum.
İlişkim Zeynep Hanımefendiyle giderek kötüleşti. Bir akşam yemek yaparken, atlanta bir kadın geldi:
Vildan Hanım, faturalarınızı hallettiniz mi? Elektrik ve doğalgaz kesilmesin diye endişeliyim.
Hayır, hâlâ bir çözüm bulamadım. Yarın eski eşime gideceğim, çocukları unutmuş gibi davranıyor. dedim.
Zeynep birden bağırdı: Çocukları makarna ile besliyorsunuz, bu sizi kötü bir anne yapıyor!
Ben de ters yanıtladım: Ben iyi bir anneyim! Sen de karışma, gözünü yorar!
Zeynep çığlık attı, komşu İhsan duvarın arkasından duydu, masaya bir paket para bıraktı ve Sessiz ol, aidatını bu para ile öde dedi.
İhsan odadan çıktı, ardından Sana pişman olacaksın! diye bağırdı. Beni bu sözler etkiledi ama bir an önce eve döndüm.
Ertesi gün Denizle konuştum. Zor bir dönem, para veremiyorum. dedim.
Bana bak, çocukları aç bırakma, dedi.
Ben de Nafaka dileyebilirim dedim.
Deniz, Al, maaşım hiç yetmez, gözyaşlarını da bana yollama, rahatsız etmeyi bırak diyerek kapattı.
Ücret gelmediği bir hafta boyunca ağladım, bir yandan da polis memuru evimize geldi. Zeynep, Vildanın çocuğu tehdit etti, aile aç diye bir tutanak hazırlamıştı. Memur bir saat konuştu, ardından Koruma müdürlüğüne bildireceğim dedi.
Akşam Zeynep tekrar geldi: Bir daha çocuklar beni rahatsız ederse koruma müdürlüğüne gideceğim.
Ben yemek yapmaya çalışırken çocuklar korkmuş bakıyorlardı. Yiyin, tatlıyız, aslında iyi niyetliyiz, dedim.
Tam o anda İhsan mutfakta büyük bir torba alarak buzdolabına ürün koymaya başladı. Yanlış buzdolabı! diye bağırdım, ama o sessizce içini doldurup çıktı.
Aylık maaş geldiğinde İhsana 2000 TL verdim, Alın, bir şey eksik olmasın. dedi, Hayır, gerek yok. kapısını kapattı.
O an Zeynep çığlık atarak Sokak çocukları! diye bağırdı; ben ise çocukları odasına götürüp sakinleştirmeye çalıştım. Çocuklar bana sarıldı, Anne, merak etme, dedim.
Ertesi akşam kapıyı çalan iki yabancı kadın, bir polis memuru ve bir adam, Vildan Serpil Korkmaz? dediler.
Evet, biz koruma müdürlüğünden geliyoruz.
Mahkemede Çocuklarınızı alın! diye bağırdılar. Çocuklar ağlayarak bana tutundu.
Sonunda bir çekiç buldum, büyük bir çekiç. Büyükanne’den kalma, eski bir çimento çekiçi. Elime aldım, bir gülümseme belirdi; ama bu gülüş bir diş gibi acıydı. Çekiciyle Zeynepin kapısını kırmaya çalıştığımda bir ses Aptal! Ne yaptın? dedi. Bu ses, İhsandı.
Bana artık umursamıyorum, dedim, gözlerim kapanmaya başladı. İhsan beni kanepeye yatırdı, bir hap verdi. Yarım uyuyakaldım, bir sonraki sabah polis memuru yine geldi; Zeynepin ifadesiyle Vildanın çocuğu tehdit ediyor diyordu.
Ben, Bu sadece bir anlaşmazlık, dedim, ama bir hafta boyunca raporlar, analizler, alkol testleri topladım. İhsan, karanlık ve sessiz, beni yalnız bırakmadı; her an itekledi.
Bir gün İhsan şu sözle beni şaşırttı: Benim de çocuklarım vardı. Beş yıl önce kaybettim, şimdi senin çocuklarına yardım edebilirim.
Gece, komisyon kararı öncesi kanepede oturmuş, yalnız uyumaya çalışıyordum. İhsan yanımda oturdu, Uyan, yarın bir çiğ köfte gibi temiz olacağız, dedi.
Sabah, bir memur Vildan Korkmaz! Belgeleri kontrol edin, bir daha böyle bir şey olmasın, dedi. Ben sadece kağıtlara bakıyordum.
İhsan, Gel, çocuklarını al, diyerek eliyle tutup kaldırdı. Çocuklar Anne! diye bağırdı, ben de Sakın ağlama, bir yol bulacağız, dedim.
Zeynep artık odasından çıkmadı. Ben İhsan sayesinde aynı fabrikada tekniker oldum; maaş çok büyük değildi ama bir çarkı döndürmek, ekmeği alıp götürmek gibi bir hayatın içinde yaşamayı öğrendim.
Günlerden bir gün, İhsanın ceketi çökerttiğimde telefon ekranda Vildan diye yanıyordu. Elimi uzatıp, İhsan, ben seninle evleneyim, dedim.
İhsan uzun bir süre baktı, sonra Ben güzel sözler söyleyemem; sadece şunu bil ki, çocuklar için her şeyi yaparım, dedi.
Bu uzun yolculukta bir şey anladım: Hayat, ne kadar çetin olursa olsun, sevgi ve sorumlulukla yürütülen bir yolculuktur. Kendi sınırlarını zorlayarak, başkalarının yükünü hafifletmek, nihai huzurun anahtarıdır.
Ahmet




