Eşimin Ailesi Üç Günlüğüne Ziyarete Geldi. Ama Oğul Burada Uzun Zamandır Yaşamıyor!

Kapı yavaşça açıldı; elinde çekiç gibi soğuk bir anahtar çubuğu tutuyordu. Dışarıdan gelen yağmur damlaları hâlâ şemsiyesinin telinden süzülüyor, paltosu hâlâ ıslanmıştı. Bir paket ekmek üstünde yırtık bir tutamak, akşamın son ışıkları hâlâ koridoru sararken bir akşam yemeği ve bir kedinin kokusu hâlihazırda yayılmıştı.

Kapının önünde Sevgi Hanım duruyordu. Elimde bir şal, cilalı ayakkabılar, tekerlekli valiz ve içinde sıcak bir şeyler taşıyan bir poşet. Sesi, eski Türk filmlerindeki aktrislerin melodik, bir parça dram barındıran tonlarındaydı.

Aydın ışığım! Üç günlüğüne geldim! Yanında vişneli bir tart var. Poyraz severdi, diye bağırdı, henüz koridorun derinliğinde yankılanan sesin ardından Aysel derin bir nefes veriyordu. Neden kodu değiştirdiğinizi söylemediniz? Ben zaten çıkmıştım, valizle geri döndüm diye ekledi, apartman görevlisinin kodunu zorla sormuş gibi.

Aysel sessiz kaldı, omzunda bir şey varmış gibi hafifçe başını salladı. Oda çok sessizdi, o kadar ki huzursuz bir sessizlik hâkim oldu.

Poyraz? Sevgi Hanım ayakkabılarını değiştirirken baktı; holde tek bir çengelli askı boştu, erkek kabanı yoktu, botlar kaybolmuştu, onun kokusu ve dağınıklığı da bir türlü bulunamıyordu. Biraz sonra gelece mi? Akşam yemeğine oturacağız, ben plov getirdim. Kadir amca, Poyrazın babası, işten bir an önce dönecek; bir dostuna gitmek zorunda kalmıştı. Ve Efe? Henüz anaokulunda mı?

Aysel bir anlık bir gülümseme çöktü; sanki bir ip çekildi.

Toplantısı uzadı, diye fısıldadı.

Anladım, iş iş… Sevgi Hanım bir an sustu, gözleri odanın içinde dolaştı. Çok hızlı bir göz gezintisiydi. Raflarda tek bir fincan, banyo dolabında yarım kalmış şampuan, buzdolabında çocuk resimleri, ama Poyrazın fotoğrafları kaybolmuştu.

Mutfakta, Sevgi Hanım tarta bir tepsi koydu, plov kutusunu özenle açtı, Ayselin elini tuttu.

Endişelenme, her şey olur. Derin bir nefes al, otur, yiyelim. Babanı da getirir, seninle gülecek; o çok iyi bir insandır.

Aysel başını salladı, oturdu. Tabak alıp yemeğe başladı ama yemeğini yemedi. Çaydanlık kaynamaya başladı, gürültüsü adeta bir bağırış gibiydi.

Biraz sonra birlikte Efeyi almaya çıktılar. Sevgi Hanım eldiven ve kompostoyu taşıyan termosla, Aysel ise sessizce kolunu tutuyordu. Asansörde, geri dönerken komşu Lale ile çarpıştılar. Lale, alaycı bir gülümsemeyle, tipik bir mahalle dedikodusuyla başladı:

Aysel, eski sevgilin yine o renkli arabayla, bebek arabasıyla mı? Çocukla hiç ilgilenmiyor, değil mi?

Sevgi Hanım dudaklarını büzdü, ne Aysele ne de Laleye bakmadı.

Lale… diye kıkırdadı Aysel, nefesini tutarak.

Ne söyleyeyim? Gerçekleri söylüyorum, herkes zaten biliyor.

Akşam olduğunda Sevgi Hanım gardıroptan bir battaniye çıkardı, kanepede dikkatlice yatağı topladı ve birden durdu. Uzun bir süre yastığı ellerinde tutup, ardından bakmadan bağırdı:

O gitti mi? Oğlum nerede? Ne oldu?

Aysel mutfak kapısında dikildi, sırtını düz tutmuş, çaydanlığı elinde.

Üç ay önce… bir buluşmaya gitti dedim, geri dönmedi.

Kime?

Aysel cevap vermedi, sadece uzağa baktı.

Sevgi Hanım oturdu, battaniyeyi yanına koydu, dizine çantayı yerleştirdi, başka bir küçük tart çıkardı; plastik bir kalıpta.

Sizin için pişirdim. O da size her şeyin yolunda olduğunu söylerdi… Yaz tatilinde dördümüz denize gitmek istiyordunuz… O…

Bir anda nefesi kısıldı, sanki uzun bir merdiveni çıkmış gibi. Aysel yaklaştı, ama dokunmadı; sadece çayı masaya koydu.

Oda sessizdi. Pencerenin dışındaki eski tramvay gürültüsü duyuluyordu. Aysel pencereye yaklaştı, Sevgi Hanım hareketsiz oturuyordu. Her ikisinin de kendi sessizliği vardı.

Kapı sertçe kapanınca, Poyrazın babası Kadir her zaman gibi kapıyı çarparak kapıyı kapatır, kendini hatırlatırmış gibi yapardı. İçeriye coşkulu bir sesle girdi; yeleği ve kırımayan bir yelek, mandalina çantası ve kolunda bir gazete.

Selam güzel kadınlar! İşte avcılık! Mandalinalar Karadenizin en tatlıları, çocukluğum gibi.

Kıyafetlerini çıkarıp, ceketi astı, mutfağa yöneldi. Orada üç bakış buluştu: yorgun Ayselin, tedirgin Sevginin, ve neşeli Efenin. Efe, dede sesini duyunca çerezlerini fırlattı, pantolonuna tutundu, gözleri parladı.

Neden sessiz kaldınız? Kadir sordu, doğru mu anladığını tam bilmiyordu. Zamanı kaçırdım mı?

Poyraz… Sevgi başladı, sesi boğuklaştı. Aysele bakarak izin ister gibi göz kırptı.

Poyraz gitti, Aysel sakin bir sesle yineledi, sanki yüz kez tekrarlamıştı. Üç ay önce.

Mandalina poşeti sessizce masaya çarptı, gazete de ardından düştü. Kadir oturdu, uzun uzun pencereye baktı, sanki orada bir cevap arıyormuş gibi.

Bunu siz nasıl yaptınız? aniden bağırdı. Poyrazı zorladın, Aysel. Ona çivi gibi saplandın. Onun sesini duyamadım; sanki evine giden bir köle gibi.

Sevgi sessizleşti. Kadir bir an durdu.

Poyraz… Aysel, gözlerini çevirerek, Başkasıyla yaşıyor. O iş arkadaşından, banyoda sohbet ettiği kadınla.

Kadir balkona çıktı, kapıyı kapattı, akşam karanlığında bir sigara yaktı. Kadınlar gibi sessizce otururken, Aysel bir çay bardağını yıkadı ama odadan çıkmadı; arkasına yaslandığında düşünüyordu: gitmek mi, kalmak mı?

Sevgi gözleriyle Kadirin omzuna dokundu, elini titredi.

Bana her şeyin yolunda olduğunu söylemiştin… Poyraz. sesinde bir kırılma vardı. Beni kandırdın mı?

Seni üzmek istemedim.

Ya da onu? Sevgi Aysele bakarak sordu. Onu üzmek istemedin mi? Yoksa sadece ortadan kaybolmak mı?

Kadir kısaca bir şeyler söyledi:

Kendi annesini neden bırakıyorsun?

Poyraz oturdu, ellerini masaya koydu, teslim olmuş gibi.

Kimseye borçlu değilim, ne size ne ona. Ayrıldım çünkü yalan söylemek istemedim. Ayselle artık dayanamayacağım, sizle de.

Ayrıldın çünkü kalmak ve bir erkek gibi konuşmak zor gelmişti, Sevgi bağırdı. Sadece ona değil, bize, kendine bile ihanet ettin.

Aysel köşede oturmuş, sessizdi. Artık hiçbir şeyin gizli kalmadığını biliyordu.

Sevgi oğlunun omzuna dokundu; elinde titrek bir dokunuşla.

Sen daha iyi biriydin, Poyraz. Seni başka bir şekilde hatırlıyorum.

Poyraz gözlerini kapattı, hiçbir söz söylemedi.

Efe tekrar mutfağa baktı, bu kez koşmadı, sadece kapıda durdu ve izledi.

Poyraz ayağa kalktı, bir adım geriden durdu, yüzü sertleşti; maske gibi bir ifadeyle döndü ve kapıyı çarparak çıkıp gitti; nokta gibi bir son.

Sabah aydınlandı; pencere dışarıda puslu bir ışık ve yeni kar taneleri. Kadir hâlâ gazete okuyor, Efe kahvaltı yapıyor, Sevgi bir şeyler taşıyor, Aysel pencere kenarında duruyor.

Aysel dik durdu, sesi daha dengeli:

Size verdiğiniz cihazları toplayabilirim: mikrodalga, tencere, çaydanlık. Almak isterseniz. Onları yine kaldırırım. Yenileme yapmayı planlıyorum. Değişiklik engel olmayacak. Sadece her şeyi temelden temizlemek doğru geliyor.

Sevgi aniden döndü.

Delirdin mi? Sabah yeni başlıyor, hâlâ malzemelerle mi uğraşıyorsun? Bize bölüşmek bir şey kalmadı. Biz bir çöküntü değiliz. Özür dilememiz lazım, malzeme değil.

Efe o sırada odada oyuncağıyla oynuyordu, sonra:

Anne, baba gelecek mi?

Sevgi derin bir nefes alıp, yanına oturdu, başını okşadı.

Gelir, Efeciğim, ama biraz gecikecek. Şimdi bir çizgi film izlemek ister misin?

Aysel kapı çerçevesinde durmuş, gözyaşı yok, öfke yok, sadece bir iç sessizlik; gürültünün ardından kulakta kalan sessizlik gibiydi.

Çaydanlık bir kez daha ses çıkardı; bu, onların suskunluğunun fon müziği gibiydi. Gün önünde, sıradan bir gündü ama her şeyin yeniden başlayacağı hissi vardı.

Banyo içinde sabun kokusu ve kuru hava vardı; Sevgi lavaboyu yavaşça yıkıyordu, sanki bir meditasyon yapıyormuş gibi. Aysel içeri girdi, havlu almak istedi ama durdu.

Bırak, Sevgi dönmeden dedi. Ben alırım.

Aysel cevap vermedi, havluyu yanına koydu, biraz bekledi.

Sana kızmadım, sonunda konuştu. Sadece suçlu olmadığımı bir kez daha anlatmak yoruyor.

Sevgi lavabonun kenarına yaslandı, başını salladı.

Ben ise kendime kızdım. Görmediklerimi, görmemeyi istemedim. Senin her şeyin olduğunu sandım: sevgi, aile, mutluluk. Hepsini anlatmıştım.

Aysel başını salladı; iki kadın, bir ev, bir geçmiş ve bir çocukla bağlanmıştı.

Özür dilerim, Sevgi fısıldadı. Her şey için. Sen beni tutmaya çalıştın, ama ben de bazen kendimizi tutmadık.

Aysel banyonun kenarına oturdu, sessizce:

Kendimi tutacağım. Sadece kendimi. Başkasını değil.

Mutfaktan Efenin sesi geldi: Anne, köpekbalıklı çoraplar nerede? ve bir şeyler çarptı.

Onu da, Aysel ekledi. Biraz daha tutarım.

İkisi gülümsedi; bir kadınlık gülümsemesi, yorgun ama gerçekti.

Daha sonra kapıda uzun bir sarılma oldu. Kadir ayaklarını çırpıyor, utangaçça duruyordu.

Ben de yanılmıştım, mırıldandı. Erkeklere konuşmayı öğretmezler; çocuklukta da, yetişkinlikte de.

Öğrenin, Aysel söyledi. Konuşacak birileri olduğunda.

Kadir başını salladı.

Efe koştu, ayakkabılarını kendi bağladı, ama yanlış ayakkabıyı giydi, merdivenlerden aşağı indi.

Seni çağıracağız, Sevgi dedi. Ya da sen bizi. Artık akrabayız, nereye kaçalım ki?

Aysel başını salladı, kucaklaştı.

Daire neredeyse boşalmıştı; mobilya sade, duvarda kutular, pencere kenarında yalnız bir kupa. Aysel bir kaşık koydu, üzerine su döktü, pencereyi açtı; soğuk bir esinti yeni bir başlangıcı hatırlattı.

Efe yerde yeşil bir kalemle gökyüzünü çiziyordu.

Neden mavi değil? diye sordu.

Çünkü bahar yeşil olacak, dedi. Bahar da yeşildir.

Aysel elini uzattı, çocuğun omzunu düzeltti.

Sonra ekmek alalım mı?

Evet! Ve mandalinaları, yapraklarıyla!

O sırada dışarıda tramvay çınladı, birileri aşağıda güldü, ışık yerle temas etti. O ışıkta acı, bağışlama ve yeni bir başlangıç vardı.

Aysel oturdu, sadece oturdu. Korkusuz. İlk kez, korkusuz.

Rate article
Lifequest
Eşimin Ailesi Üç Günlüğüne Ziyarete Geldi. Ama Oğul Burada Uzun Zamandır Yaşamıyor!