Kızım, bir daire aldım, şimdi de bizim yanımıza taşın da diye bağırdı Ferit, babasına seslenirken.
Baba, bir an konuşabilir miyim? diye kapının önünde büyük bir çanta tutmuş Aysu, annesinin evine girdi.
İçeri gel, ama ayakkabılarını dikkatlice çıkar, yeni yerleri temizledim dedi Emine, çocuğunu içeri alırken. Baba evde, gazete okuyor.
Evin içinde patates kızartması ve köfte kokusu hâlâ yayılıyordu. Küçük erkek kardeş Ferit, uzun bir yolculuktan yeni dönmüş, annesi onun en sevdiği yemeği hazırlamıştı.
Aysu oturma odasına girip omuzlarını silken, kanepede oturdu. Bol bol geniş bir elbise içinde karnı belli beliyordu.
Ayakların yine şişti mi? diye gazeteyi bir kenara koyan baba soruştu. Doktora gitmek lazım mı?
Sorun yok baba, ilk kez mi? diye yastığını ayarlayan Aysu cevap verdi. Bakın, bir şey konuşmak istiyorum diye devam etti, biraz utanarak. Bir düşüncem var, daireyle ilgili.
Hangi daire? diye çay getiren Emine, bir fincan çay uzattı.
Sizin, Aysu çayı yudumlarken söyledi. Şu an sizin ve Feritin iki odalı daireniz var, bir oda sizin, bir oda onun. Peki, iki odalı daireyi satıp tek odalı bir daire alırsak?
Parasını sana mı veririz? diye kapıdan bir ses hâlâ iş kıyafetiyle, nakliyecilik firmasının logosu gözüken Ferit’in alaycı bir sesiydi. Zaman kaybetmiyorsun, ablacığım.
Ferit, döndün mü? diye annesi, çayı ısıtmak için ayağa kalktı.
Sonra konuşuruz diye Ferit gözlerini Aysu’dan ayırmadan, odanın içinde dolaşarak cevap verdi.
Neden hemen başlamıyorsun? diye Aysu hafifçe kaşlarını çattı. Ben gerçekten bir plan anlatıyorum. Tek odalı bir daire sizin için uygun olur mu?
Kime daha rahat? diye Ferit bir çanta atıp odanın köşesine bıraktı. Bana mı, yoksa sizin paralarınıza mı?
Oğlum, bağırma diye baba sakinleştirmeye çalıştı. Sakin olalım.
Ne tartışalım ki? diye Ferit odada yürümeye başladı. Beş yıl önce köy evimizi sattık, şimdi de daireyi aynı yere mi satacağız? Biliyor musunuz, büyük kızımızın dairesini alıp orada yaşamaya karar verdiniz mi? diye bağırdı.
Benim üçüncü çocuğum olacak! diye Aysu da sesini yükseltti. Büyümeye ihtiyacımız var! Üç kişilik evimiz artık dar!
Ben ne yapacağım? diye Ferit aniden Aysu’ya dönerek bağırdı. Otuz iki yaşındayım, hâlâ kendi köşemi bulamadım, çünkü aile parasının hepsi senin üç kişilik evine gitti!
Doğru, diye Aysu alaycı bir şekilde cevap verdi. Ben bir şeyler başardım. İyi bir eşim var, bir işim, çocuklarım, dairem var
İyi eş mi? diye Ferit yüksek sesle güldü. Mağazalarını bir bir kapatan bir eş? Şehirde herkes Poyrazın borç içinde olduğunu biliyor!
Aysu yüzü soluklaştı:
Ne diyorsun sen?
Şaka yapma, ablacığım. Ben bir kamyon şoförüyüm, bütün bölgeyi dolaşıyorum. Kaç konuşma duyuyorsun? Komşu şehirde iki mağaza kapandı, burada üç mağaza hâlâ zor durumda. Tedarikçiler ödeme almadığım için ürün vermiyor. İşte bu yüzden sana aile parasına ihtiyacın var mı?
Odadaki sessizlik ağırlaştı. Emine korkmuş bir şekilde bakışlarını Aysu’dan Ferite çevirdi:
Aysu, bu doğru değil, doğru mu?
Aysu kanepede titredi:
Sana söylemek istemedim Poyrazın gerçekten büyük sorunları var. Mağazaları kâr getirmiyor, iki tanesini kapatmak zorunda kaldık. Tedarikçiler borçları geri ister. Acilen para bulamazsak
Ve sen anne ve babayı evsiz bırakmak mı istiyorsun? diye Ferit başını sallarcasına salladı. Tek odalı bir evde birlikte yaşamak zorunda kalacağız, sen eşinin borçlarını ödüyorsun diye mi?
Ne yapmamı bekliyorsun? diye Aysu gözleri kırmızılaşarak bağırdı. İki çocuğum var! Üçüncüsü yakında doğacak! Her şeyi kaybedebiliriz!
Kendi sorunlarını kendin çöz! diye bağırdı Ferit. Artık anne babanın kollarına tutunma! Bütün hayat sana verdi; daireyi sattık, birikimlerimizi harcadık! Şimdi son şeyi de almak mı istiyorsun?
Kıskanıyorsun! diye Aysu çay fincanını neredeyse devirmiş şekilde bağırdı. Kıskanıyorsun ki ben iyi bir eş buldum, senin gibi Sen ne işin var? Şoför!
Evet, senin işin iyi gitti diye Ferit alayla yanıtladı. Ama şimdi anne babayı soymak istiyorsun. Neden onları yanına almazsın? Onlar sana her şeyi verdi; köy evini, parayı; bir de burada yaşasınlar!
Ne? diye Aysu geri çekildi. Hayır! Benim ailem var, çocuklarım küçük!
O zaman onlardan alabilirsin, yardım edemezsin! diye Ferit bağırdı.
Hiçbir şey anlamıyorsun! diye Aysu çantasını tutarken elleri titredi. Poyraz her şeyi kaybedebilir!
O zaman biz evsiz mi kalacağız? diye Ferit Aysuya doğru yürüdü. Buradan git. Anne babayı sağır gibi sağırla. Kendi sorunlarını hallet.
Aysu kapıyı çarparak çaldı, camı salladı. Emine koltuğa oturdu, yüzünü elleriyle kapattı:
Neden kardeşine böyle davranıyorsun? O hamile!
Nasıl? diye Ferit yorgun bir şekilde, boynunu ovuşturarak oturdu. Siz onu umursamıyorsunuz, sadece para istiyorsunuz.
Ama gerçekten zor bir durum… dedi Emine sessizce.
O da zor mu? diye Ferit eski daireye bakarak, yıpranmış duvarlara ve çatlamış pencere çerçevelerine işaret etti. Baba, bir yıl içinde emekli olacaksın. Anne, tansiyonun dalgalanıyor. O da sizi tek odalı bir daireye taşımak istiyor, yeni semte, hastaneye uzak.
Belki bir gün fikir değiştirir dedi baba usulca.
Bir hafta geçti, Aysudan bir haber gelmedi. Emine aramaya çalıştı, ama Aysu aramaları reddetti. Sonra beklenmedik bir şey oldu; Poyraz geldi.
Ferit işe çıkmak üzereydi, yeni bir yolculuk planlamıştı. Kapı çaldı, kapıda Aysunun eşi duruyordu; yırtık bir takım elbise, yorgun bakışlar.
İçeri girebilir miyim? diye sesindeki yorgunlukla konuştu. Bir şey konuşmamız lazım.
Emine sessizce damadı mutfağa götürdü. Ferit gitmek istedi, ama baba onu durdurdu:
Otur, dinle. Bu bütün aileyi ilgilendiriyor.
Poyraz uzun süre sessiz kaldı, soğuk çay bardağını döndürdü. Sonra konuştu:
Özür dilerim, Aysu ve ben hatalıydık. İşimizi kaybettik. Dün son mağazayı kapattık. Alacaklılar geldi, ürünler, kamyon, her şey aldılar. Düşündüm ki Aysuya güveniyorum, bu yüzden daireyi satmamızı istedim.
Ne oldu? diye Emine nazikçe sordu.
Her şey bir anda yıkıldı. Borçlar birikti, utanıyorum size yüzümü göstermekten. Aysu sürekli ağlıyor, hayatın nereye gideceğini bilmiyor.
Peki, nasıl bir çözüm bulacaksınız? diye Ferit meraklı bir sesle sordu.
Ben lojistik firmasında çalışmaya başladım, Poyraz. Aysu da bir alışveriş merkezinde yönetici olarak işe başladı, doğum sonrası çalışacak. Biraz para kazanacağız, ama hâlâ zor zamanlar.
Oda tekrar sessizliğe büründü. Ferit pencereye bakarak, gri bir sonbahar bahçesini izledi, aklı hâlâ kız kardeşinde dönen düşüncelerle doluydu.
Oğlum, diye baba birden seslendi. Dairenin satılmasını engellediğin için doğru bir şey yaptın. Hep Aysuya hep güzel davranıp onu bağışladık, ama o da değişti.
Bir ay sonra Aysu tekrar ortaya çıktı; zayıflamış, karnı hâlâ belirgin, süslü elbiseler yerine sade bir elbise giymişti. Koridorun ortasında oturup gözyaşlarını döktü:
Özür dilerim Bana çok şey verdiniz, ben
Emine ona sarıldı:
Tamam, geçeceğiz.
Ferit kız kardeşine baktı, bir zamanlar gururlu bir kadın gibi görünenini tanıyamadı; şimdi yıpranmış, makyajsız bir kadın, yıpranmış ayakkabılar içinde.
Tamam, dedi sonunda. Geçti gitti. Artık herkes gibi yaşayacaksın, gösterişsiz.
Teşekkür ederim, Aysu gözyaşları içinde, Ferit’in daireyi satmamasını hatırlayarak, hak ettiğini düşündü. Sen haklıydın, artık kendi ayaklarımız üzerinde duracağız.
O akşam uzun uzun oturup çay içtiler. Aysu dairesindeki çöküşü, bir mağazanın kapanması, Poyrazın şehir içinde para arayışı, gecelerinin uykusuz geçmesi hepsini anlattı.
Biliyorsun, dedi Ferit, Biz en iyisini hak ediyoruz diye düşünmek bir yanılgı. İşte gerçek şu ki; ben de direksiyon başında saatler çeviriyorum, şikayet etmiyorum.
Bir yıl geçti. Aysunun üçüncü çocuğu, bir erkek bebek dünyaya geldi. Poyraz lojistik firmasında çalışıyor, günlerini evde ürünlerle geçiyor. Aysu uzaktan çalışan bir metin yazarı oldu, ilk çeyrekte ödül bile kazandı.
Bir akşam Ferit kardeşini ziyarete geldi. Aysu mutfakta çocuklarla oynuyordu:
Gel kardeşim, çorba servisi yapayım.
Bir dakika, Ferit çantasından şeker ve oyuncak çıkardı.
Çocuklar çığlıkla koştu, Aysu gülümseyerek:
Her zaman şımartıyorsun onları.
Şımartmasam? Ferit bir torunu havaya kaldırarak yanıtladı. Onlar hâlihazın
da iyi çocuklar.
Daha sonra çocuklar odasına çekildi, Aysu Ferite çay ikram etti:
Biliyor musun, bir şirkete Transoil gibi bir teklif geldi. Poyraza daha iyi bir maaş var.
Güzel bir firma, Ferit onaylayarak başını salladı. Ben de onlarla sık sık çalışırım, zamanında ödemeler yapıyorlar.
Aysu bir an düşündü, sonra şöyle dedi:
Geçmişteki dükkanlarımızın yanından geçen bir eczane gördüm. Artık oraya bakınca hüzünlenmiyorum, sanki başka bir hayata adım attık gibi.
İşte bu, Ferit çayını yudumlarken cevapladı. Normal bir hayat sürebiliyorsun.
Ertesi gün Ferit anne ve babasını ziyarete gitti. Baba gazete okurken, anne pencere kenarında oturmuş çiçek ekiyordu.
Ferit, otur, konuşalım baba gazeteyi bıraktı. Emekli olmaya bir yıl kaldı.
Açık konuşalım, Ferit başını salladı. Biz de birikimimizi biriktirdik, şimdi bir peşinat verebiliriz.
Ne? babası şaşkın. Parayı mı?
Evet, bir peşinat. İlk ödemeyi yapalım, geri kalanını da ipotekle alalım.
Senin gibi çalışkan birini gördüğümüz için anne söze girdi. Emekli maaşın da arttı.
Teşekkür ederim, Ferit hayretle cevapladı, ama düşündü; kirada yaşamaktan bıktı, artık kendi evine sahip olmalıydı.
İki hafta içinde bir tek odalı daire buldu; şehir merkezine çok uzak değildi, işe yakın bir yer. Anne ve baba peşinatı ödeyip, geri kalanını ipotekle finanse ettiler.
Şimdi senin de bir köşen var, anne taşınırken Aysuya yardım ederken söyledi. Kirada dolaşmak yerine.
Aysu da yardım etti, perde ve tencere getirdi:
Bu bizim hediyemiz, yeni eviniz için.
Çok sağ ol, ama ben zaten bir şeylerim var Ferit gülümseyerek cevapladı. Senin de hak ettiğin bir şey oldu, doğruyu anladın.
Akşam herkes dağılmışken, Ferit yeni mutfağında oturmuş, dışarıdaki şehrin sesini dinliyordu. Çaydanlık ıslık çalıyordu, bir yandan da bir gülümseme belirdi. BaşarılıAile bağlarını yeniden inşa eden herkes, gerçek zenginliğin birlikte paylaşılan sevgi ve sorumlulukta saklı olduğunu anladı.




