Tülay Şahin, oğlu Mehmetin evine girdiğinde kalbi sevinç ve heyecanla çarparken, torunu Duruya getireceği sürpriz düşüncesiyle gözleri parladı. Elinde, pembe kuşakla bağlanmış, üzerindeki şık bir kurdeleyle süslenmiş yarım metrelik bir kutu taşıyordu.
Tülay hiç çekinmedi; zamanını, emeğini ve parasını harcayarak bu hediyeyi hazırlamıştı. Uzun bir operasyon yürütmüş, Eskişehirde eski oyuncak tamircisi olan Hasan Ustanın yanına gitmişti. Kendi elleriyle mavi bir elbise ve şapka dikmiş, fildişi rengi bir palto, keçe bot, yün atkı ve şapka, dantel süslemeli iç çamaşırları ve bir başka gömlek hazırlamıştı. Tüm bu parçalar, 1960ların sonunda, maddi sıkıntılar içinde büyüyen bir kız çocuğuna doğum günü hediyesi olarak verilen tek güzel oyuncağın hatırasıydı. O eski bebek, Tülayın kalbinde hâlâ taze bir anı olarak yaşıyordu; şimdi ise yeni bir yaşama kavuşacaktı. Modern oyuncakların soğuk ve cansız olduğunu düşünse de, bu eski bebek farklıydı.
Vay canına! dedi güzel kokulu bir damat, şaşkınlıkla. Bunu nereden buldunuz?
Bu benim tek ve eski bebekim! diye yanıtladı Tülay, kayınvalidesinin şaşkın bakışlarını fark etmeden. Kız kardeşimden köydeki eski evde buldum, orada hiç dokunulmamıştı. Biz sadece erkek çocuklar oldu, ben de onu alacak kimse bulamadım. Uzun yıllar kırık bir bacağıyla kutuda kalmıştı. O kırık bacak yüzünden çok ağlamıştım! Zamanla değişti, ama şimdi yenilenmiş haliyle çok güzel görünüyor, tam bir harika!
Torun Duru, büyük bir hevesle koşarak bebekten bir parça istedi.
Seviyor musun? sordu Tülay.
Çok güzel Ne güzel bir elbise Ben de isterim!
Sana da dikebilir miyim, aynı gibi?
Anneciğim, ama bu tarz kıyafetleri kim giyecek ki? diye araya girdi oğlu Mehmet.
Durdur, baba! Ben çok istiyorum! coşkulu bir sesle beşi yaşındaki Duru, bebekle oynarken haykırdı.
Al bakalım, güzelim, her şey senin olacak! diye temin etti Tülay. Bu bebek hâlâ Nazan olarak anılıyor.
Baa! diye bağırdı Duru, Nazan ismini sevmeyerek Chelsea diye bağırdı.
Ama tatlım! bağırdı Tülay. O bir köpek adı gibi!
Değil, bir çizgi film karakteri! dedi Duru, bacağıyla bebek üzerine hafif bir vuruş yaparak mavi gözlerini açtı. Görüyor musunuz?
Damat, kayınvalidesinin coşkusunu fark ederek, kendi anılarını hatırladı:
Ah, benim de çocukluğumda benzer bir bebek vardı! Yumuşak, dolgu içi Ne tatlıydı! Duru, bir an tutabilir miyim?
Duru, bebekten çekinerek başka bir büyüğün eline verdi ve hepsi birlikte hediyeyi incelerken gözleri parladı.
Ne güzel! sürdürdü kayınvalide. Gözleri, yanakları, o taze bakışları! Giysileri ne kadar özenle dikilmiş! Benim de çocukluğumda tam aynı mavi elbise vardı.
O eski Sovyet kalıplarına göre dikiyorum, diye ekledi Tülay utanarak.
Nasıl yani? Sen mi? Tüm kıyafetleri? şaşırdı damat. Harika iş, Tülay! Şaşırdım, sen dikiş işine yabancı değilsin.
Kayınvalide, yanaklarında kırmızı bir renk belirir gibi bir gülümsemeyle Tülaya bakarken, gözleri yeniden gençliğin heyecanıyla yanıyordu.
Şimdi bakalım bu bebek ne yapabilecek? diye seslendi kayınvalide, bebeğe hafifçe dokundu.
Bebek bir elektronik sesle Anne! diye bağırdı. Genç ebeveynler, Şahin ailesi, birbirlerine bakıp hafifçe gülümsediler. Tülayın gözlerinden bir damla yaş süzüldü; çocukluk anıları ona geri döndü. Kayınvalide birden gülümseyişini kaybetti, ama bir anlık bir çocuksu sevinçle gözleri parladı.
Bekle bir saniye! diyerek kayınvalide bebeği yere koydu ve şarkı söylemeye başladı: Top, top, top eder küçük bebek Yürüyor! Yürüyor!
Mehmet, gülerek, Bu modern çocuk için çok da şaşırtıcı değil, dedi.
Ben çocukken böyle bir bebeğe canımı vermeye hazırlanırdım. Ya da bir kilo haşlanmış turp yemeği diye ekledi Tülay, hafif bir iğrençlik ifadesiyle. Gerçekten bir hayaldi, bugün için bir rüya gibi.
Duru, bebeğin altında bir düğmeye basarak Anne! sesini tekrar duydu ve heyecanla bağırdı. Kayınvalide, Duru, lütfen düğmeye takılma, nasıl çalıştığını çözmeye çalışma, diye uyardı. Çünkü düğme de tamir edilmişti; zamanla kırılmıştı.
Büyükler sohbet ederken, aile üyeleri doğum günü şerefine birinci kadehleri kaldırdı. Duru bir kez masaya koştu, ardından yeni oyuncaklarla oynadı, aynı anda çizgi film izliyordu. Bebek de kıyafetleri çıkarılmış, yerde yatıyordu. Yanına bir kedi, Mırmır, sessizce yaklaşıp bebek saçlarını nazikçe yaladı. Tülay, pencere kenarında oturmuş, bu manzarayı kaçırıyordu.
Büyük torunumuz, Kaan, nerede? diye sordu Tülay.
Arkadaşlarıyla dışarıda, yanıtladı Mehmet. Gençliğin eğlencesi başka.
Ona da doğum günü kutladın mı? devam etti Tülay.
Evet, beş kez kulağını çekerek, yaşını sayıp ona boya kalemleri ve bir boyama kitabı verdik. dedi Mehmet.
Kulağına beş kez? kayınvalide hayretle sordu.
Şaka, şaka, dedi kayınvalide. Çocukken biz de benzer şeyler yaşadık; ablam beni saçlarından çekerdi, sen ise üzülmezdin.
Damat gözlerini devirdi, Belki de birbirimizi sevmeyi hiç öğrenemedik, dedi. Kayınvalide, Kendi çocukluğumuzda hep zor zamanlar geçirdik, diye ekledi. Tülay, bir anda bir papağanın varlığını hatırladı:
Dün sabah balkona çıktım, Merhaba güzelim! diye sesleniyordu. diye güldü.
Herkes kahkahalarla gülüştü; kayınvalide hafifçe kızdı. Duru, Anne, diyerek bebekten bir kez daha ses çıkaran bir ses duydu. Babası, Duru, bu güzel bebekle oynamayı bırak! Çok güzel bir oyuncak, dedi ve çantasından bir kırmızı renkli boya kalemi çıkardı. Kız, kalemle bebeğin yanaklarına ekstra bir gülümseme ekledi.
Amanın! diye bağırdı baba, Neden bu kadar bozuyorsun? diye bağırdı Tülay.
Duru gözyaşları içinde Üzgünüm, diyerek bebeği annesine götürdü. Mehmet, Belki yıkanır? diye sordu.
Banyoda sabunla yıka, ama saçını ıslatma, dedi kayınvalide, Tülaya destek olmak için elini tutarak. Çocuklar bazen değer verdiği şeyleri kıramaz; çok çabuk üzülürler. Üzülme, sadece bir oyuncak.
Sadece bir oyuncak mı? Tülay sessizce yanıtladı. Bir dakikalığına dışarı çıkıp, Mehmete yardım edeceğim.
Mehmet geri döndü, ardından Tülay da geldi. O, bebekle nazikçe konuşuyormuş gibi tutarak, mavi elbiseyi kaldırdı, kanepeye oturttu, yanaklarındaki boya lekelerini temizledi, saçlarını düzeltti ve gülümseyerek torununa baktı.
Gel, Duru, bir şey söyleyeceğim. Korkma, ben seni azarlamayacağım.
Kız, temkinli bir adım attı ve Tülay onu bir dizine oturttu; diğer dizde ise mavi gözlü bebek oturuyordu.
Ben de senin gibi bir çocuktum, ama çok az oyuncağım ve kıyafetim vardı. Eski evimizde üç kız kardeş birimiz vardı, bir erkek kardeşimiz de vardı; adı Kaan, köyde çiftlikte çalışıyordu, sonra orduya gitti. Annem tek başına bizi yetiştirdi, babam erken öldü; doğum günlerinde sadece altı lira değerinde bir çörek alabilirdik. Ben en küçüğü olduğum için her şeyi eksik alırdım ama şikayet etmezdim. Annem bizim için elinden geleni yapardı; beş yaşından beri ev işleri yapar, kazların bakımını üstlenirdim.
Kaan iki yıl orduydayken, bahçemize bir oyuncak dükkanı gelmişti; içinde çok güzel bir bebek vardı. Hiç kimse satın alamazdı, çok pahalıydı; ona Nazan adını vermiştik.
Kaan doğum günümden bir gün önce geri döndü, ben sekiz yaşındaydım. Annem çam ağacından bir pasta, çilekli bir pasta yaptı, misafirler gelecek, arkadaşlarım O gün dışarıdan bir grup kız çocukları koşarak geldi ve bağırdı:
Tülay! Kardeşin Nazanı senin için almış! Ne şanslısın! diye haykırdılar.
Şok oldum, inanamadım Oynamak, dikiş dikmek, okutmak Bir bebek! Bir rüya! O anda Kaan elime bir kutu uzattı, içindeki bebek benimdi. Kırık bir bacağı vardı, ama yine de benim en iyi arkadaşım oldu; ona yemek verir, okur, gece uyurken yanımda tutardım. Dördüncü yıla kadar onunla hiç ayrılmadım. Sonra bir gün bir çocuk bacağını kırdı; yine de ona tutunurdum. Sonunda onu bir kutuya koyduk, ama Nazan kalbimde hep kaldı.
Allahım dedi kayınvalide, gözlerinden yaşlar süzülerek.
Tülay, etrafına bakarak, anıların kendisini nereye götürdüğünü fark etti; sadece bebek ve torunu Duru kalmıştı. Herkes duygulandı, kayınvalide dudaklarını büzdü, gözleri nemli bir mendille sildı.
Şimdi, sevgili Duru, bu bebek senin artık. Tamir edilmiş, yenilenmiş, yeni gibi. Ne ister isters, ben kırmam. Senin.
Duru bebekle sıkı sıkı sarıldı, hafifçe sallandı ve gömleğine çarptı:
Anneanne, artık Nazana zarar vermeyeceğim, o benim en sevdiğim olacak. Gerçekten hak ediyor.
Nazan mı? Sen ona Chelsea dedin, şaşırdı Tülay.
Hayır, Nazan. Nazan diyerek Duru bebek başını öptü, Ne güzel bir bebek, sevgili nazar boncuğum! diye ekledi.
Aile birbirine bakıp gülümsedi.
Şerefe! dedi damat, kadehini kaldırarak, Duru ve Nazana! Bizim nazar boncuklarımıza!
Bu sohbet, sadece eski bir oyuncağın değil, geçmişin değerini, sevginin ve hatıraların geleceğe taşınmasının önemini hatırlattı. Yaşanan her an, geçmişin kırık parçalarını onarmanın, sevgiyle yeniden birleştirmenin ve en önemlisi, yeni nesillere umut ve şefkatle miras bırakmanın yolu olduğunu gösterdi. Bu, nesillerin köprülerini kuran bir yaşam dersi oldu.




