7 Ekim 2025, Pazartesi
Bugün, ailesel sorumlulukların ne kadar karmaşık bir düğüm haline geldiğini bir kez daha düşündüm. Babamın da aynı hakkı olduğunu söyleyerek, Bana bu parayı öde, diye bağıran oğlum Mertin sesini duydum. Oysa ben, annemin (Ayşe) gözünden bakınca, hâlâ çocuğuma karşı bir sorumluluk hissediyorum.
Mert, yeni bir çift çorap almak istedi. Bunları almam lazım, dedi kendinden emin bir dille. Babamın bana gönderdiği harçlığı sadece bu çoraplar için mi harcayacaksın? diye sorarken, babamın eski eşine (Zeynep) olan nafaka ödemelerinden bahsetti. Ayşe, bu soruya net bir yanıt vermekten kaçındı; çünkü kocasının bir süredir eski eşiyle hesabına para gönderdiğini, ona da gerekli kıyafetleri al diye talimat verdiğini hatırlıyordu.
Gözlerimde bir kırgınlık belirdi. Neden babamın gönderdiği para sadece senin ihtiyaçların için harcanıyor? diye sorduğumda, Ayşe gözyaşlarını tutamadı ve çorapları rafına geri koydu. O an kendimi bir sweatshirt’ün cazibesine kaptırdım; hemen deneme kabinine girdim ve bir iki model denedim.
Ali, (kardeşimin adı) de aynı mağazadan bir sweatshirt almayı planlıyordu. Fiyatını kontrol ettik; etikette 1.000 TL yazıyordu. Bütün alışverişin toplamı 10.500 TLye yaklaşıyordu, ki bu miktar, ayda annemizin bize gönderdiği nafaka tutarını zorlamakla kalmayıp, ek bir para kaynağı da gerektiriyordu.
Mert, Bu benim için harika! diyerek, deneme kabininden çıkıp sweatshirt’ü bir sepetin içine attı. Kasiyer, Toplam 10.500 TL lütfen, dedi. Ben ise cüzdanda sadece 9.000 TL olduğunu fark ettim. Şimdi ihtiyacın olmayan şeyleri bir kenara bırak, eksik parayı ben doldururum, dedim ona.
Mert, Babam da beni desteklemek zorunda, kanun bana bu hakkı tanıyor, diyerek, Alifin (arkadaşım) cüzdanından para çıkarmasını istedi. Bu bir ayın harcaması, diye ekledi. Kıyafetini öde, ama yemek masraflarını da unutma; bir daha para vermeyeceğim. dediğimde, ciddi bir ifadeyle mağazadan çıktım.
Akşam eve döndüğümde, Mert yeni ayakkabılarla, markalı çantalarla dolu birkaç torba getirmişti. Ayakkabılar çok şık, bu arada buzdolabında bir şey var mı? diye sordu. Artık deri ayakkabılar var, onları kendin pişir, dedi. Anne, cidden konuşuyorum.
Şaka mı yapıyorsun? diye cevap verdim. Babamı arayayım, sen yine boş konuşuyorsun. İyi şanslar, diye gülümseyerek yanıtladı.
Telefonla babama bağlandım: Bir ay kadar senin yanında kalabilir miyim? Neden tatile çıktın? Biraz para gönderebilir misin? Param yok dedim. Görüşürüz, diyerek konuşmayı sonlandırdık.
Ertesi gün, üzgün bir yüzle odasına çekildi ve babası eski eşini aramaya başladı. Aranızda ne oldu? diye soruldu. Oğlumun bugün kendini hak sahibi hâlâ görmesi ve bizim ona bakmamız gerektiği anlatıldı. Nöbetçi olmak zor, ama onu doyurmak gerekir, yoksa aç kalır. Nafaka parasıyla bir şeyler alıp, kalanını ona vermek en doğrusu, diye bir öneri getirildi.
Üç saat sonra evde internet kesildi; Mert öfkeyle annesine yöneldi. Şimdi internete neden para ödeyeceğim? Sen gerçekten delirdin, babam da aynı dedi, diye bağırdı. Gelecek ay babamın yanına taşınacağım, dedi. Üç çocuğu olan bir aileye mi gireceksin? Söylediğin gibi yapacağım.
Ayşe, aylık harcamalarının nafaka tutarından çok daha fazla olduğunu anlattı. O an oğlumun kendine haksız bir tutum sergilediğini fark etti ve özür diledi. Yaz tatilinde yarı zamanlı bir iş buldu; annesine bir nebze de olsa maddi destek olmaya karar verdi.
Bugün, aile bağlarının ne denli kırılgan ve aynı zamanda ne kadar dayanıklı olduğunu bir kez daha anladım. Kendi iç sesim, Gözümdeki ışığı kaybetmeden, herkesin hakkını korumalıyım, diye fısıldıyor. Bu satırları yazarken, gelecekteki günlerde bu dengeyi nasıl kuracağımızı düşünmek zorunda kalıyorum.
AyşeMert, yılın sonuna kadar hem annesine hem de babasına maddi destek olabilmek için birikim yapmaya karar verdi.




