Akşam yemeği hiç bir şey yapılmadı demek ne demek? Biz buraya senin yüzünden gelmedik! diye kayınpeder Ahmet, boş masaya otururken bağırdı.
Bu durumu neden katlanıyorsun, Zehra? diye meslektaşı Gül, şaşkınlıkla başını salladı. Ben uzun zaman önce ayağa kalkardım.
Zehra sadece kahvesini karıştırarak iç çekti. Öğle molası neredeyse bitiyordu, arkadaşının sözleri de rahatlatıcı gelmemişti.
Bazen sanki bir cadde kenarında yaşıyormuş gibi hissediyorum. diye sözcüklerini sürdürdü, fincanını kenara iterek. Düşünsene; bir toplantıdan dönüyorum, ayakta bile zor kalıyorum. Mutfakta kayınvalidem ve onun arkadaşı çay içiyor, sanki evleri onlar! Mert bile beni uyardı bile mi?
Peki ne yaptın?
Ne yapabilirdim ki? Gülümseyip çaydanlığı koydum, kurabiye getirdim
Gül başını salladı. Kendin eğittin onları. Beş yıldır bu hâli katlanıyorsun.
Zehra otomatik olarak şakaklarını ovuşturdu. Son aylarda sürekli başının ağrısı hâlâ yüzüne çarpmıştı.
Mertin dediği gibi mutlu olmam gerekiyor; anne babam bana bir kız gibi davranıyor.
Ne kadar sık geliyorlar?
Haftada üçdört kez en az. Özellikle kayınpeder Ahmet, habersiz gelip oturup Bizim zamanımızda diyerek akşam yemeğini soruyor.
O anda Zehranın telefonu titreşti. Mert, anne babasının akşam gelerek hafta sonu planlarını konuşacaklarını mesaj atmıştı.
Bak, diye Zehra telefonu Güle uzattı. O bir soruya cevap vermiyor, bir gerçek söylüyor.
Ve daire senin, değil mi? Gül gözlerini kısarak sordu.
Evet. Evlenmeden önce aldım, konut kredisiyle boğazda kaldım hâlâ üç sene ödemenin var. Merttan hiç bir kuruş almadım. Babam Boşanırsan daireyi paylaşmak zorunda kalırsın diye beni öldürmeye çalıştı, o yüzden her şeyin tek sorumluluğunu ben üstlendim, faturalar da bende.
Onlar bunu biliyor mu?
Elbette. Viktor Stepanovich gibi birinin bile Burası aile yuvası demesi bir şey ifade etmiyor.
İş günü uzayıp gitti. Zehra raporları bir türlü toparlayamıyordu; akşam ne olacağı düşüncesi aklını kurcalıyordu. Gülle konuşunca içindeki bir şey kırıldı. Eskiden her şeyi normal kabul eder, ailenin böyle olması gerektiğini söylerdi; şimdi ise
Saat altıya geldiğinde, Zehra karar verdi: Bu akşam yemek yapmayacağım. Bir kez olsun, bir insan olduğumu, hizmetçi olmadığımı hissettireceğim.
Eve vardığında ilk iş duş aldı, rahat bir elbise giydi, mutfağa bakmadı. En sevdiği koltukta oturup uzun zamandır okumak istediği kitabı açtı.
Saat yedide zil çaldı. Kapının önünde Ahmet elinde taze bir gazete tutuyordu, ardından Fatma, bir torba çekirdekle gülümsüyordu.
Gelmek için buradayız! diye neşeyle mutfağa yöneldi Fatma.
Zehra sessizce başını salladı. Kayınpeder, sokağa çıkmış ayakkabılarıyla oturma odasına girip koltuğa oturdu.
Bugün akşam ne var? diye gazete açarak sordu.
Hiçbir şey, diye kısaca cevap verdi Zehra.
Ahmet gazeteyi kapattı. Nasıl hiçbir şey? Ayakta durma! Bir şeyler yap!
Kapı çarptı, Mert içeri girdi.
Selam millet! Anne baba, zaten buradasınız zaten!
Fatma mutfaktan başını uzattı. Mertçik, Zehra bir şey hazırlamadı.
Hiçbir şey hazırlamadı mı? diye Mert kaşlarını çattı, eşine baktı. Anne babam geliyormuş bildiğin zaman söylemiştin.
Biliyordum, dedi Zehra sakin. Öğle yemeğinde bana söylemiştin.
Mümkün müydü bir şeyler yapmak? Bu ilk defa olmaz ki.
Zehra, kayınvalidenin kocasına anlamlı bir bakış attığını fark etti.
Tam da o bu ilk kez değil, onuncu kez. Sürekli kafeterya gibi hissetmekten yoruldum.
Fatma, Sevgili, ne diyorsun? diye başladı.
Ben senin sevgilim değil! diye seslendi Zehra, titrek. Bir adımım var. Kendi hayatım var. Kendi dairem var!
Mert! diye Ahmet müdahaleye girdi. Sakın bu çılgınlığı kes!
Çılgınlık mı? Zehra acı bir kahkaha attı. Beş yıldır hayır diyemedim, şimdi hayır diyorum.
Ahmet gazeteyi göstererek alay etti. Mert, seni şımarttım. Bunlar da sonuç.
Zehra, Benim evim senin evin değil, çalmak istediğin evin! diye bağırdı, elleri titriyordu.
Fatma ellerini havaya kaldırdı. Mertçik, duymuyor musun? Bizi evimizden çıkarıyor!
Mert, hemen özür dile! Ahmet bağırdı.
Hayır, diye Zehra direndi. Artık normal bir hayat istemiyorum. Sürekli ziyaretler ve emirler değil. Başkaları için yemek pişirmek istemiyorum! Yorgunum!
Mertin ebeveynleri evden çıkmak üzereydi. Fatma Zehrayı bencil ve nankör diye söylerken, Zehra bir an için sessizliğin içinde umudu buldu.
Bir akşam Mert, ebeveynlerinin bir kaç gün kalacağını duyurdu. Zehra, üç günlük iş seyahatinden yeni döndüğünde, yorgun ve bitkin hâlde Uçaktan yeni çıktım, dinlenmeye ihtiyacım var demek istedi.
Mert bakışlarını telefona dikti, Biliyorlar, burada olmayı çok seviyorlar, dedi.
Ebeveynler akşam gelişti ve iki kocaman bavul taşıdılar. Ahmet hemen oturma odasına geçip TVyi sesini açtı. Fatma montunu çıkarmadan mutfağa koştu.
Zehra canım, yolculuktan karnımız zil çalıyor. Hemen bir şey hazırlasın.
Çalışıyorum, diye Zehra dizüstü bilgisayarına baktı. Teslim tarihim yaklaşıyor.
Fatma alaycı bir sesle: Çalışıyor mu? Kocanın annesi ve babasına bir çaba gösterebilir misin?
Ahmet sesini yükseltti: Zehra, telefonla ilgilenebilir misin? İnternet sorunlu.
Şu an yapamam, dedi Zehra.
Daima böyle, diye bağırdı Ahmet. Yaşlılara saygı yok.
Mert sessiz kaldı, Zehra dişlerini sıktı ve işe devam etti. Yarım saat sonra Fatma mutfaktan seslenerek: Ne kadar daha meşgulüm taklidi yapacaksın? Açız!
Sipariş verin, diye Zehra bağırdı. Buzdolabında menü ve numara var.
Fatma somurtarak: Biz ev yapımı yemek isteriz. Bizim zamanımızda…
Ben senin eski dönem kız evlâdı değilim! Zehra dizüstü bilgisayarını kapattı. Kendi hayatım, işim, planlarım var! Neden her seferinde sizleri memnun etmeye çalışayım?
Odadaki sessizlik çığ gibi büyüdü.
Mert, Ahmet yavaşça söyledi, karını nasıl konuştuğumuzu duyuyor musun?
Mert, eşim sadece yorgun, dedi Mert, Ben akşam yemeği kendim hallederim.
Hayır, oğlum, Ahmet koltuktan kalktı. Bu sadece yorgunluk değil. Kadın kendini büyük görmüş, daire onunmuş gibi davranıyor.
Biliyorsun ki bu benim dairem, Zehra yükseldi. Burada kim nerede oturur, ben karar veririm!
Mert omzuna dokunarak: Biraz daha hoşgörülü olabilirsin! dedi.
Bırak beni, Zehra sessizce fısıldadı. Dayanamayacağım.
Fatma birden bağırdı: Haydi, yemek yap, bir şeyler söyleyecek zamanı kalmadı.
Üç çift göz Zehraya bakıyordu; o da onlara teslim oldu.
Günler sonra Mertin anne babası nihayet evden ayrıldı. Zehra barışın evine döneceğini umdu, iki ay nispeten huzurlu geçti.
Bir akşam işten dönerken sıcak bir banyo ve çay hayali kurdu. Kapıyı açtığında mutfakta sesler ve bulaşık çınlaması duydu. Ahmet ve Fatma, dolapta kalanlar ve tencerelerle kendilerine yer etmişti.
Ah, işte geldin! dedi Ahmet gazeteyi bırakıp. Bugün ne pişireceksin?
Zehra çantasını yavaşça yere bıraktı. Hiçbir şey.
Mert pencerenin yanında sessizce durdu, gözlerini kaçırdı. Ahmet somurtarak: Hiçbir şey demek ne demek? Biz buraya senin için gelmedik! Yemeğin için geldik!
Zehranın içindeki bir şey kırıldı. Beş yıl süren aşağılamalar, fedakarlıklar bir anda boştu. Artık kimse onu insan olarak görmüyordu.
Anladım, diye kalktı Zehra. Yemek mi? Ben değildim, sadece senin çocuğun misin sandım.
Mert, dur, dedi Ahmet.
Hayır, Zehra koptu. Bu bir kafeterya değil, bir otel değil, benim evim! Ve bir daha kimse bana bu şekilde davranamaz.
Fatma ellerini havaya kaldırdı. Mertçik, ne dediğini duymuyor musun?
Beş yıldır beni duymadınız, diye devam etti Zehra. Beş yıl boyunca yemek yaptım, ziyaretlerinize katlandım ve sen gözlerini Merte çevirerek hiç yanımda durmadın!
Mert, sen hatalısın! diye bağırdı Ahmet. Sen
Ne? Zehra kesti. Kendi evimde hizmetçi gibi yaşadığım için mi?
Ahmet kalktı. Gidip işimizi görürüz. Senin kendi kararlarını almanı engellemek istemeyiz.
Tamam. Zehra başını salladı. Git. Davet etmeden tekrar gelmeyin.
Mert! diye elini tutup yaklaşıp: Özür dile! diye bağırdı.
Hayır, Zehra elini çekti. Seç, Mert. Ya benim sınırlarımı sayarsın, ya da diyip durdu anne babana da git.
Sessizlik bütün odayı kapladı. Zehra Mertin gözlerini ebeveynlerine ve ona bakarken izledi. Sonunda Mert başını eğdi.
Üzgünüm Zehra. Onlar benim ailem.
Ya ben? diye fısıldadı Zehra. Ben neyim?
Mert uzun süre eşinin yüzüne baktı, bir şey bulmaya çalışır gibi.
Kararını değiştirmeyecek misin? diye sordu.
Zehra başını salladı. Gücünü bulmuştu; özgürlüğünü geri almıştı, vazgeçmeye niyeti yoktu.
Mert sessizce ceketi alıp anne babasıyla birlikte dışarı çıktı. Kapı çarpıyarak kapandı, ev bir anda sessizleşti. Bu, evliliğin sonuydu.
Zehra bir sandalyeye oturdu, gözyaşları gelmedi; aksine bir rahatlama hissetti, yılların yükünü bir anda bıraktı. Telefonu titreşti; Gülden bir mesaj: Nasılsın?
Zehra gülümseyerek yanıtladı: Hayal et, nihayet




