Kayınpederimi Eğlenceli Bir Şekilde Yola Getirdim

Ne olur, kocamı beslemeye mi çalışıyorsun? Vicdanın yok! bağırıyor Ayşegül Şahin. Önce tek evladımı kalbimi kırdun, şimdi de kocamı kırmaya niyetleniyorsun!

O ne işe yarıyor bana? Kendi eşimi ve çocuklarıma bakmam lazım! kızgın bir sesle yanıtlıyor Mehmet Yıldız.

Senin pişirdiğin yemeklerden hoşlanmadığını ne zaman anladın? sorar Ayşegül hâlâ.

Beğeniyorum, ama kırk yıldır aynı şey! Tekrar tekrar aynı tarifler! En azından bir yemek kitabı aç da bir şeyler değişsin! diyor Mehmet somurtarak.

Sana o kadar çok açacağım ki, alfabeyi bile sevmiş gibi hissedeceksin! Bu kadar mı soframı beğenmiyorsun, Gülün tarifini denedin mi? diye atıyor Ayşegül.

Denedim, o kadar çok yedi ki! Çocuğumun ve torunlarımın yemeklerini bile ona emanet ederim! gülümseyerek söyler Mehmet.

Anladın mı? Beğendin mi? Şimdi gel oturup, gelinimle tartışmak mı istiyorsun? atıyor Ayşegül, kocasına bağırarak. Her şey yolunda gitti, ama sen ona tenceresini temizletmedin!

Ben başka bir mutfak denemeliyim! Belki orada bal ve nektar bulurum! der Mehmet, akıllıca bir kelimeyi savurur gibi.

Ne konuşuyorsun sen? Yemek yapmayı bilmiyorsun! Ama yine de beni kız kardeşlerime davet etmiyorsun ki, orada doyumsuz kalmayayım! söyler Ayşegül. Arkadaşlarıma da izin vermiyorsun ki beni bir şeyle doyursun! Yemekhane de gitmez ki, mideme düşman olmaz!

O zaman sana bir yüksek yemek yapacağım! Seni çatı katına götürür, ekmek ve su gibi bırakırım! tehdit eder Ayşegül. O zaman suyla pişen yulafın tadı bile seni mutlu eder!

Kime tehdit ediyorsun? Bana mı? Eşime mi? Vicdanın yok mu! kızgınlıkla yanıtlar Mehmet. Ben seni boşadığımda, bütün köyde duyururum seni kötü beslediğimi!

Çıktı mı gidecek? bağırır Ayşegül. Orada seni bekleyen var, özellikle Gül seni bekliyor, sabırsızlıkla!

O, benim buzdolabına yaklaşmanı istemedi! ekler Ayşegül. Gelir gelmez seni geçimden mahrum bırakacaklar!

Ben de bir şey söyleyeceğim! söyler Mehmet. Gülün gelir gelmez ona maddi zarar verdim! Ona maaş veririm, seninle değil! Benim maaşımdan ona yemek aldırırım!

Ayşegül, kocasının karakterini çok iyi bilir; tehdit ciddi, kararından dönmez. Sonuçta, başka bir çözüm bulmak gerekir.

O zaman şu işe bakalım! der Ayşegül kararlı bir sesle. Kredi kartını al ve İstanbula git! Orada istediğin yemek kitabını satın al, ama unutma, bana yardım etmek zorundasın!

İşte bu, her şey böyle başlıyor! sevinçle bağırır Mehmet. Üç dakikada kartı alıp yola çıktım. Hatta istasyonda bir kafeye uğrayıp atıştırma da yaptım!

Gül! seslenir Ayşegül evin yarısına doğru. Gidelim, kavga edip sonra barışalım!

Hemen barışabilir miyiz? sorar Gül, ortak mutfağa girerken.

Bu tarzın kuralı böyle, ellerini açıp anlatır Ayşegül. O zaman, başlayın!

Ayşegül, evde kimse olmadığı için yüksek sesle bağırabilir; bu da sahnenin gereği. Gül önceden hazırlanmış gibi konuşur:

Kocamı beslemek istiyorum! Ama bir misafir geldi, buzdolabını çaldı, markete koşmak zorunda kaldım! Parayı kendim kazanıyorum!

Kocanı daha iyi besleseydiniz, seni yemeği yutmazdı! diyerek Gül ekler. Ben de ne yaparım, bir ayak çektiğimde o çatalı ve bıçağı saklar!

Eşim işten eve gelir, onu neyle besleyeyim? Sevgiyle mi? diye bağırır Gül. Çocuklar iki tane! Onlar da aç, masada yemek çalıyor, kaşıklarla çalıyorlar!

O tadını çalan adamı yakalayıp bir şeyler söylerdim ki, bir ay boyunca tencereyi boş boş bırakmasın! ekler Gül.

Ayşegül gülümseyerek, geliniyle tartışmayı sever. Aleni bir şarkı gibi iki sesli bir şarkı söyler gibi:

Gülüm, der Ayşegül nazikçe, komşu sandalyeye dokunarak. Görevli adama bir ders vermeliyiz!

Eşiniz siz karar verin, yanıtlar Gül. O da benim kayınpederim! Eğer Stepâ babamı incelerse, evde kim sorumlu olur?

Sen köyde bütün tıbbın! Bir insanı nasıl biriktiririz, ışığını kaybetmeden! der Ayşegül. Ben de sana çok minnettar olurum!

Olur, kabul eder Gül. Karşı istihbarat çalışıyor! Ama o memnun olmazsa, beni desteklersiniz, değil mi?

Hem destekleyecek, hem de ödüllendirecek! söz verir Ayşegül.

***

Genç bir aile nedir? Birçok sevgi, şefkat ve pek az para! Şehirde, genç sorar mı, hepsi girişimci! Stepâ ve Gül köyde yaşayan iki sıradan insan. Stepâ mekanikçi, traktör ve biçerdöverle uğraşır; Gül ise bir sağlık ocağında hemşirelik yapar.

Stepâ köye döner, Güle bir çoban köyünde çalıştırılır; burada tanışırlar, Stepâ hemen Güle evlenme teklif eder:

Her gün seninle yürürüm, sen kabul etmezsen başka birine bakma! der.

Bir yıl boyunca Güle tapan Stepâ sonunda Güle aşkını ilan eder. Gül de ona aşıktır; Stepâ iyi kalpli, çalışkan, dürüst bir adamdır; parası da azdır.

Düğünleri büyük bir kutlamayla yapılır; Gülün akrabaları dört gün yol alır. Genç çift, Stepânın ailesinin evinde yaşamaya başlar. Ancak bir sorun çıkar:

Nasıl yaşayacağız? Tek ev mi, yoksa ayrı ayrı mı? diye sorar kayınvalidesi.

Ne düşünelim? der kayınpeder. Onlar genç, ayrı yaşasınlar!

Peki, nereye gidelim? sorar Stepâ babasından.

Burası iki aileyi barındıracak şekilde inşa edildi! der Mehmet, gülerek. Duvarları yıkarız, tek çatı altına iki aile sığar!

Böylece ortak mutfak, ayrı banyolar ve bir çatı altında iki aile yaşar. Yaşam düzeni zorunlu olur; Gül, kooperatif yurdunda kalmıştır, kayınvalidesi ise servetini paylaşmaz. Çocukların bakımı için bir buzdolabı, mikrodalga ve çatal-bıçak takımı krediyle alınır, arada bir eksik şeyler eklenir.

Ortak mutfakta zaman zaman çekişmeler olur; bazen bir ateşli tartışma olur, ama büyük bir çatışmaya dönüşmez. Çatışmalar çocuklar dört ve dokuz yaşına geldiğinde tırmanır.

Gül akşam yemeği hazırlar, aniden komşu köye acil çağrı gelir. Gül not alıp, çavdızı sıcak tutar, Stepânın yemeğini ısıtmak için çorbayı battaniyeye sarar, çabucak köye koşar. Gül döndüğünde Stepâ şikayet eder:

Vicdanın var mı? İşin var, ama aileye bakmayı unutma! Çocukları okula bırakıp eve gelince yemek yok!

Nasıl yemek yok? şaşkına döner Gül. Ben pişirdim!

Buzdolabına baktık, ne ekmek ne de peynir var! Sen mutfağa dikkat etmezsen, karnımız aç kalır!

Stepâ, Gülün maaşını ay sonunda alır, markete gidip buzdolabını doldurur, ama yeterli ürün kalmaz. Gül, bir ay boyunca et, peynir ve tereyağı alır; üç gün yeterli olur. Bu yüzden Stepâ, Gülün yemeklerini eleştirir.

Mehmet bu suçlamalara yüksek sesle yanıt verir:

Deliliniz nerede? Delil yoksa, neyi suçluyorsunuz? Başkasının mutfağını çalanı suçluyorsunuz!

Çalınmazsa çalınmaz! der Mehmet. Açgözlülük kötüdür!

Gül, kayınvalidesine gider:

Biz para içinde yaşıyoruz, ama eşime ve çocuklara lezzetli şeyler almaya çalışıyorum. Bu sizin kocanızın iştahını artırmıyor mu?!

Ayşegül, kayınvalideye karşı acımaz, söze döner:

Eğer üzülüyorsan, söyle!

Evet, üzülüyorum! dürüstçe cevap verir Gül. Ben çalışıyorum, Stepâ çalışıyor! Çocuklarımız iki, torunlar sizin! Kocanız hâlâ onları doyuruyor, bu normal mi?

İkisi de kırgınlıkla ayrılır. Kayınpeder, Gülün yemek yapmadığını, gelinin yemek yapmasını öğrenmesi gerektiğini söyler. Ayşegül, kocasını dizginlemek için aşırı önlemler alır, genç çifti evden uzaklaştırmak ister, çünkü bir kez bahçeye giden adamı geri gönderemez; dışarı atılsa da başka bir yol bulur.

Eğer Gül hemşire olmasaydı, askeri komutan olmalıydı! Strateji yeteneğiyle hastaları iyileştirirdi. Ancak bir gün buzdolabına bir pentagram çizer, yüksek sesle ilan eder:

Büyü yaptım! Buzdolabından izinsiz yiyen herkes lanetlenir! Sadece ben, eşim ve çocuklarım yiyebilir!

İki mum yakar, bir tutam adaçayı yakar, beş dakika bakır bir tencereyi spatula ile çırpar. Mehmet dua eder, sol omzundan tükürür, gömleğine iğne batırır, pantolonunu ters çevirir; bu haliyle büyüyü kırar, buzdolabının kapağını tutar, sosis keser, cherry domates yer, mozzarella topu atar, gözlerini kapar, kedinin güneşte uyumasını izler ve işlerine devam eder.

Bana bir şey olmaz! der kendinden emin.

Tabii ki! der Gül soğuk bakışlarıyla. Buzdolabından çalanı Tanrı’nın farmakolojisi lanetler!

Mehmet bir şok hapı, bir laksatif ve kalp çarpıntısı yapan bir ilaç çıkarır. Gül, Mehmetin nefesini izlerken ona şöyle der:

Ruhun büyülü yiyecekleri kabul etmiyor mu? Ben de uyarıyordum!

Mehmet banyoda tek başına buharlaşır, çamaşırlarını yıkar, annesini, babasını ve büyükannesini anımsar, Gelinin aynı soydan! diye haykırır. Kayınpeder, iki milyon lira bulur ve Güle verir; böylece genç çift ev inşa edebilir.

Başka bir köye olsun! şimdiriyle ekler kayınvalide. Parayı da vadeye yatırdığımda çıkarırım!

Sonunda her şey güzel biter; kayınvalide torunlarıyla sık sık ziyaret eder, kayınpeder ise bir daha evde yemek yapmaz.

Toprağı yiyerek geçinir, onun ellerinden bir şey almaz! der kayınvalide. Cadı gibi!

Rate article
Lifequest
Kayınpederimi Eğlenceli Bir Şekilde Yola Getirdim